Kölemen Ruhlular ve Rüzgar Gülü Enteller
Tarih: 14-02-2008 19:11


ImageÖnce başlıkta kullandığım kavramları tanımlayayım: Kölemen, kölelerden kurulu asker anlamına geliyor. Bu bağlamda öncelikle cevaplamak istediğim soru şudur: Acaba, insanlardaki belli bir karakteri tanımlamak amacıyla, “kölemen ruh”tan söz edebilir miyiz? Bence evet: Hem dünyada, hem de Türkiye’de böyle bir ruh yozlaşması eskiden de vardı, bugün de vardır.

Kölemen ruh, çıkarı sözkonusu olduğunda, insanlığa ve emeğe ihanet ederek, kendisinden yüksek bir güce boyun eğen, bunu yaparken de, davranışını vicdani ve akılsal bir temele oturtmak için kendisini bir misyonun/ ideolojinin temsilcisi olarak algılayan bir ruhtur. Kölemen ruhlu biri, sadece çıkarı için bir güce boyun eğdiğini tabii ki kabul etmez. Misyon olarak bellediği ideoloji, kölemen ruhlunun gözlerinin önüne perde çekilmesini sağlar. Bütün enerjisini, bilgi ve becerisini, telkin ve aldatma yeteneğini, kölemen ruhunun dengesini sağlamakta, psikolojiden bir deyimle söylersek, savunma mekanizmaları aracılığıyla rasyonalize etmekte harcar. “Büyük misyon”u/ ideolojisi, ona, tutum ve davranışlarının, yalanlarının doğru/ haklı olduğunu telkin eder. İşin ilginci, kölemen ruhu taşıyanın benimsediği misyon/ ideoloji, güçlü ve hakim olanın, yani iktidarın yanında yer almasına karşın, kölemen ruhlunun kendini hala madur ve haklı olarak algılayabilmesidir. Demek ki böyle durumlarda,  ideoloji/ misyon perdesi, iktidardan yararlanmak için, yani menfaat için boyun eğildiğinin anlaşılmasını önleyici bir gerçeği karartma işlevi görüyor.

Kendisinden güçlü olan karşısında boyun eğen kölemen ruh, kendini güçlü hissettiği anda otoriter bir karaktere bürünüverir. Temel ilkelerinden biri, “Ver Allah’ın verdiğine, vur Allah’ın vurduğuna”dır. Başkaları ile çatışma sırasında, kendine sorduğu soru, “Haklı mıyım, haksız mı?” değil, “Benden güçlü mü, güçsüz mü?” sorusudur. Kargadan başka kuş tanımama misali, güç’ten başka ölçü tanımaz böyleleri. Güçlü karşısındaki topyekün edilgenliğini, kendinden güçsüz karşısında takındığı acımasız tavırla ödünler. (Örneğin, “köle askerler” olan Kölemenlerin, Mısır’da zaman içinde iktidarı ele geçirmeleri, bu olguya tipik bir örnektir). Kölemen ruh, fırsatı ganimet bilen bir ruhtur. “Kör tuttuğunu öper!” ilkesiyle hareket eder. Dünyayı, “Ben/ biz – sen/ onlar” ikilemiyle algılar. Onun için haklı taraf, hep kendisi (ben/ biz) veya boyun eğdiği “güçlü”dür. Bir yandan da, günün birinde, boyun eğdiği o güçlünün yerine geçeceği umudunu taşır. Güçsüzlüğünü hissettiğinde, halk deyişini bozmadan söylersek, “Götüm sana yer edeyim, gör sana ne(ler) edeyim!” diye geçirir içinden... 

Rüzgar gülü ise, sözlükte, “rüzgarın geldiği yönü ve rüzgarın adını gösteren levha” olarak tanımlanıyor. Rüzgar gülü entel dediğimizde, tıpkı kölemen ruhlularda olduğu gibi, kendisine çıkar sağlayacak gücün yönünü algılama “yeteneği”ne sahip olan entelden söz ediyoruz. (“Aydın” kavramı yerine özellikle “entel” sözcüğünü kullanıyorum. Aydın, ona buna borazanlık, kölelik etmez; iktidarın rüzgar gülü olmaz. Bütün bunları yapanlar “entel”lerdir!).

*

Kölemen ruhlularla, rüzgar gülü enteller, bir madalyonun iki yüzü gibi, birbirlerini tamamlarlar. Rahatlıkla birinden diğerine geçilebilir. İkisinin en önemli özelliği, hakim güçler karşısında takındıkları kaypak ve çıkarcı tavırdır. Egemen güçlerle, emek ve insanlık aleyhinde bütünleşebilmek, onların temel karakterleri gibidir.

Rüzgar gülü entelin kölemen ruhlularla asıl yakınlığı, her ikisinin de iktidar/ güçlü karşısındaki tutumuyla ilgilidir. Rüzgar gülü, güçlü rüzgar nereden eserse oraya yönelir. Tabii ki rüzgar, güçlüden/ iktidardan eser.

Julian Benda’nın, “Aydınların İhaneti” (1925) derken kastettiği, “Rüzgar gülü entellerin ihaneti”dir aslında. Benda da ihaneti tanımlarken “iktidarın güdümüne girmek”ten, “iktidarın imkanlarından yararlanmak”tan söz eder.

Hem kölemen ruhluyu, hem de rüzgar gülü enteli yönlendiren güç, Brüksel tarafından veya Okyanus ötesinden gelebilir veya bunların yerli ataerkil bencillikle birleşiminden oluşabilir. Bu güç, paranın, servetin, makamın... gücüdür ve bunun karşısında direnebilmek, herkesin her zaman başarabileceği birşey değildir. Terenz’in, “İnsanım, insanca olan hiçbir şey bana yabancı değildir!” sözünden hareketle, şu gerçeği de kabul etmeliyiz ki, insanın içinde, hem kölemen ruhluluk, hem de rüzgar gülü olma özelliği vardır. Ancak, insanın insan olma sürecinde içindeki hayvanla savaşması, aynı zamanda içindeki kölemen ruhla ve rüzgar gülü olmakla savaşması demektir. İnsan, bu savaşta başarılı olduğu oranda insanlaşır.    

*

Kurtuluş Savaşı öncesinde, kölemen ruhlu taşeronlarla, rüzgar gülü enteller, İngiliz veya ABD mandasına girme hevesindeydiler. İngilizleri veya Amerikalıları Sevenler Dernekleri kurmuşlar, kendilerini taşeron olarak emperyalizmin hizmetine sunmuşlardı. Atatürk’ün Söylev’i, bunların ortaya serilip eleştirildiği ibret verici satırlarla doludur.

 

Günümüz Türkiyesine baktığımızda, belki de dünyanın başka hiçbir köşesinde rastlanmayacak kadar yüksek sayıda kölemen ruhlu siyasetçiyle, rüzgar gülü entele rastlamaktayız. Bu enflasyonun nedenleri nelerdir acaba? Basit açıklama denemelerinden biri şu olabilir: Türkiye burjuvazisi, büyük bir savurganlıkla, ürettiğinden fazlasını tüketmekte, veya böyle bir tüketim ve savurganlık sisteminin taşeronluğunu yapmaktadır. Dolayısıyla – bu lüks hayatını finanse etmek için emperyalist ülke veya kuruluşlardan aldığı borç nedeniyle – kendisi ve ülke, ekonomik olarak büyük ölçüde dışa bağımlı hale gelmiştir. Bu durumdaki bir ülke, siyasi olarak da dışa bağımlıdır. Alacaklı olan emperyalist güçler, yalnızca Türkiye’de uygulanacak ekonomi siyasetini değil, onun belirlediği genel siyaseti de ellerinde tutmak istemektedirler. Yani, Türkiye’de hangi partinin iktidara geleceğine, bu emperyalist güçler karar vermektedirler. Emperyalizm, mantığı gereği, Türkiye gibi ülkelerde, yönetime talip olanlar arasından, en kölemen ruhlu olanlarını iktidara getirmektedir.  Fakat işin Türkiye açısından en acı yanı, emperyalizmin bu arada kurduğu müthiş tuzaktır. Alacağını ve onun faizini tahsil etme peşindeki emperyalizm, Türkiye’nin kalkınmasından ve emperyalizme boyun eğmekten kurtulmasından büyük korku duyar. Dolayısıyla, iktidara getirdiği kölemen ruhlu siyasetçilerin, Türkiye’yi kalkındıracak ekonomi siyaseti uygulamamaları konusunda çok dikkatli davranır.

*

Ülkemizde, emperyalizmin güdümündeki kölemen ruhlu siyasetçilerin, rüzgar gülü entellerin, vatanlarına kıyışlarına gün be gün şahit olmaktayız.

Kölemen ruhluların böyle bir ruh taşıdıklarını, petrodolar şeyhlerinin, tarikat liderlerinin, emperyalist ülke liderlerinin... önlerinde eğilmelerinden anlıyoruz. Onlara sorsanız, yaptıklarını haklı çıkaran ideolojileri/ misyonları olduğunu söylerler size. Vatan, millet, din, iman, tarikat, ümmet falan gibi kavramları, kitleleri ve kendilerini aldatma ideolojisi olarak kullanırlar. Kölemen ruhluların ideolojilerinin adları, biçimleri birbirinden farklı olsa da, özleri birbirine benzer. Kendilerini, yaptıklarını haklı görürler; sahip oldukları o “büyük misyon” (daha doğrusu: hakim güçlerin kulluğunu yaparak elde ettikleri çıkar, kazandıkları “ödünç” güç) gözlerini öylesine kör etmiştir ki, kendileriyle en ufak bir vicdani hesaplaşmaya girme gereğini bile duymazlar.

 

Günümüz Türkiyesi’ndeki kölemen ruhlularla rüzgar gülü entellerin, emperyalizmden aldıkları siparişle gözlerinin önlerine çektikleri iki önemli misyon/ ideoloji perdesi vardır:

1.      Ulus (laik ve üniter) devletin tasviyesi; ve buna bağlı olarak:

2.      Türban meselesi.

Yukarıda da dediğim gibi, kölemen ruhlularla rüzgar gülü enteller, bu iki misyona/ ideolojiye, taşeronluğunu yaptıkları emperyalizm bunu böyle istediği için sarılırlar. Kendini, globalleşme adını verdiği ideolojinin efsunuyla gizlemeye çalışan emperyalizmin, globalleşmeden muradı, (bazı) ulus devletleri yıkmaktır. Bunu her coğrafyada doğrudan yapamadığından, Türkiye gibi ülkelerde, şeriatçı ve etnikçi kölemen maşalar kullanmaktadır. Ancak, bu taşeronlar, emperyalist projeye kendi özgür iradeleriyle karar verdiklerini sanırlar ve öyle hareket ederler. 

Emperyalizm, sülün kılığına girmiş bir leş kargası gibi, globalleşme ve insan hakları adlarını kullanarak kendini çekici hale getirmeye çalışsa da, en ufak bir (ekonomik) rüzgarda, kimliğinin ve niyetinin ne olduğu açıkça anlaşılabilmektedir. Niyeti ortadadır: Finans sermayesinin, ülkeleri çekirge sürüsü gibi talan edebilmesi için, bu ülkelerin milli dirençlerinin, yani ulusal ortak tavırlarının önce zayıflatılması, sonra da kırılması gerekmektedir. İşte tam bu amaç için de, emperyalizmin, kölemen ruhlu siyasetçilerle, rüzgar gülü entellere ihtiyacı vardır. Emperyalizmin, bu taşeronları aracılığıyla Türkiye’de sürekli Atatürk’ü ve son birkaç senedir onun mirasına sahip çıkan Askeriye’yi yıpratmaya çalışması ancak bu bağlamda anlaşılabilir. Emperyalizm açısından Atatürk, Türkiye’deki ulus devletin (tüm eksikliklerine karşın içinde eşitlikçi ruh taşıyan üniter, laik, aydınlanmacı yapının) simgesidir. Emperyalizmin bugünkü kölemen ruhlularını ve rüzgargülü entellerini, laiklik karşıtları (ılımlı İslamcılar) ile üniterlik karşıtları (özellikle Kürtçüler) arasından seçmesi gayet “normal”dir. Emperyalizmin, Bilderberg gibi adlar altında, maşalarını biraraya getirdiği toplantılar düzenlemesi, kölemenleriyle entellerine ödüller verip övgüler düzmesi, kendi mantığı açısından kolaylıkla anlaşılabilir. Bu toplantılarda asıl hedefin Türk ulus devleti olması; yani katılımcıların hem Kürtçülüğe, hem de “ılımlı İslam”cılığa (dolayısıyla türbana) destek vermeleri; buralarda Atatürk-Askeriye eleştirisinin, “Ermeni soykırımı” ithamlarının temel konular olması, emperyalist planın parçalarındandır. 

Bu bağlamda örneğin bugünkü türban tartışması da bir mihenk taşı niteliğindedir. Dikkat edin, sadece, emperyalizmin seçtiği bu kölemen ruhlu siyasetçiler değil, aynı zamanda, yine onun tarafından seçilmiş rüzgar gülü enteller de topyekün, koro halinde türbanı savunurlar. Kendilerine milliyetçi diyenlerin bile büyük bir gaflet içinde ortak oldukları bu ataerkil, irrasyonel – sonuçta çıkarcı - savunma, bazen öylesine ileri gitmektedir ki, rüzgar gülü entel kadınların bir kısmı da türbana bürünebilmektedir. Bu varlıklı kadınların böylesine bukelemunca uyum çabaları, bana, kasapla işbirliği içinde, kesilecek koyunları mezbahaya götürme işlevini üstlenen “sürü başı koyunu”nu hatırlatır hep. Bu semiz “sürü başı” koyunlarının tuzu kurudur, geçimleri yerindedir, çünkü, ataerkil ve bencil kasabın, koyunları aldatma konusunda onlara ihtiyacı vardır.  

Bunlara sorarsanız, size, laiklik karşıtı tezlerinin; türbanı, Kürtçülüğü savunmalarının kendi özgür iradelerinin bir sonucu olduğunu, insan haklarının gereğini yerine getirdiklerini falan söyleyeceklerdir. Hatta size, Sevr paranoyası içinde olduğunuz damgasını vuracaklar, sizi Türk milliyetçiliği yapmakla, şovenizmle, insan haklarına saygısızlıkla suçlayacaklardır. Ne trajikomiktir ki, bunlar, tıpkı emperyalizmin böl ve yönet taktiği çerçevesinde yaptığı gibi, insan hakları dediklerinde, sadece dinsel ve etnik grupların özel haklarını kastederler; emperyalizmin ve işbirlikçilerinin iliklerine kadar sömürdüğü yoksul kitlelerin, emekçilerin (insan) hakkından asla söz etmezler, edemezler.

Bunların yanısıra, bir de, kendilerine sosyal demokrat diyenlerin gafleti vardır. Onların çoğu da kölemen ruhluluktan ve rüzgar gülü entellikten kurtulamamışlardır; onlar da iktidara gelebilmek için emperyalizmin ve onun işbirlikçilerinin karşısında eğilirler. Ulus devleti savunduklarını söylerler ve bu bağlamda örneğin emperyalizm kaynaklı türban terörünü eleştirirler. Ancak, türbanın, kadınların önemli bir bölümü için, kapitalist ve ataerkil sistemin ekonomik ve sosyal baskılarıyla bunaltılmalarına karşı gösterdikleri tepkisel bir çığlık, maddeye ve saldırganlığa dönüşmüş göz yaşları olduğunu anlamakta zorluk çekerler. Bunların  sorunları, sömürü sisteminin kendisiyle mücadele etmek değil, Don Kişot’ça bir yanılsamayla, onun görüntüleriyle uğraşmaktır. Çünkü, hedefini şaşırmış bu tepki, menfaatlerine daha uygundur...

*

Emperyalizmin taşeronu kölemen ruh, emperyalizmin borazancısı rüzgar gülü entelle birlikte, emperyalizmin isteği doğrultusunda, tüm Türkiye’yi etnik ve dinsel çatışmaların arenası, Türkiye’deki tüm kadınları, yine emperyalizmin isteği doğrultusunda türbanlı kölemen haline getirme çabası içindedir. Çıkar ilişkileri ve onunla yoğrulmuş misyon/ ideoloji akıntısı gözlerinin önüne perde çektiğinden, aslında emperyalizmin kölemenliğini ve rüzgar gülü entelliğini yaptıklarının bilincine varamamakta, varsalar da bunu inkar etmektedirler...

 

Herşeye rağmen, aydının ve demokratın umutsuzluğa düşmesi diye bir keyfiyet sözkonusu olamaz: Çünkü, insan bir öznedir. Onun karakterinde, bağımsız özne olma yetisi vardır. İnsanların tümünü, sürekli olarak edilgin nesneler, sürekli olarak kölemenler ve rüzgar gülü enteller haline getirebilmek ve onları bu halde tutabilmek; Atatürk’ün bir yerde dediği gibi, “Bütün dünyayı her zaman aldatabilmek mümkün değildir!”

 


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Yazdır
Administrator tarafından yazıldı   

Older news items: