Main Nehrinin
ortasından geçtiği Frankfurt kenti, Almanya’nın en önemli kentlerinden
biri. Bugün kıta Avrupasının en büyük
havalanına sahip olan bu büyük kent, Almanya’nın coğrafi olarak ortasında
bulunuyor ve Almanya’nın bankacılık ve finans merkezi olarak tanınıyor. Müzeleri ve yıl boyu değişerek süren fuarları
da çok önemli.
Kent, İkinci Dünya Savaşından sonra,
özellikle 1960’lar ve 70’lerden sonra o kadar büyük bir gelişme gösterdi ki,
aynı zamanda Avrupa’nın en fazla gökdelenini ve en yüksek gökdelenlerini
barındıran kenti oldu. Bu yüzden,
gökdelenlerin yoğun olarak bulunduğu bölge, New York’un Manhatten’ına
benzediğine gönderme yapılarak „Mainhatten“ olarak anılıyor.
Savaşta önemli tahribata uğraması
nedeniyle (kentin yüzde 60’ı zarar görmüş, yıkılmıştı), kentin modernleşmesi,
yenileşmesi ve yenilenmesi kolaylaşmış.
Kentin özelliklerini koruması ve daha fazla önem kazanması konusunda ise hiç bir fedakarlıktan kaçınılmamış. Örneğin, büyük ölçüde yıkılan tarihi Opera
binası, o ölçekte yapılacak yeni bir yapının beş-altı kat fazlası bir maliyetle
aslına uygun bir şekilde onarım görmüş. Savaş
sonrasının yokluklarında, o büyük ekonomik zorlukların arasında bu büyük
giderin kabulü, bu ölçüde büyük masrafın üstlenilmesi doğru muydu diye insan
düşünmeden edemiyor. Bugün Opera binası kentin
kültürel merkezlerinin en başında geliyor.
4. yüzyılda bölgenin güneydoğusundan
gelen bir Cermen boyu olan Franklar, Rhein-Main bölgesindeki, çoğunluğu gene
bir Cermen soylu Alamanlar olan toplulukları, başka yerlere sürerek buraya
yerleşti. 500’lü yıllarda Frankfurt’un
olduğu yere „Frank geçidi“, „Frankların geçit yeri“ (Furt der Franken) denilmeye
başlandı.
794’te, Frankfurt’u Frankfurt yapan, Charlemagne
adıyla da bilinen Karl der Große (768-814), geçide „Villa Franconovurd“ adını
verdi. Bu büyük kral Frankfurt’un ilk
önemli kişiliği. Kentin bir yerleşim
yeri ve merkez olarak kurucusu sayılıyor.
Bugünkü Avrupa Birliği’nin öncülü
„Birleşik Avrupa“nın ilk tasarımlayıcısı bu devlet adamı, Frankların kralı
olduğu için, Fransa’nın olduğu gibi Almanya’nın da babası sayılıyor, ama
Frankfurt için anlamı çok daha başka.
Kente ait ilk yazılı metin Karl der
Große’nin hayatını yazan Einhard’ındır.
Kent, Roma sınırı.
8. yüzyılda Doğu Frank Krallığı Doğu
Roma İmparatorluğundan bağımsızlığını ilan etti. Kentin tarihi o zamandan sonra önem kazandı,
çünkü Karolenj döneminde Doğu Frankların
hükümdarlık merkezi olmuştu (843).
Frankfurt bu dönemden sonra Almanya ve
hatta Avrupa için hep önemli olacaktır.
11. yüzyılda ticaret canlandı. Artık Frankfurt Avrupalı bütün tüccarların
uğradıkları bir pazar merkezi, mal ve ürün değişim yeriydi. Mal değişiminin Almanya’daki ilk
merkezlerinden biri olan Frankfurt, sonradan, çok uzun bir süre, en önemlisi de
olacaktır.
Frankfurt, Staufer Hanedanının ünlü
kralı I. Friedrich (Friedrich Barbarossa) (1122-1190) tarafından büyük bir kent
haline getirildi. Main köprüsü yapıldı, sonradan
„Staufer Surları“ denilecek olan Roma’dan kalma surlar kenti tamamen çevreler
hale getirildi.
Main’ın sol kıyısına Saksonlardan
koloniler yerleştirildi. Burası sonradan
Sachsenhausen olacaktır.
Haçlı Seferlerinde Frankfurt’tun bir
önemi var. Almanya’dan giden Haçlıların
bir kısmı, ya Frankfurt’tan veya yakınından yola çıkmış, ya da Frankfurt’tan
geçmiş.
1235, Domun yapımı başladı.
1240 yılında Kral II. Friedrich’in
koruması altında ilk fuarın açılması Frankfurt’un köklü bir ticaret merkezi haline
geleceğini gösteriyordu. Bölgenin coğrafi
özellikleri ve ulaşım kolaylıkları bunu zaten sağlamaktaydı. Kuzey Almanya, Frizland, Flandr bölgelerini
güneye, İtalya’ya bağlayan en önemli merkez.
Alsas ile Macaristan’ın da ortası.
1254’te Ren bölgesi prenslikleri
Frankfurt’a katıldı.
1266 Frankfurt Meclisi, Schultheiss ve
Schöffenkollegium açılmasını, banka kurulmasını kararlaştırdı, 1320’de bankalar
üç tane olacaktı.
1330’da fuarlar için özel yer yapıldı,
fuar büyüdü. Alplerde yeni açılan
Gotthard Geçidinin kolaylaştırdığı ulaşımla canlanan ticaret yolunu değerlendirmek
gerekiyordu.
1333’te, ticaretin gelişmesi yüzünden
Kral IV. Ludwig kentin iki katı büyümesini kararlaştırdı. Bu ise 1343’te, kenti çevreleyen surların
yenilenmesini ve genişletilmesini gerektirecekti.
1338’de Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğunun
en önemli prenslerinin hazırladığı bir sözleşme Frankfurt Meclisi tarafından
benimsenerek „Frankfurt Pragmatische Sanktion“una dönüştürüldü. Buna göre imparatorluk tacı papadan değil
tanrıdan geliyordu. Böylece papalıkla
bütün ilişkiler koparılmış oluyordu.
Bunu tarihçiler, iki yüzyıl sonra Hıristiyanlığın Avrupa’da ikiye
bölünmesine yol açacak olan Reform’un o zamanlardaki başlangıcı, ilk adımı
olarak değerlendireceklerdi.
1356’da IV. Karl, imparatorların taç
giyme töreninin Frankfurt’ta St. Bartolomäus Kilisesinde yapılmasını kayıt
altına aldı. Metz’de açıkladığı „Altın
Ferman“ (Goldenen Bulle), seçicilik kurumunu yasallaştırdığı gibi seçimin yerinin
de Frankfurt olduğunu kesinleştiriyordu.
Frankfurt, 1372-1806 yılları arasında imparatorluğa
bağlı „özgür kent“ statüsünde.
1535’de Reformationda karşı tarafa
geçerek protestan oldu. İmparator V.
Karl’a (1500-1558) karşı protestan inanç, Schmalkaldischen Bund tarafından
savunuldu. 1546-47 Schmalkaldischen
savaşı. Bund çözüldü. İmparatorluk güçleri kenti bastı. Protestan Frankfurt yenilmişti ama savaşın
galipleri kentte kalamadı.
Reformcu Hollandalı ve İngilizler
1554’te Frankfurt’a geldiler ve nüfusun beşte birini oluşturdular. (Ersten Glaubensflüchtlinge)
Bu dönemde Yahudiler kentin dörtte
birini oluşturmaktadır.
Almanya’da ilk borsa 1585’te
Frankfurt’ta kurulmuş. Kuranlar,
sonraları finans sektörünün dünyada en çok tanınan ailesi olan Rothschild’ler. Rothschild
ailesinin mali imparatorluğunun temelleri Frankfurt’ta ve bu girişimle atıldı. Meyer Amschel Rothschild (1744-1812) 1766’da
Frankfurt’ta ailenin adını taşıyan bankayı kuruyor. Banka kısa zamanda gelişiyor ve Avrupa’nın
önemli ticaret merkezlerinde ve büyük kentlerinde (Viyana, Paris, Londra,
Napoli vb.) şubeler açıyor. Almanya’nın
19. yüzyılda Avrupa’nın büyük güçleri arasına girmesi aynı zamanda bu finans
sektöründeki gelişme sayesinde.
Prusya Kralı II. Friedrich Wilhelm
1788’de çıkardığı bir kanunla basın özgürlüğünü yokettiğinde, Berlin’de yasaklanan
ve yayımlanamayan her yazı Frankfurt’ta gelmekte ve Frankfurt’ta basılmaktadır.
Frankfurt, 19. yüzyıl başında Ren Konfederasyonu yönetim merkeziydi.
1810’da Napoleon’un kurduğu düklüğün başkenti oldu.
1815’te Napoleon sonrası dönemde yeniden özgür şehir statüsüne kavuştu. Viyana Kongresi ile Cermen Konfederasyonunun
başkenti oldu.
1816-1866 yılları arasında o yılların Almanya’sının başkentidir. Almanya tarihinde önem taşıyan meclisler, hep
Frankfurt’ta kuruldu. [(Bundestag) Federal Meclis] 1815’ten sonra kurulan işlevsiz Frankfurt
parlamentosu Avusturya ağırlığı altındaydı.
1848’de kurulan Frankfurt Parlamentosu 1849’da Prusya politikalarının
altında ezilecek, Alman topraklarında Avusturya’nın belirleyiciliği yerini
yavaş yavaş Prusya ağırlığına bırakmak zorunda kalacaktı. Özgür ve birleşik bir Almanya kurmak amacıyla
ortaya çıkan Frankfurt Ulusal Meclisi, Frankfurt Anayasası denilen ilk
anayasayı yaptı, ancak bu anayasa uygulanamadı.
1830 ve 1848 Devrimleri Almanya’daki etkilerini her yerden önce
Frankfurt’ta gösterdi. München ve Berlin
kadar, biri Avusturya’nın, diğeri Prusya’nın başkenti olan bu iki önemli siyasi
merkez kadar büyük olmamakla birlikte Frankfurt siyasi olarak onlardan daha
etkiliydi. Bütün siyasi akımlar
Frankfurt’ta gelişiyor, gizli yayınlar, giderek çeşitlenen ve çoğalan
bildiriler Frankfurt’tan çıkarak her tarafı sarıyordu. İçinde „cumhuriyet“, „vergi“, „prens“ gibi
maddeler bulunan „Köylüler İçin Sözlük“, o günlerde genç delikanlı olan ünlü
yazar Georg Büchner’in kaleme aldığı „Hessen Köylülerine Bildiri“ gibi siyasi
metinler bu dönemin ürünleriydi ve Frankfurt’ta çoğaltılmışlardı..
Frankfurt, Prusya ve Avusturya arasında yaşanan „Yedi Hafta Savaşı“ndan
sonra savaşı kazanan Prusya tarafından ilhak edildi. Kent, özgür kent statüsünü gene kaybetti.
1871’de, Fransa’nın Alsace ve Mosel’i
bırakmak zorunda kaldığı anlaşma Frankfurt’ta imzalandı.
19. yüzyılın başında surlar yıkıldı,
geniş alanlar açıldı. Artık Frankfurt yavaş
yavaş bir sanayi kentine dönüşüyor, bugünkü görünüşünü almaya başlıyordu. 1928 yılında bugünkü nüfusuna yaklaşan
nüfusuyla (550 bin) bir sanayi ve kültür kentiydi.
Kentin tarihten gelen özellikleri
dışında başka birçok önemli özelliği var.
Herkes tarafından çok bilinmeyen bir özelliği de Frankfurt’un önemli
kişilerle olan ilişkisi. Bu ilişki öyle
yoğun ki, Frankfurt’ta doğmuş, ya da Frankfurt’ta yaşamış, ya da Frankfurt’a
bir nedenle gelmiş, ya da Frankfurt’la bir nedenle özdeşleşmiş olan önemli ve
ünlü insanların listesi ile karşılaşıldığında insan şaşırabilir.
En bilinenden başlayalım: Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832), Frankfurt’ta
doğmuş olarak Frankfurt’un övünç kaynaklarından biri. Elbette Frankfurtluların en önemlisi. Şimdi müze olarak değerlendirilen evi, en çok
ziyaret edilen yerlerden biri.
Üniversiteye Goethe’nin adı verilmiş.
Almanya’nın en büyük, en eski, en önemli üniversitelerinden biri. Frankfurt’un 1926’dan beri verilen bir ödülü
var. Adı, „Goethe Ödülü“.
Goethe Ödülü alanlar arasında şu adlar
bulunuyor:
Stefan Georg, şair (1927),
Albert Schweitzer, doktor ve filozof (1928),
Sigmund Freud, 20. yüzyıla damgasını vurmuş
psikanalizci (1930),
Ricarda Huch, şair ve edebiyat araştırmacısı
(1931),
Gerhard Hauptmann, şair, yazar (1932),
Max Planck, fizikçi (1945),
Hermann Hesse, yazar (1946),
Karl Jaspers, filozof (1947),
Thomas Mann, yazar (1949),
Carl Zuckmayer, yazar (1952),
Walter Gropius, mimar (1961),
Georg Lukács, edebiyat tarihçisi, edebiyat
bilimcisi (1970),
İngmar Bergman, İsveçli sinema oyuncusu
(1976),
Raymond Aron, Fransız sosyolog, yazar (1979),
Golo Mann, tarihçi, yazar (1985),
Ernst H. Gombrich, sanat tarihçisi (1994),
Siegfried Lenz, yazar (2001),
Marcel Reich-Ranicki, edebiyat eleştirmeni ve yazar
(2002).
