İki Askeri, İki Sivil Darbe...
Tarih: 27-08-2007 12:04


12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 askeri darbeleri; ikisi de ABD'nin güdümündeki kimi generallerin ABD'nin (ve Batı'nın) çıkarları için yaptığı eylemler.

3 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007 "sivil" seçimleri; ABD'nin (ve Batı'nın) öne çıkarıp desteklediği siyasilerin (ve partinin) iktidara taşınması...

Askeri darbeler soğuk savaş döneminde oldu; küresel olarak Doğu-Batı dengesi geçerli. 3 Kasım ve 22 Temmuz seçimleri... "Soğuk savaş bitmiş" , sıcak savaşlar başlamış; sömürgeciliğin adını, "küreselleşme" olarak değiştirmişler.

Hangi işbirlikçi köktendincilerin, ABD'nin güdümündeki büyük sermaye ile "imam nikâhıyla" evlendirilip sahneye çıkarılacakları, Dr. Morton Abromowitz 'in emrindeki uzmanlar tarafından daha 1996'da yazılmış, belgelenmiş. Her şey gözler önünde olmuş.

Seçimler medya terörü ve köktendinci cemaatlerle yürütülmüş; borsa ve yabancı para Demokles 'in kılıcı gibi kullanılmış, toplum körleştirilmiş. Bunun adına, "sivil ve demokratik seçim" denmiş.

Yine ABD'nin (ve Batı'nın) istediği sonuçlar, planlandığı gibi yerine getirilmiş.

Askeri ve sivil darbelerin ortak yönleri

12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 3 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007, bu dört nokta arasında o kadar sağlam bir bütünlük ve tamamlaşma var ki! İnanılır gibi değil.

Hele bir sıralayalım bakalım:

1) Dördü de ABD'nin (ve Batı'nın) desteklediği ve yönettiği operasyonlardır.

2) Sosyal devlete, toplumsal haklara karşı sonuçlara ortam yaratmış ve yaratmaktadır.

3) Dördü de kademe kademe 1961 Anayasası'ndan uzaklaşmaya yöneliktir.

4) Türkiye'yi iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel planlarda Washington'a ve Brüksel'e daha fazla bağlayan operasyonlardır.

5) Türkiye'de giderek "İslamcı (ve köktendinci) yapılanmanın" derinleşmesine yol açan sonuçlar doğurmuş ve doğurmaktadırlar.

6) Dördü de serbest piyasanın, özelleştirmenin ve dışa açılmanın öne çıkmasına neden olmuşlardır.

7) Hepsi de "Batı'nın emperyalist güçlerinin Ortadoğu'daki etkilerini artırmaya yöneliktir".

8) Büyük sermaye ve İslamcılar, dördünü de desteklemişlerdir. Çünkü dördü de ABD bağlantılıdır. Dışarıdan yönetilmişlerdir, aynen senaryoda yazıldığı gibi.

Aralarındaki farka gelince...

1) İlk ikisi askeri, sonuncular "sivil operasyonlardır". Biçimsel olarak "seçim" de diyebiliriz.

2) İlk ikisinde bürokrasi, "oligarşi içinde ağırlıklı olarak yer aldı". Son ikisinde ise tarikatlar, cemaatler ve etnik ayrımcılar öne çıktılar. Tabii büyük sermayeyle birlikte...

Dördü de "içimizdeki oligarşinin ABD ile birlikte yürüttükleri" operasyonlar olmalarına karşın "oligarşinin kompozisyonunda" bazı değişiklikler oldu.

Büyük sermaye, şeriatçı ve bölücülerden oluşan oligarşi yalnız Türkiye'de değil, Ortadoğu'da ABD ve AB'nin en fazla itibar ettikleri ortaklarıdır.

Oligarşinin alışverişi...

Demokrasi adı altında Türkiye'de (ve Ortadoğu'da) oligarşi bu oyunu oynar durur. Soğuk savaş döneminde Türkiye'de bürokrasi ve kimi askerler ön plandaydı.

Soğuk savaş sonrasında bürokrasinin yerine oligarşinin içine sermaye, tarikatlar ve bölücüler yerleştiler. Bu üç grup da "tarif gereği" sağ ve liberal olmak zorundalar. Sol ancak "antiemperyalist ve halkçı toplumlarda" öne çıkabilir. Güney Amerika'da olduğu gibi.

Bu köşede hep yazmaya çalıştım. Türkiye'de oligarşinin ve emperyalizmin egemenliğine son verebilmek için önce "antiemperyalist ve ulusalcı" olmak gerekir.

Bu ikisi yoksa kişi de, parti de oligarşinin ve emperyalizmin bir parçası olmaya mahkûmdur.

İşte bu nedenle sevgili okurlar, 12 Mart, 12 Eylül, 3 Kasım ve 22 Temmuz aynı yöndeki istasyonlardır.

İçimizdeki oligarşinin emperyalizmle birlikte sürükledikleri, kara trenin içinde taşınan 73 milyon insan... Bazen askeri, bazen de sivil darbelerle yaptırılan zorunlu bir yolculuk...

Ama kırılması gereken bir kısırdöngü bu... Öyle ya da böyle... Başka bir çıkış yolu yok, zincirleri kırmaktan öte...

www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku