Ertuğrul Günay'a 7 Açık Mektup - VII.Mektup
Tarih: 05-09-2007 14:36


VII. Mektup/ 23.07.2007/ Hannover

 

Sayın Ertuğrul Günay,

 

Seçim sonuçları belli oldu: Sizin partiniz kazandı. Tahmininiz doğru çıktı. Ancak, ne yalan söyleyeyim, içimden sizi tebrik etmek gelmiyor. Tamam, galibiyetinizi hazmedemediğimi itiraf ediyorum.

Benim tebriğime tabii ki ihtiyacınız yok. Türkiye’yi emperyalizmin, dolayısıyla “ılımlı İslam”ın ve etnik bölücülüğün yolunda harcamak için birlikte yürüdüğünüz insanların tebrikleri size yeter zaten.

Ruhumda, iki isyankar tepki var bu sonuçlara karşı. Birincisi, içimdeki “komplo teorisyeni”nin tepkisi. O, “Zarların bir yerinde mutlaka civa olmalı!” diyor ve devam ediyor: “Eğer bende zerre kadar sosyologluk varsa, bu sonuçlarda, ‘büyük güçlerin’ şu veya bu yöntemle yaptıkları manipulasyonların etkisi vardır“. İkinci tepki daha kızgınca: “Talancı çekirge sürüsüne benzer şekilde, Türkiye’nin üstüne salındıkları gibi, geldikleri gibi gidecekler, çünkü, uyguladıkları ekonomi politikası ve dış politika, onları – ama ne yazık ki Türkiye’yi de – acı bir felakete sürükleyecek!”

Biliyorum, şu anda “Halk iradesine saygı!” duymadığım, “Halka rağmen halkçılık” yaptığım gibi şeyler söylüyorsunuz. Bir yandan çeşitli yöntemlerle tehdit edilen ve korkutulan, diğer yandan sadakalara bağlanan halkın, vebadan kaçmak için sıtmaya razı olmasının adı ne zamandan beri “halk iradesi”dir? İsterse oy oranı % 80 olsun, benim için olay açıktır:

AKP, kendi yarattığı sorunlarla boğuşarak kahramanlık gösterisi yapan, uzaktan kumandalı bir Don Kişot’tur.

İnsanları aç bırakıp, açlığı sadakayla çözmeye uğraşmakta, verdiği sadakadan politik çıkar sağlamaktadır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini yanlış yönetip, bundan madurluk edebiyatı uydurmuş, politik çıkar sağlamıştır.

Türkiye’yi geren ve bunaltan birçok sorun, AKP’nin emperyalizm güdümlü danışmanları tarafından yaratılmıştır. AKP, kendi yarattığı sorunların altından kalkamayınca, bu danışmanlar, gündemin hangi konularla çarpıtılması gerektiğini de dikte etmektedirler. Bu çarpıtma konuları da, Türkiye’nin toplumsal yapısını germeye ve bozmaya yöneliktir...

Uluslararası finans sermaye ile, işbirlikçi Türk(iye) burjuvazisi, AKP’nin iktidara gelmesini istemiştir, çünkü, AKP’nin, bu mantar burjuvazinin sömürü düzenine ve yaşam tarzına karşı hiçbir itirazı yoktur. Tam tersine, AKP’nin tüm gayreti, bu sömürü sistemine tepki gösterebilecek halk kitlelerinin bu tepkilerinin hedefini, tarikatçılık ve dinsel duygu sömürüsüyle şaşırtmaktır.

  

Sayın Günay: Kazanmış olmak, partinizin daha iyiyi, daha doğruyu savunduğunu göstermiyor. (Hitler de seçim kazanmıştı! Bu benzetmeyi özellikle yapıyorum. Sizin partinizden biri de, “Hitler de laikti” demişti). Ben AKP’nin tümüyle “yanlış” eller tarafından temeli atılıp, “yanlış” yapılmış bir bina olduğunu düşünüyorum. Çıkışı “yanlış” olduğu için, “doğru”ya gitmesi mümkün olamaz. AKP’nin başarısı, karşısında gerçekten kitleleri kucaklayacak gerçek bir sol parti olmadığını gösteriyor.

Türk halkı, bu seçimlerde, uzun vadeli avantajını değil, tüm yoksul bırakılmış halkların yanılması gibi, kısa vadeli “avanta”sını düşündü. AKP, yardım dağıtma ve söz verme yöntemleriyle, mağdurluk edebiyatıyla ve işbirlikçi medyanın desteğiyle, seçim öncesinde çok iyi bir “SİYASET” yaptı. Eee, artık ördekleri ayaklarından tutup suyun altına çekme işlemi tekrar başlayabilir...

 

Hiç ihtimal vermiyorum ya, AKP’nin beni, onunla ilgili düşünce ve tahminlerimde utandırmasını çok isterdim.

*

Bu yazımı, Ordu’daki yerel gazetelerde de yayınlatmak arzusundaydım. Sizin partiniz böylesine bir üstünlük sağladığına göre, artık Ordu’daki hiçbir gazete bunu yayınlamaz. Öyle ya, devletten yardım, hükümetten ilan alacaklar; kara listeye yazılmaları, ticaret hayatlarının sonu olur. Ayrıca, sizin bakan olacağınızı da zaten herkes biliyor.

*

Mehmet Ağar, Demokrat Parti başkanlığından istifa etti.

Deniz Baykal’ın çevresindeki kemikleşmiş “kuruluş” (neredeyse “tarikat” diyecektim!), onun istifa etmemesi için herşeyi yapacaktır. Zaten, kendisi de istifa niyetinde değildir. “Yenilen pehlivan güreşe doymaz” misali, kendini toparladıktan sonra, yine halkın karşısına çıkıp, tıpkı AKP ve sizin gibi “SİYASET” yapmaya devam edecektir. Deniz Bey, artık değişmesi olanaksız karakteriyle, sadece partiside kendisine rakip olabilecekleri partiden dışlamakla kalmıyor, aldığı bu büyük yenilgiye rağmen istifa etmeyerek, partisine bağlı sosyal demokrat vatandaşlarıyla da hizipleşiyor. Babamı bu yaştan sonra üzmeye ne hakkı var?

Yok aslında birbirinizden pek farkınız, ama siz AKP bankasısınız, onlar da CHP bankası. CHP’nin benim açımdan dayanılmazlığı, solun önünü tıkayıcı bir işlev görmesindendir. Jean Paul Sartre, Fransa Komünist Partisi için şöyle demişti: “Fransa’da komünizmin önündeki en büyük engel, Fransa Komünist Partisi’dir!” Aynı şey, Türkiye’deki “sosyal demokrasi” bağlamında, Baykal yönetimindeki CHP için de söylenebilir...

*

Şu anda, birçok merci gibi, ben de, AKP’nin, dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın “ihaneti”ne umut bağlamış durumdayım. Onun ihanetine asıl büyük umudu tabii ki ABD, AB, tüm Batı entelleri, Barzani, Kürtçü ayrılıkçılar, şeriatçı Atatürk düşmanları... bağlamış durumdalar.    Fakat, beklediğimiz ihanetler farklı. Benim tek umudum, onun, kendisine umut bağlayan bu emperyalist güçlerle, onların işbirlikçilerine “ihanet” etmesidir. (Müsgül bir beklenti, ama, Allah’tan umut kesilmez!). Türkiye’nin AKP iktidarı sırasındaki tek şansı, Türkiye’ye ihanet etmesi için kendisine “yürü ya kulum”/ “yola devam” diyenleri hayal kırıklığına uğratmasıdır. Kimbilir, belki de Tayyip Erdoğan, ABD’yi, kendisini “delikten süpürme”ye yeltenecek kadar kızdıracak doğru işler yapar, yani, Türkiye açısından başarılı olur. Eğer emperyalizm onu, iktidarını sürdüreceği gelecek beş yıl içinde tekrar “delikten süpürme”ye yeltenirse, ben de kendisine yaptığım eleştiriyi geri alacağım. Açıkça söyleyeyim, böyle bir durumda, AKP’yi ilk savunan kişi ben olurum.

Eminim ki emperyalizm, AKP’ye yüklediği görevin bu parti tarafından tam yerine getirilmemesi ihtimalini de gözönüne alarak, onun potansiyel alternatifini (seçeneğini) de bir kenarda saklamaktadır. Emperyalizme ters düştüğü anda, afaroz edilecek, ipi çekilecektir. AKP elkaza Türkiye için iyi işler yapmaya kalksa, AKP’nin eski dosyaları günışığına çıkarılarak, o “alternatifler”e “yürü ya kulum!” denecektir.

Zaten, AKP’nin emperyalizme itirazı olanaksız gibidir. Çünkü, danışmanları, AKP’nin, Amerika’yı ve Avrupa’yı kızdırmaması, tersine, geçen iktidar döneminde olduğu gibi şimdikinde de memnun etmesi için ellerinden gelen herşeyi yapacaklar, her türlü önlemi alacaklardır.

*

Güneydoğu ve Doğu illerinin birçoğunda, AKP’nin oy oranı, neredeyse % 65’lere ulaşıyor. Bazı yorumcular, bunu, AKP’nin, dolayısıyla Türkiye’nin DTP’ye karşı bir başarısı olarak değerlendiriyor. Bu, olgunun önemli bir boyutunu hesaba katmayan bir analizdir. Tayyip Erdoğan’ın, Türk kimliği konusundaki anlamsız ve kafa karıştırıcı ifadeleri; Kuzey Irak’ta, Doğu ve Güneydoğulu birçok AKP’li işadamının büyük paralar kazanıyor olması ve AKP dışında kurulacak bir hükümetle Türkiye’nin oraya askeri bir müdahalede bulunarak  “istikrarı” (yani: Kuzey Irak’ta, gözünü Diyarbakır’a dikmiş, “Türkiye” aracılığıyla bir Kürt devletinin kurulması sürecini) bozulabileceği “korku”su, “Kürdistan” projesi arkasındaki ekonomik ve siyasi güçlerin bu seçimde büyük bir enerjiyle AKP’yi desteklemelerine yol açtı. Özellikle 1950’den beri, onyıllardır cahil bırakılmış, hatta çoğu okuma yazma bilmeyenlerin oluşturduğu geniş halk kitlelerinin, seçim tercihlerini yaparken nasıl yönlendirilebildiklerini hepimiz biliyoruz...

Beni bu bağlamda düşündüren ve isyan ettiren şey, Tayyip Erdoğan’ın, CHP ile MHP’ye, “Buraya gelemiyorlar! Hadi bakalım, benim gibi Güneydoğu illerinde de miting yapsanız ya!” gibi şeyler söyleyebilmesidir. Bir Başbakan’a sormazlar mı: “Bu konuda herhangi bir güvenlik sorunu varsa, bu, sizin başbakanlığını yaptığınız hükümetin İçişleri Bakanı’nın görev alanına girmiyor mu? Siz, nerenin başbakanısınız? Nasıl olur da, Güneydoğulu vatandaşlarımızı, Türkiye Cumhuriyeti’nin legal partilerine karşı kışkırtabiliyorsunuz?”

*

Sayın Günay: Ben ekonomiden fazla anlamadığım için, mektuplarımda, AKP’nin ekonomi politikalarının analizine pek girmedim. Ancak, ekonominin bir ülkenin geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu siz de taktir edersiniz. Bitişikte size, Burhan Çömez’in, eski bir AKP’linin, partiniziz ekonomik yapısıyla ilgili değerlendirmesini sunuyorum. (Siz, “Züğürt avuntusu!” diye gülüp geçebilirsiniz. Ben, Burhan Çömez’i ciddiye alıyorum). 

http://www.youtube.com/watch?v=TyTitLXpkf8&mode

 

Politikada ne yapmak istediğinizi tam bilemediğimden, mektubumun sonunda da size başarılar dileyemeyeceğim. Size başarı dilersem, AKP’ye de başarı dilemiş olurum. Yukarıda da belirttiğim gibi, AKP’nin çıkış/ “çıkarılış” noktası yanlıştır. Bu yanlış çıkışın doğru bir “gidişat”a dönüşebileceğini sanmıyorum. Tek umudum, az önce de dediğim gibi, bu partinin, kendisini destekleyen emperyalizme ihanet etmesidir.

Olur ya, burada bitirmekte olduğum mektubumu okuma zahmetine katlandıysanız, bunu fırsat bilerek Sayın Başbakan’a sizin aracılığınızla bir mesaj göndermek istiyorum:

Başbakan, müthiş bir emperyalist tuzak içindedir. Emperyalizm ona çok tehlikeli bir rol vermiştir. Ona dost görünenler, Türkiye’nin düşmanlarıdır. Onun gerçek düşmanları, benim gibi onu açıkça eleştirenler değil, ne yapıp edip onun tekrar seçilmesini sağlayanlardır. Onun gerçek düşmanları, ona, “Müslüman Cumhurbaşkanı” seçtirmek isteyenlerdir. Onun gerçek düşmanları, kendisinin ve Meclis Başkanı’nın eline, 23 Nisan’dan birkaç gün önce “Laiklik tartışılmalı” yazılı kağıtlar verip okuttuktan bir süre sonra, Danıştay’a silahlı saldırı düzenlenmesini sağlayanlardır. Onun gerçek düşmanları, onun eline, “Alt kimlik, üst kimlik, Türkiyelilik” gibi söylemlerin yazılı olduğu kağıtları verip ezberleten ve bunları ona söyletenlerdir. Onun gerçek düşmanları, onun partisini ve politikasını eleştirenler değil, pohpohlayanlardır.

 

Sizinle ilgili bildiklerimden yola çıktığımda, şöyle bir his kaplıyor içimi: Mektubumu okursanız, “Kendi kendine gelin güvey oluyor!” diye düşüneceksiniz.

Öyleyse, canınız sağ olsun! Böyle düşünmeniz, sizin, bir “aydın” değil, tam bir SİYASETÇİ olduğunuzu, dolayısıyla, ne Tayyip Erdoğan’dan, ne de Deniz Baykal’dan bir farkınız olmadığını gösterir.

Öyle düşünmüyorsanız, mektubuma cevap verme hakkınız tabii ki saklıdır.

 

Mehmet Şekeroğlu    Hannover/ Almanya 

m.sekeroglu@arcor.de

 


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Administrator tarafından yazıldı