AB
Istatistik Enstitüstü Eurostat'ın verilerine göre, AB vatandaŞı olmayan
göçmenlerin toplam sayısı, 25 milyondur. Bu sayı, AB'nin toplam nüfusunun
%5.5'ini oluŞturmaktadır. Bazı AB ülkeleri, ülkelerinde yaŞayan göçmen
emekçilere karŞı ırkçı ve ayrımcı göç politikalarını gündeme getirmektedir. BaŞta
en fazla göçmen emekçi bulunduran Fransa ve Almanya olmak üzere, Hollanda ve
Avusturya, Ingiltere gibi ülkelerde; son günlerde göçmenlere yönelik
"ırkçı ve ayrımcı göç yasaları"nın kabulu bunun bir göstergesidir.
Demokratik olmayan, özünde ırkçılığı
ve ayrımcılığı çağrıŞtıran bu yasalar, aile birleŞmesini zorlaŞtırmakta, yerli
halklar ve göçmenler arasında eŞitsizliği beraberinde getirmektedir. Bu olguya,
3 milyonu Türkiye kökenli olmak üzere, yaklaŞık 8 milyon göçmen emekçiyi
yakından ilgilendiren; Almanya'da kısa süre önce parlementoda onaylanan yeni
"göç yasası" örnek olarak verilebilir. . Alman Parlementosu'nda onaylanan ve CumhurbaŞkanı
Horst Köhler'in onayına sunulan yeni "göç yasası"na hep birlikte bir
göz atalım:"Almanya'da çalıŞan ve Türkiye'den evlenen bir erkek ya da kız,
eŞini Almanya'ya getirmek isterse, eŞi bir yıl boyunca Almanca kursuna gitmek,
Almanca öğrenmek ve sınavda baŞarılı olmak zorunda. Aksi halde, eŞini
Almanya'ya getiremiyor". Bu durum, Almanya kökenli bir kadın ve erkeğin,
herhangi bir ülkede bir kadın veya erkekle evlenmesinde geçerli değildir. Evli
ya da evlenecek olan kadın veya erkekte, dil bilme zorunluluğu
getirilmemektedir.
Fransa'da da, benzer bir durum
geçerliliğini korumaktadır. UKGB'nın (Ulusal Kimlik ve Göçmen Bakanlığı), aile
birleŞmelerinin gerekliliği için "fransız dilini iyi bilme, kültürünü
tanıma, cumhuriyetin değer ve yarğılarına iyi bilme ve saygı duyma"yı
temel koŞul olarak ileri sürmektedir. Aile birleŞmesinin giderek zorlaŞtığı
Fransa'da, 2006 yılında aile birleŞmei için baŞvuran 40 binden fazla kiŞiden,
sadece 6.924 kiŞi oturma ve çalıŞma kartı almaya hak kazandı. Fransa'da, 2006
yılında yurtdıŞı edilen kaçak iŞçi sayısı 24 bin kiŞiden fazladır. Bu sayının,
2007 yılında 25 binden daha fazla olacağı düŞünülmektedir. Avrupa'daki toplam
kaçak iŞçi sayısı, yaklaŞık 2 milyondur. Bunun, 200-400 bin arasında değiŞen
kesimi Fransa'da bulunmaktadır.
GeçmiŞte olduğu gibi günümüzde de,
yabancı ucuz iŞgücüne gereksinim duyan bazı AB ülkeleri; nüfus ve ekonomik
faktörlerinide göz önüne alarak belli bir mesleki formasyonu olan, kaliteli ve
nitelikli göçmen "seçme"ye yönelmektedir. Bununla ilgili olarak UKGB
Brice Hortefeux, Fransa'nın yabancı ucuz iŞ gücüne olan gereksinimiyle ilgili
olarak Şöyle demektedir:" Fransa'ya gelecek göçmenlerin daha iyi seçerken
ülkenin ekonomik yapısına ve nüfusuna göre mesleki gerekçelerle gelen
profesyonel göçmenleri daha fazla teŞvik edeceğiz".
Buna benzer "ırkçı ve ayrımcı" bir
yasa, daha öncede Hollanda'da kabul edildi. Ayrıca, Avusturya, IŞviçre,
Ingiltere, IŞveç ve diğer ülkelerde; aile birleŞmesini zorlaŞtırmaya, kaliteli
ve nitelikli ucuz iŞgüicü alımına yönelik yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Bu
ırkçı ve ayrımcı göç yasalarından, doğal olarak Almanya'da en çok Türkiye
Kökenliler; Fransa'da Magrip (Cezayir, Fas, Tunus) kökenliler, Hollanda'da
Türkiye ve Fas kökenliler, Ingiltere'de ise Asya kökenliler etkilenmektedir.
KuŞkusuz, bu yasalar göçmenler ve
yerli halklar arasında ırkçılığı ve ayrımcılığı çağrıŞtırdıgı gibi; aynı
zamanda eŞitliğe ve insan temel
haklarınada aykırıdır. Bir bütün olarak göçmenlere karŞı, en büyük ihanet ve
insan hakları ihlâlidir. BarıŞı ve insan temel haklarını savunan her türlü
ırkçılığa, eŞitsizliğe ve ayrımcılığa karŞı olan herkesin; bu ırkçı ve ayrımcı
göç yasasını proteste etmeli ve gereken etkinlikleri göstermelidir.
Bu "ırkçı ve ayrımcı göç
yasası" karŞısında, Türkiye'nin duyarsız, sessiz kalması ve gerekli
etkinliklerin süresinde yapılamaması kabul edilemez. Üstelik, Cumhuriyeti
Anayasası’ının 67. maddesi’nde, oy kullanma, seçme ve seçilme hakları
belirtilmesine; Anayasa’nın 67. maddesi’ne 23 Temmuz 1995'te çoğunluğun
onayıyla “yurt dıŞında bulunan Türk vatandaŞlarının oy kullanma hakkını
kullanabilmeleri amacıyla kanun uygulanabilen tedbirleri belirler” hükmünün
eklenmesine karŞın; yurtdıŞındaki 5 milyonluk nüfus içinde, 18 yaŞından büyük
oy kullanma, seçme ve seçilme hakkı olan 2.5 milyon insanın; 22 Temmuz 2007'te
yapılacak olan genel seçimde bu haklarını kullanamamaları, 21. yüzyılın ilk 7.
yılında yaŞadığımız düŞünülürse utanç verici bir durumdur.
Hangi ülkede yaŞarsa yaŞasın, bir
insanın siyasi arenaya katılma, genel-yerel ve devlet baŞkanlığı seçimlerinde
oy kullanma, seçme ve seçilme hakkı en doğal hakkıdır. Bu hak, insan temel
haklarından biri ve en önemlisidir. Bugün, bu hakların siyasi iktidarlar tarafından
engellenmesi, insanlığa yapılan en büyük bir ihanettir. BaŞta, seçim derdine düŞmüŞ
olan siyasi iktidarın BaŞbakanı olmak üzere, yurtdıŞındaki göçmenlerden sorumlu
bakanın ve dıŞ iŞleri bakanının, bu konuda ilgilileri ve yetkilileri uyarmaması
ve yerinde gerekli etkinlikleri yapmamaları kabul edilecek gibi bir durum değildir.
|