Bugün, başta Milli Efiitim Bakanlıfiı’nın bütün kademeleri ve birimleri olmak üzere, öteki devlet kuruluşlarının önemli bir kesiminde kendi alanlarında uzmanlık, deneyim ve kariyer sahibi olma gibi ölçütlerin yerini; tamamen partizanlık, ideolojik dayatma ve kamplaşmalar almıştır. Devletin efiitim kurumları ve yönetim mekanizmaları, yeterli düzeyde olmayan şeriatçı, ırkçı güçler ve kadrolar tarafından doldurulmuştur. Yönetici olmak için ilke olarak normalde sınavda başarılı olma, uzmanlaşma, deneyim, mesleki yaşamda başarılı olma, kendi alanlarında mesleki pedagojik formasyonu alma ve staj yapma gibi nitelikler aranmasına karşın; malesef günümüz Türkiye’sinde bu nitelikler yöneticlikte hiç aranmıyor hale gelmiştir.
Son yıllarda, siyasi iktidarın Alevi inanç gurubu üzerinde oynadığı oyunara dikkat etmek ve tuzaklara düşmemek gerekir. Daha düne kadar, "Aleviyim" diyenlere her türlü insanlık dışı baskı yapılırken ses çıkarmayan, "Alevi" olduğu gerekçesiyle öğretim kurumlarında dışlanan, baskı gören, öğretmenleri tarafından döğülen on binlerce öğrencinin sorunları karşısında duyarsız olan ve gerekli sorumluluklarını yerine getirrmeyen siyasi iktidar; bugün gelmiş Alevilere iftar yemeği vermeye kalkıyor. Birbakıyorsunuz Başbakan 11 bakan arkadaşıyla birlikte, birkaç satılmış Alevi örgütünün düzenlediği "iftar" yemeğine katılıyor. Kaldı ki, Alevilikte "iftar" diye bir terimde yoktur. Muharrem ayı, bi yas ayıdır, oruç tutanlar "iftar" açmıyor. Neyin açılımından bahsediliyor? Bu "ikiyüzlü" ve onursuz bir politika, dünyanın hiç bir demokratik ülkesinde mevcut değildir.
Bugün,
ülkemizde kadın-erkek eŞitsizliği ve kadınların yaŞamın her alanında eŞit
olarak yer almaması sorunu, güncelliğini koruyan en önemli sorunlar arasında
bulunmaktadır. Bu alanlar içinde en önemlisi, diğer alanlarında temel unsuru
olan siyasi arenada eŞit olarak yer alıp almaması sorunudur. KuŞkusuz,
kadınların eğitim ve öğretim, okur-yazarlık, töre cinayetlerini, eŞit ise eŞit
ücret, iŞ bulma, ve insanca yaŞama gibi genel sorunlarını temelden çözecek olan
alanda siyasi alandır. Ne yazık ki, ülkemizde kaınlar geçmiŞte olduğu gibi;
bugünde de bu alanın tamamen dıŞında bırakılmaktadır.
Cumhuriyet Türkiye'sinde, kadınlar
yerel seçimlerde oy kullanma, seçme ve seçilme haklarını 3 nisan 1930 tarihinde
ve genel seçimlerde ise, aynı hakları 1934 yılında kazandı. Kadınlarımız, baŞta Fransa (ki, en az 10 yıl
daha önce) ve Almanya olmak üzere, geliŞmiŞ bazı Avrupa ülkelerinden çok daha
önce oy kullanma, seçme ve seçilme hakkını kazanmıŞ olmalarına karŞın;
Cumhuriyetin ilerleyen yıllarında her dönemdeki genel seçimlerde kadınların
temsilci oranları giderek düŞmüŞtür.