Ertuğrul Günay'a 7 Açık Mektup - IV.Mektup
Tarih: 05-09-2007 14:34


IV. Mektup/ 20.07.2007/ Hannover

Sayın Ertuğrul Günay,

Bu mektubuma, Ahmet Hakan’ın bugünkü yazısından bir alıntıyla başlayacağım:

“>Benim oğlum ne yapsın? Komisyonculuk mu yapsın?< diye soran Tayyip Erdoğan’ın aklına neden >Gemi sahibi olmak< ile >Komisyonculuk yapmak< arasında daha makul bir iş gelmiyor?”

Sizden, Tayyip Erdoğan’ın oğlunun sahip olduğu geminin hesabını sormaya hakkım yok tabii. Kime sorayım? Tayyip Erdoğan’a sorsam, cevabı yukarıda: “Oğlum, komisyonculuk mu yapsın!” diyor. Özrü kabahatinden büyük. Eski bir solcu olarak, böylesine pervasızca bir çelişkiyi dile getirmeye cesaretiniz var mı, Sayın Günay? Bu konunun Mecliste araştırılması için gensoru verilse, nasıl bir oy kullanırsınız?

Bence, 1978’de belediye işçilerine yaptığınız gibi, “Şimdi sırası değil!” diyerek, Tayyip Erdoğan’ı kurtarmaya çalışırsınız. İşte, politika denen şey budur. Peki ya ahlak? Ya aydınlanma ideallarinden en önemlisi olan ve daha sonra ihanet edilen “eşitlik”? Ya aydın olmanın verdiği sorumluluk? Bütün bunlar, bir parti kimliği için feda edilmeli mi? Politika, böylesine bir kendine yontma, böylesine bir kendine Müslümanlık zanaatı mı olmalı?

*

“Şimdi sırası değil!” Ne acımasız bir söz! Büyük işlerle meşgul olanların, hayatın capcanlı, etten kemikten “şimdi ve burada”sına attıkları kahpece bir kurşun bu. “Önce devrim, sonra kadın hakları!” der gibi. “Önce adil düzen, sonra köleliğe son!” der gibi. “Önce bütün dünyada hakimiyet, sonra dinlenip hayatın kalitesini yaşamak!” der gibi. “Önce iktidarımızı sağlamlaştıralım, sonra demokrasiyi yerleştiririz!” der gibi. “Önce teröristleri temizleyelim, sonra gerekli sosyo-ekonomik açılımları yaparız!” der gibi...

Şimdi sırası değilse, bu, sırası hiçbir zaman gelmeyecektir demektir.

*

Biliyorum, sizin de insani, büyük idealleriniz vardı. Hayat sizi büyük bir hayal kırıklığına uğratmış olmalı.

Ancak, bu hayal kırıklığının alternatifi, AKP olmamalıydı. Tıpkı, sosyo-ekonomik sisteme duyulan tepkinin alternatifinin eline silah alıp insan öldürmek olmaması gibi.

Bence AKP hiçbirşeyin alternatifi değildir, olmamalıdır. O parti, Emperyalizm cinsi baykuşun (adına ister ABD, ister AB, ister başka bir şey diyelim) Türkiye yuvasına bıraktığı yumurtadan çıkmış acayip bir kuştur. Bütün sahteciliğiyle, hepimizin önünde öylece durmaktadır. Türk halkına, bir yandan büyük vücudunu doyurtmakta, bir yandan da onu yuvamıza koyan emperyalizmin isteği doğrultusunda kardeşlerinin yemini emperyalist kuşlara taşımaktadır. Bu hal böyleyken, hala, kardeşlerine, bizlere, “Beni ötekileştirmeyin!” diyebilmektedir. Düşünebiliyor musunuz, bu ne garip bir çelişkidir, Sayın Günay? Kendisi, emperyalizm tarafından korunacağı güveni içinde, laik ve üniter yuvanın altını oymakta, böylece yuvalarına oturtulduğu kardeşlerinin yükseklerden düşüp kayalara çakılmasında bir sakınca görmemekte, ama öte yandan, kardeşlerine, akıl almaz bir pervasızlıkla, maduriyet tiyatrosu oynayarak, kendisini ötekileştirmemelerini söyleyebilmektedir.

*

Sizinle ilgili olarak “dönek” sözünü kullanmak istemediğimi ilk mektubumda belirtmiştim. “Aydın ihaneti” kavramını daha uygun buluyorum.

Aydın, genellikle bir küçük burjuva çocuğudur. Avrupa’daki 1968 hareketinde, bizdeki 1980 öncesi örgütlerde örneklerini gördüğümüz gibi, geleceğinin belirsizliği ve cinsel bunalımlar içindeki bu kitle, kapitalist ve baskıcı sisteme önce tepki gösterir. Zamanla bunların oldukça az sayıdaki bölümü, sisteme karşıtlıklarını ve onurlu sosyalizm ve demokrasi mücadelelerini sürdürdüler. Ancak büyük bölümü, sistemle bütünleşir. İşleri, eşleri, yeşillikler içinde bir evleri ve arabaları vardır artık. Bir de, eğer emperyalizmin fonlarıyla semirmeyi sürdürmek için etnikçi ve dinci olmadılarsa, ortanın sağında solunda takla atan partileri.

Yani sonuçta, kendileri de farkına varmadan, kendilerini iyi bakan kapitalist sistemi açık veya dolaylı argumanlarla “rasyonalize” etmeye, haklı çıkarmaya, yani savunmaya başlarlar. Bir zamanlar içinde oldukları “devrimci” hareketi, şimdi maceraperest bulurlar. “Bir hevesti, gençtik, kanımız deliydi...” falan derler.

Artık karınları toktur, cinsel enerjileri de, evlilik veya metres ilişkileri aracılığıyla sistemle bütünleştiğinden, ikincil ihtiyaçların peşine düşerler. Bunlardan en önemlisine de “nam salmak”, “kariyer yapmak”, “yükselmek” gibi adlar verilebilir. (Tabii bu ikincil ihtiyaçların, yaşamsal ve cinsel ihtiyaçların daha iyi karşılanmasıyla da doğrudan bağlantısı vardır).

Bu amaçla partilere girmek, zaman içinde nama, kariyere, yükselmeye daha uygun partiye geçmek “normal”dir.

Aslında sizi çok iyi anlıyorum, Sayın Günay. Yaptığınız şey, milyonlarca küçük burjuva aydınının binlerce yıldır yaptığı “sistemle bütünleşme” metamorfozunun bilinen bir tezahüründen başka bir şey değil. Kendilerinde, sistemden bulaşan, bir çeşit sosyal ve ideolojik değişebilme esnekliği anlamında bukelemunluk hormonu peydah olur. Ellerindeki denge sırığıyla ip üzerinde yürüyen cambazlar gibi, bir sağa, bir sola yalpalayıp dururlar. (Bazen elkaza düşseler de, altlarında, onları yere çakılmaktan koruyacak kuvvetli ağları vardır).

Sizin AKP’ye geçmenizi çok iyi anlıyorum. Ama, heyhat, yine de, yüreğim, ne aydın denen mahluktaki bukelemunluk hormonunu, ne de sizdeki “aydın ihaneti”ni kabullenebiliyor.


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Administrator tarafından yazıldı