ÖRFÎ İDARE
Tarih: 15-07-2008 21:33

(Örfî İdare) Sıkıyönetim deyiminin daha güncellik kazanmadığı günlerde, Ağın Ortaokulu’nda, yurttașlık bilgisi dersinde Kaymakam Saim Çotur, örfî idarenin yönetimin sıkı olması anlamına geldiğini anlatmaya çalıșmıștı bizlere.

Öğretmen yokluğunda Kaymakam derslerimize geliyor ve bizlere devlet nedir, yurttaş kimdir diye anlatmaya çalışıyordu.

 

Sonraki yıllarda vali oldu yurttaşlık bilgisi öğretmenim ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığından da emekli oldu sanıyorum. Kendisini saygıyla anıyorum.

Servet Sarıgil de edebiyat öğretmenimizdi. En çok kızdığı konuların başında anlamsız tümce kurmak gelir ve ‘yumurta gibi laf etme’ diye azarlardı bizleri. O’nun dersinde ‘var da diyemem yok da diyemem’ diyemezdiniz, sonradan Genel Kurmay Başkanı olsanız bile.

1971’de Sıkıyönetim Komutanlığı Servet Sarıgil’i Diyarbakır’da gözaltına aldı ve edebiyat öğretmenim örfî idare’nin örf ve adetlerimize pek de uygun olmadığını gördü. Sağlığını da yitirdi sanıyorum.

Böylece 1971 Muhtırası ile sıkıyönetim deyimi belleğimize en olumsuz yönüyle kazınmış oldu.

Oysa yönetimin sıkı olması laçkalığından iyi olamaz mıydı ? Halk Demokrasileri’nde yönetim gevşek midir ?

1980’de hem yönetim sıkı ve hem de ‘olağanüstü’ oldu, yani olağanüstü sıkı bir yönetim. Böylece gelenek ve göreneklerimize yabancı bir cunta ile tanıştı Türkiye, ne örf kaldı ne adet, ne gelenek ve ne de görenek…

Ve darbecilerin bile ileri gittiklerini kabullendikleri bir zorbacı yönetimin adı oldu ‘olağanüstü sıkı’ yönetim.

Bu bir travma yarattı toplumda, bir korku ve bir nefret.

Sözgelimi ben Evren’den nefret etmemeyi ar sayarım.

Küreselleşeceğiz dendi, açılacağız; ve açıla açıla boğulacak uzaklıklara değin açıldık.

Șimdi soralım bakalım; bugün Türkiye ekonomik olarak boğulma noktasında mıdır?

Yönetim olarak bir başıbozukluk;

toplumsal olarak bir dağınıklık, bir bölünmüşlük ve bir çöküntü içinde ve

politik olarak bir aymazlık, bir umursamazlık ve hatta bir güdülmüşlük yolunda değil midir?

Bütün bu olumsuzlukları görmezden gelmek, Türkiye Cumhuriyet’inin tümden yokoluşunu seyirci kalmak demek değil de nedir?

Bir damla kan ve azıcık izanı olan her yurttaş, yurttaşlık görevini yapmakla yükümlü değil midir?.

Değilse ve onamı (rıza) ile yapmazsa ona yaptırılacaktır ki buna sıkıyönetim denir.

Cumhuriyet değerlerine bağlı, Atatürk ilkelerine sadık bir sıkıyönetim.

Tağmaç’lı, Erim’li ve Evren’li sıkıyönetimleri yaşadım, ama onlarınki Saim Çotur öğretmenimin anlattığı örfî idareye hiç benzemiyordu.

Onlarınki Fransızların état de siège dedikleri ‘koltuklara sıkı sarılma’ yönetimi olup bizim kemalist gelenek ve göreneklerimize uygun yönetimin sıkılığı değildi.

Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Habip Hamza Erdem tarafından yazıldı   

Older news items: