Abdullah Gül ‘Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden yanayız’ diyor. Eski Dış İşleri Bakanı ve şimdi devletin başı olarak bilmeden konuşması düşünülebilir mi ?
Bir bildiği olmalı. Recep Erdoğan ve tercümanı eski manifaturacı Ali bey de öyle düşünüyorlar. Demek ki Türkiye Cumhuriyeti, devlet olarak Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden yana. Oysa, Rusya Dış İşleri Bakanı Abhazya ve Osetya’yı unutun gerisini de sonra konuşuruz diyor. Bu durumda ‘bizimkiler’in sözü ne oluyor ? Ayrıntı.. İşin özünde uluslararası politika var, dünyanın yeniden biçimlenmesi var ama ‘bizimkiler’in dünyadan haberleri yok. Dış politikayı dışalım ve dışsatım büyüklüklerinin türevi sanıyorlar. Şimdi bir yurttaş olarak soralım, Türkiye Cumhuriyeti olarak sözünüzün arkasında durabilecek misiniz ? Bu sözü verirken halkınıza mı güvendiniz yoksa güvendiğiniz başka dağlar mı var ? Güvendiğiniz dağlara kar yağarsa Türkiye halkından özveri isteyecek misiniz ? Türk Ordusu’nu Osetya’ya, Abhazya’ya götürebilecek gücünüz var mı ? Sorular çoğaltılabilir ancak yanıtsız kalacağı apaçıktır. Başka göstergelerin yanısıra, salt bu söz ‘laf ola beri gele’ diye söylenmiştir ve Türkiye’nin bir dış politikasının olmadığını gözönüne sermektedir. Öte yandan, Mahmud Ahmedinecat’ı çağırmışlar, dünya ayağa kalkmış birşeyler olur mu diye ve açıklama gecikmiyor, ‘merak edilecek birşey yok, sadece ticaret hacmimizi ondan yirmiye çıkaracağız’. İran’a bir saldırı olursa, ‘dost ülke olarak’ İran’ın yanında yeralabileceklerini söyleyebiliyorlar mı ? Hayır. Söyleyemiyorlar. İran’la bir saldırmazlık anlaşması yapabiliyorlar mı ? Yapamıyorlar. Ya ne oluyor ? Gizli gizli verilmiş ‘yuvarlak’ sözler egemen oluyor dış politikamıza. Daha doğrusu güne göre değişen ve sonradan yalanlanabilecek sözler. Köşeli sözlerin ise gizlisi saklısı olmaz, kapsamı da bellidir yaptırımı da. Bunlar ise köşeli sözler söylemekten köşe bucak kaçıyorlar. Böyle dış politika olur mu ? ‘Özü sözü bir’ politikayı uygulayabilecekler neredeler acaba ? Neredeler? Dışarıda mı içeride mi? |