VII. Mektup/ 23.07.2007/ Hannover
Sayın Ertuğrul Günay,
Seçim sonuçları belli oldu: Sizin partiniz
kazandı. Tahmininiz doğru çıktı. Ancak, ne yalan söyleyeyim, içimden sizi
tebrik etmek gelmiyor. Tamam, galibiyetinizi hazmedemediğimi itiraf ediyorum.
Benim tebriğime tabii ki ihtiyacınız yok.
Türkiye’yi emperyalizmin, dolayısıyla “ılımlı İslam”ın ve etnik bölücülüğün
yolunda harcamak için birlikte yürüdüğünüz insanların tebrikleri size yeter
zaten.
Ruhumda, iki isyankar tepki var bu sonuçlara
karşı. Birincisi, içimdeki “komplo teorisyeni”nin tepkisi. O, “Zarların bir yerinde
mutlaka civa olmalı!” diyor ve devam ediyor: “Eğer bende zerre kadar
sosyologluk varsa, bu sonuçlarda, ‘büyük güçlerin’ şu veya bu yöntemle
yaptıkları manipulasyonların etkisi vardır“. İkinci tepki daha kızgınca:
“Talancı çekirge sürüsüne benzer şekilde, Türkiye’nin üstüne salındıkları gibi,
geldikleri gibi gidecekler, çünkü, uyguladıkları ekonomi politikası ve dış
politika, onları – ama ne yazık ki Türkiye’yi de – acı bir felakete
sürükleyecek!”
Biliyorum, şu anda “Halk iradesine saygı!”
duymadığım, “Halka rağmen halkçılık” yaptığım gibi şeyler söylüyorsunuz. Bir
yandan çeşitli yöntemlerle tehdit edilen ve korkutulan, diğer yandan sadakalara
bağlanan halkın, vebadan kaçmak için sıtmaya razı olmasının adı ne zamandan
beri “halk iradesi”dir? İsterse oy oranı % 80 olsun, benim için olay açıktır:
AKP, kendi yarattığı sorunlarla boğuşarak
kahramanlık gösterisi yapan, uzaktan kumandalı bir Don Kişot’tur.
İnsanları aç bırakıp, açlığı sadakayla çözmeye
uğraşmakta, verdiği sadakadan politik çıkar sağlamaktadır.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini yanlış
yönetip, bundan madurluk edebiyatı uydurmuş, politik çıkar sağlamıştır.
Türkiye’yi geren ve bunaltan birçok sorun,
AKP’nin emperyalizm güdümlü danışmanları tarafından yaratılmıştır. AKP, kendi
yarattığı sorunların altından kalkamayınca, bu danışmanlar, gündemin hangi
konularla çarpıtılması gerektiğini de dikte etmektedirler. Bu çarpıtma konuları
da, Türkiye’nin toplumsal yapısını germeye ve bozmaya yöneliktir...
Uluslararası finans sermaye ile, işbirlikçi
Türk(iye) burjuvazisi, AKP’nin iktidara gelmesini istemiştir, çünkü, AKP’nin,
bu mantar burjuvazinin sömürü düzenine ve yaşam tarzına karşı hiçbir itirazı
yoktur. Tam tersine, AKP’nin tüm gayreti, bu sömürü sistemine tepki
gösterebilecek halk kitlelerinin bu tepkilerinin hedefini, tarikatçılık ve
dinsel duygu sömürüsüyle şaşırtmaktır.
Sayın Günay: Kazanmış olmak, partinizin daha
iyiyi, daha doğruyu savunduğunu göstermiyor. (Hitler de seçim kazanmıştı! Bu
benzetmeyi özellikle yapıyorum. Sizin partinizden biri de, “Hitler de laikti”
demişti). Ben AKP’nin tümüyle “yanlış” eller tarafından temeli atılıp, “yanlış”
yapılmış bir bina olduğunu düşünüyorum. Çıkışı “yanlış” olduğu için, “doğru”ya
gitmesi mümkün olamaz. AKP’nin başarısı, karşısında gerçekten kitleleri kucaklayacak
gerçek bir sol parti olmadığını gösteriyor.
Türk halkı, bu seçimlerde, uzun vadeli
avantajını değil, tüm yoksul bırakılmış halkların yanılması gibi, kısa vadeli
“avanta”sını düşündü. AKP, yardım dağıtma ve söz verme yöntemleriyle, mağdurluk
edebiyatıyla ve işbirlikçi medyanın desteğiyle, seçim öncesinde çok iyi bir
“SİYASET” yaptı. Eee, artık ördekleri ayaklarından tutup suyun altına çekme
işlemi tekrar başlayabilir...
Hiç ihtimal vermiyorum ya, AKP’nin beni,
onunla ilgili düşünce ve tahminlerimde utandırmasını çok isterdim.
*
Bu yazımı, Ordu’daki yerel gazetelerde de
yayınlatmak arzusundaydım. Sizin partiniz böylesine bir üstünlük sağladığına
göre, artık Ordu’daki hiçbir gazete bunu yayınlamaz. Öyle ya, devletten yardım,
hükümetten ilan alacaklar; kara listeye yazılmaları, ticaret hayatlarının sonu
olur. Ayrıca, sizin bakan olacağınızı da zaten herkes biliyor.
*
Mehmet Ağar, Demokrat Parti başkanlığından
istifa etti.
Deniz Baykal’ın çevresindeki kemikleşmiş
“kuruluş” (neredeyse “tarikat” diyecektim!), onun istifa etmemesi için herşeyi
yapacaktır. Zaten, kendisi de istifa niyetinde değildir. “Yenilen pehlivan
güreşe doymaz” misali, kendini toparladıktan sonra, yine halkın karşısına
çıkıp, tıpkı AKP ve sizin gibi “SİYASET” yapmaya devam edecektir. Deniz Bey,
artık değişmesi olanaksız karakteriyle, sadece partiside kendisine rakip
olabilecekleri partiden dışlamakla kalmıyor, aldığı bu büyük yenilgiye rağmen
istifa etmeyerek, partisine bağlı sosyal demokrat vatandaşlarıyla da
hizipleşiyor. Babamı bu yaştan sonra üzmeye ne hakkı var?
Yok aslında birbirinizden pek farkınız, ama
siz AKP bankasısınız, onlar da CHP bankası. CHP’nin benim açımdan
dayanılmazlığı, solun önünü tıkayıcı bir işlev görmesindendir. Jean Paul
Sartre, Fransa Komünist Partisi için şöyle demişti: “Fransa’da komünizmin
önündeki en büyük engel, Fransa Komünist Partisi’dir!” Aynı şey, Türkiye’deki
“sosyal demokrasi” bağlamında, Baykal yönetimindeki CHP için de söylenebilir...
*
Şu anda, birçok merci gibi, ben de, AKP’nin,
dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın “ihaneti”ne umut bağlamış durumdayım. Onun
ihanetine asıl büyük umudu tabii ki ABD, AB, tüm Batı entelleri, Barzani,
Kürtçü ayrılıkçılar, şeriatçı Atatürk düşmanları... bağlamış durumdalar. Fakat, beklediğimiz ihanetler farklı. Benim
tek umudum, onun, kendisine umut bağlayan bu emperyalist güçlerle, onların
işbirlikçilerine “ihanet” etmesidir. (Müsgül bir beklenti, ama, Allah’tan umut
kesilmez!). Türkiye’nin AKP iktidarı sırasındaki tek şansı, Türkiye’ye ihanet
etmesi için kendisine “yürü ya kulum”/ “yola devam” diyenleri hayal kırıklığına
uğratmasıdır. Kimbilir, belki de Tayyip Erdoğan, ABD’yi, kendisini “delikten
süpürme”ye yeltenecek kadar kızdıracak doğru işler yapar, yani, Türkiye
açısından başarılı olur. Eğer emperyalizm onu, iktidarını sürdüreceği gelecek
beş yıl içinde tekrar “delikten süpürme”ye yeltenirse, ben de kendisine
yaptığım eleştiriyi geri alacağım. Açıkça söyleyeyim, böyle bir durumda, AKP’yi
ilk savunan kişi ben olurum.
Eminim ki emperyalizm, AKP’ye yüklediği
görevin bu parti tarafından tam yerine getirilmemesi ihtimalini de gözönüne
alarak, onun potansiyel alternatifini (seçeneğini) de bir kenarda
saklamaktadır. Emperyalizme ters düştüğü anda, afaroz edilecek, ipi
çekilecektir. AKP elkaza Türkiye için iyi işler yapmaya kalksa, AKP’nin eski
dosyaları günışığına çıkarılarak, o “alternatifler”e “yürü ya kulum!”
denecektir.
Zaten, AKP’nin emperyalizme itirazı olanaksız
gibidir. Çünkü, danışmanları, AKP’nin, Amerika’yı ve Avrupa’yı kızdırmaması,
tersine, geçen iktidar döneminde olduğu gibi şimdikinde de memnun etmesi için
ellerinden gelen herşeyi yapacaklar, her türlü önlemi alacaklardır.
*
Güneydoğu ve Doğu illerinin birçoğunda,
AKP’nin oy oranı, neredeyse % 65’lere ulaşıyor. Bazı yorumcular, bunu, AKP’nin,
dolayısıyla Türkiye’nin DTP’ye karşı bir başarısı olarak değerlendiriyor. Bu,
olgunun önemli bir boyutunu hesaba katmayan bir analizdir. Tayyip Erdoğan’ın,
Türk kimliği konusundaki anlamsız ve kafa karıştırıcı ifadeleri; Kuzey Irak’ta,
Doğu ve Güneydoğulu birçok AKP’li işadamının büyük paralar kazanıyor olması ve
AKP dışında kurulacak bir hükümetle Türkiye’nin oraya askeri bir müdahalede
bulunarak “istikrarı” (yani: Kuzey
Irak’ta, gözünü Diyarbakır’a dikmiş, “Türkiye” aracılığıyla bir Kürt devletinin
kurulması sürecini) bozulabileceği “korku”su, “Kürdistan” projesi arkasındaki
ekonomik ve siyasi güçlerin bu seçimde büyük bir enerjiyle AKP’yi
desteklemelerine yol açtı. Özellikle 1950’den beri, onyıllardır cahil
bırakılmış, hatta çoğu okuma yazma bilmeyenlerin oluşturduğu geniş halk
kitlelerinin, seçim tercihlerini yaparken nasıl yönlendirilebildiklerini
hepimiz biliyoruz...
Beni bu bağlamda düşündüren ve isyan ettiren
şey, Tayyip Erdoğan’ın, CHP ile MHP’ye, “Buraya gelemiyorlar! Hadi bakalım,
benim gibi Güneydoğu illerinde de miting yapsanız ya!” gibi şeyler
söyleyebilmesidir. Bir Başbakan’a sormazlar mı: “Bu konuda herhangi bir
güvenlik sorunu varsa, bu, sizin başbakanlığını yaptığınız hükümetin İçişleri
Bakanı’nın görev alanına girmiyor mu? Siz, nerenin başbakanısınız? Nasıl olur
da, Güneydoğulu vatandaşlarımızı, Türkiye Cumhuriyeti’nin legal partilerine
karşı kışkırtabiliyorsunuz?”
*
Sayın Günay: Ben ekonomiden fazla anlamadığım
için, mektuplarımda, AKP’nin ekonomi politikalarının analizine pek girmedim.
Ancak, ekonominin bir ülkenin geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu siz
de taktir edersiniz. Bitişikte size, Burhan Çömez’in, eski bir AKP’linin,
partiniziz ekonomik yapısıyla ilgili değerlendirmesini sunuyorum. (Siz, “Züğürt
avuntusu!” diye gülüp geçebilirsiniz. Ben, Burhan Çömez’i ciddiye
alıyorum).
http://www.youtube.com/watch?v=TyTitLXpkf8&mode
Politikada ne yapmak istediğinizi tam
bilemediğimden, mektubumun sonunda da size başarılar dileyemeyeceğim. Size
başarı dilersem, AKP’ye de başarı dilemiş olurum. Yukarıda da belirttiğim gibi,
AKP’nin çıkış/ “çıkarılış” noktası yanlıştır. Bu yanlış çıkışın doğru bir
“gidişat”a dönüşebileceğini sanmıyorum. Tek umudum, az önce de dediğim gibi, bu
partinin, kendisini destekleyen emperyalizme ihanet etmesidir.
Olur ya, burada bitirmekte olduğum mektubumu
okuma zahmetine katlandıysanız, bunu fırsat bilerek Sayın Başbakan’a sizin
aracılığınızla bir mesaj göndermek istiyorum:
Başbakan, müthiş bir emperyalist tuzak içindedir.
Emperyalizm ona çok tehlikeli bir rol vermiştir. Ona dost görünenler,
Türkiye’nin düşmanlarıdır. Onun gerçek düşmanları, benim gibi onu açıkça
eleştirenler değil, ne yapıp edip onun tekrar seçilmesini sağlayanlardır. Onun
gerçek düşmanları, ona, “Müslüman Cumhurbaşkanı” seçtirmek isteyenlerdir. Onun
gerçek düşmanları, kendisinin ve Meclis Başkanı’nın eline, 23 Nisan’dan birkaç
gün önce “Laiklik tartışılmalı” yazılı kağıtlar verip okuttuktan bir süre
sonra, Danıştay’a silahlı saldırı düzenlenmesini sağlayanlardır. Onun gerçek
düşmanları, onun eline, “Alt kimlik, üst kimlik, Türkiyelilik” gibi söylemlerin
yazılı olduğu kağıtları verip ezberleten ve bunları ona söyletenlerdir. Onun
gerçek düşmanları, onun partisini ve politikasını eleştirenler değil, pohpohlayanlardır.
Sizinle ilgili bildiklerimden yola çıktığımda,
şöyle bir his kaplıyor içimi: Mektubumu okursanız, “Kendi kendine gelin güvey
oluyor!” diye düşüneceksiniz.
Öyleyse, canınız sağ olsun! Böyle düşünmeniz,
sizin, bir “aydın” değil, tam bir SİYASETÇİ olduğunuzu, dolayısıyla, ne Tayyip
Erdoğan’dan, ne de Deniz Baykal’dan bir farkınız olmadığını gösterir.
Öyle düşünmüyorsanız, mektubuma cevap verme
hakkınız tabii ki saklıdır.
Mehmet Şekeroğlu Hannover/
Almanya
m.sekeroglu@arcor.de
|