Ertuğrul Günayıa 7 Açık Mektup - II.Mektup
Tarih: 05-09-2007 14:33


II. Mektup /18.07.2007/Hannover

 

 

Sayın Ertuğrul Günay,

 

Bu ikinci mektubumu, müsade ederseniz, bambaşka bir konuya ayıracağım. Ordu Lisesi yıllarımla ve sizinle ilgili bir anımı tazelemek istiyorum.

Siz unutmuşsunuzdur, ben unutmadım.

70’li yıllar. Ben lisedeyim. Arkadaşlarla, elden ele, Pulitzer’in, “Felsefenin İlkeleri”ni, Nazım Hikmet’in şiirlerini, Marx’ın “Komünist Manifesto”sunu dolaştırıyoruz. Benim bir başka tutkum daha var: Ömer Hayyam’ın rübaileri. Babamın kitapları arasında bulduğum, yanılmıyorsam 1950’lerin basımı, çok güzel çevrilmiş, ciltli bir kitap bu. (Şimdi kayıp! Ben Almanya’ya geldikten sonra, Ordu’daki kitaplığımdan ödünç alıp geri getirmeyen hangi dost veya akrabanın evindedir, kim bilir!). Rübailerin çoğunu ezbere biliyorum. Bakın birisi, “özde ve sözde” olgularını nasıl da güzel işliyor:

“Dedi ki Şeyhin biri Fahişeye, >Sarhoşsun,

Elden ele dolaşıp durmaktasın çengi gibi!<

Dedi ki Fahişe Şeyhe, >Ne görürsen biz oyuz,

Ne olur sen de görünsen içinin rengi gibi!<”

 

Ben de rübailer yazıyorum. Toplam olarak 50 dolayında rübaim var. Daha çok Hayyam’ı, biraz da Nazım’ı taklit ettiğim, politik eleştiriler. ABD’nin,“Afyon yetiştirmeyin!” direktifine uymayan Ecevit’in bu kararını, “Amerikayı kızdırmayalım!” diye eleştiren Türkeş’e atfen yazdığım bir tanesi geliyor şimdi aklıma:

“Öğretin okullarda: Türk milleti şanlıdır

Yedi milyon işsiz var: Türk milleti şanlıdır

İki milyon kişi aç: Türk milleti şanlıdır

>Kızmasın Amerika<: Türk milleti şanlıdır!”

 

Ya da, şöyle şeyler:

“Yürü ya kulum dersin ya

Bana tüm yollar kapalı

Yürüyüp yolları tutmuş,

Hain, örümcek kafalı!”

 

Rübailerim, Freud bağlamında “süblimasyon/ yüceltme” ürünleri. Bunlarla dikkat çekmek, kendimi ispatlamak istiyorum. Fikrine önem verdiğim, aydın insanlara okutup övgü sözleri duyma peşindeyim.

Siz, tanınmış bir aydın, avukat, politikacı ve solcusunuz. Tam bana göre. Ortak tanıdıklar aracılığıyla sizden randevu almaya çalışıyorum. Vaktiniz yok. Bu tanıdıklar, CHP’nin gençlik kolundalar ve sizinle sürekli iletişim içindeler. Rübailerimi onlar aracılığıyla size gönderiyorum. Aradan haftalar, aylar geçiyor, küçüçük Ordu’da (o zamanki nüfusu 30 bin dolayında) rübailerim hakkında konuşmak için size ulaşmam mümkün olmuyor. Siz, daha önemli işlerle meşgulsünüz: Milletvekilliği falan...

Neyse, o gün bugündür, rübailerimi okuyup okumadığınızı, okuduysanız onlar hakkındaki görüşlerinizi öğrenemedim.

Bilmiyorum, o rübailer ne oldu, nerede kayboldu? (İkinci hamur kağıda, elle yazılmışlardı). Herhalde, siz, o dostlar aracılığıyla giriştiğim birkaç denemeden sonra geri göndermiştiniz onları. Sadece, yukarıda yazdığım ikisi kaldı aklımda; diğerleri, birçok gençlik heyecanım gibi uçup gittiler...

Dünyanın işleri! Belki o zaman onları okumamıştınız bile. Şimdi, bu mektuplarımı okursanız, iki tanesi, yıllar süren Odesa’dan (belirsiz yolculuktan) sonra yine size – veya diğer okuyuculara – ulaşmış olacak... 


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Administrator tarafından yazıldı