Yani Frankfurt, bir yerde Goethe
kenti.
Frankfurt diyalektinin meraklısı ve
hayatını Frankfurt’a ait halk şarkıları, sözleri ve deyişlerini derlemeye
adamış, Frankfurt’a ait kültürel mirası bugüne taşımış Friedrich Stoltze
(1816-1891), ünlü filozof Theodor W. Adorno (1903-1969), kimyager ve Alman kimya
endüstrisi öncülerinden ve bu endüstrinin kurucusu Leo Gans (1843-1935)
Frankfurt’ta doğmuş ve yaşamış olanlar.
20. yüzyılın en önemli
bestecilerinden, hayatının bir kısmını da Türkiye’de geçiren ve Ankara’daki
devlet konservatuvarını kuran Paul Hindemith (1895-1963) de Frankfurt’ta
doğanlardan biri, ölümü de Frankfurt’ta olmuş.
Türkiye’den davet aldığı için Türkiye’ye giden Hindemith, aslında
Nazilerle anlaşamadığı için Almanya’da kalamamış. Çünkü Türkiye’den sonra ülkesine dönmek
istemişse de, bunun mümkün olmadığını (ya da doğru olmadığını) görerek ABD’ye
gitmiş. Ancak savaşın bitiminden sonra
Frankfurt’a tekrar kavuşmuş.
Dünyanın, alanındaki en önemli
müzeleri arasında sayılan Senckenberg Doğabilimleri Müzesi (Senckenberg
Naturmuseum), adını, hayatının önemli bir kısmını Frankfurt’ta geçirmiş Johann
Christian Senckenberg’den (1707-1772) alıyor.
Doğabilimcisi ve doktor Senckenberg kurduğu hastane ve doğabilim
merkeziyle Frankfurt’un bilimsel hayatına önemli bir katkıda bulunmuş. Sonradan bir vakfa dönüşen kuruluş
üniversiteye bağlı olarak müzenin de kuruluşunu sağlamış.
Gene Frankfurt’un övünç kaynağı olan
resim ve güzel sanatlar müzesi (Städelsche Kunstinstitut) de adını Johann Friedrich
Städel’den (1728-1816) almış. Bir
ticaret adamı olan Frankfurtlu Städel, kişisel resim koleksiyonunu bağışlayarak
ve mirasını müzenin kuruluşuna vakfederek bu anlamlı ve önemli sanat merkezinin
ortaya çıkmasını amaçlamış, tabii, çok da iyi başarmış.
Besteci Georg Philipp Telemann
(1681-1767), şair Friedrich Hölderlin (1770-1843), felsefenin en önemli
adlarından Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831), Alman Birliği’nin
kurucusu Otto von Bismarck (1825-1898), müzikçi Engelbert Humperdinck (1854-1921),
ressam Max Beckmann (1884-1950), faaliyetlerinin önemli bir kısmını
Frankfurt’ta yürütmüş ve hayatlarının önemli bir kısmını Frankfurt’ta yaşamışlar.
Alman Birliğinin sağlanmasındaki
destekçilerden ve Alman hamlesinin mimarlarından, Rothschild ailesinin
torunlarından Mayer Carl von Rothschild (1820-1886), hayatını Frankfurt’ta
geçirmiş, Almanya’ya damgasını vuran çalışmalarını hep Frankfurt’ta yapmış.
Arthur Schopenhauer (1788-1860),
hayatının son yıllarını Frankfurt’ta geçirmiş ve Frankfurt’ta ölmüş.
1933 yılında, Alman devlet adamı Paul
von Beneckendorff und von Hindenburg, 1959’da, bilim insanı ve barış savaşçısı Albert
Schweitzer ve Devlet Başkanı Theodor Heuss, 1960’ta, düşünür Max Horkheimer,
1986’da, Fransa’nın son dönemlerde tarihini belirlemiş François Mitterrand, 1989’da,
uzun yıllar şansölyelik yapmış Helmut Kohl kentin fahri hemşerisi ünvan almış. Bu arada bu ünvanın Adolf Hitler ve Hermann
Göring’e de verilmiş olduğunu, ama Frankfurtluların bunu hatırlamak bile
istemediklerini belirtmeden geçmeyelim.
Frankfurt adını bilim dünyasına veren
bir kuruluştan, bir kurumdan, bir çevreden sözetmeden geçemeyiz. Goethe Üniversitesine bağlı Sosyal
Araştırmalar Merkezi (Institut für Sozialforschung) 1923’te, kurucu üyelerden
Felix Weil’in katkısı ve girişimiyle kuruluyor.
Enstitü bir de dergi çıkarıyor.
Dergi bilim çevrelerinde büyük ilgi görüyor. Kuruluş kısa zamanda dikkatle izlenen bir
çekim merkezine dönüşüyor. „Frankfurt
Okulu“ adını taşıyan akım ortaya çıkıyor ve bu akıma açılım kazandıran
çalışmalar bilim dünyasına katkılarda bulunuyor. Horkheimer, Adorno, Marcuse enstitünün
sonradan en fazla tanınacak, hatta popüler olacak olan mensupları. 1933’te Nazilerin iktidara gelmesiyle bu
bilim insanları topluca ABD’ye gidiyorlar.
Enstitü dağılıyor. 1950’de
gidenlerin önemli bir kısmı Frankfurt’a tekrar dönüyor. 1953’te enstitü tekrar kuruluyor. Frankfurt Okulu, bugün hala etkileri devam
eden, tartışmaların odak noktasında bulunan bir kavram olarak, Nazilerin bilim
dünyasıyla nasıl ters düştüğünün ve bilim dünyasına nasıl zarar verdiğinin
somut bir örneği olarak da hep bilinecek.
Kültür
kenti Frankfurt’ta başka ödüller de var.
Theodor-W.-Adorno
Ödülleri. Düşünür Jürgen Habermas, besteci-müzikçi
Pierre Boulez, sinema dünyasının öncü adlarından, Fransız Yeni Dalgasının
yaratıcılarından Jean-Luc Godard, araştırmacı Jacques Derrida bu ödülü
alanlardan bazıları.
Max-Beckmann
Ödülleri, Ignatz-Bubis Ödülleri, Frankfurt Müzik Ödülü gibi ödüller kendi
alanlarında her yıl veriliyorlar ve bu ödül kurumları Frankfurt’un adını kültür
dünyasında her gün biraz daha genişletiyorlar.
Tıp
doktorları, kimyagerler, fizikçiler ve başka alanlardan bilim insanları
arasında birçok kişi, otuza yakın önemli insan, Nobel ödülü almış
Frankfurtlular. Nobel Edebiyat Ödülü
Sahibi Elias Canetti, Frankfurt’ta yıllarca öğretmenlik yapmış.
Almanya’nın
merkezi bir yerinde bulunması, Frankfurt’a yabancıların gelmesini kolaylaştıran
bir etken olmuş. Avrupa’nın batısı ve
doğusu arasında, kuzeyi ve güneyi ortasında bir yer olduğu için hep bir
konaklama yeri aynı zamanda. Hem ticaret
merkezi, hem de kültür kenti olması kentin ayrı bir çekiciliği. Tarihte oynadığı rol, Alman siyasi tarihi için
önemi de cabası. Velhasıl Frankfurt’un
ziyaretçisi hiç az olmamış. Bunların
içindeki ünlüleri liste olarak yazmak sayfalar ister. Ancak bunlar arasında, Frankfurt’tan geçmiş,
Frankfurt’ta bir süre kalmış veya bir süre yaşamış olanların bazıları
Frankfurt’u anlatmış. Çeşitli semtlerini,
yerlerini veya önemli yapılarını anlatanlar arasında Victor Hugo, Andersen,
Bettina von Arnim, Saint-Beauve, Gérard de Nerval, Felix Mendelsohn-Bartholdy, H. Grimm, Walter
Grimm, Alexandre Dumas, W. von Humbold, Ludwig Emil Grimm, Anton Kirchner, J.
K. Huysmans, Henry James, C. J. Weber, Hölderlin, W. M. Thackeray, Hans Thoma
gibi edebiyat, siyaset ve bilim dünyasının önemli adları da bulunuyor. Kimisi Frankfurt’u günlüğüne yazmış, kimisi
mektuplarında anlatmış, kimisi sayfalar dolu gezi anısı, kimisi kendisini
etkileyen yerler olarak Frankfurt’u kaleme almış. Örneğin, Hugo, Goethe, Saint-Beauve vd.
Römer, Altstadt ve Dom’u; de Nerval, Mendelsohn, Grimm vd. Main Nehri
kıyılarını; Thaeckeray, James, Thoma vd. Frankfurt dışındaki, çevresindeki
alanları betimlemiş. İzlenimler
çoğunlukla dikkate değer, ama her zaman övücü.
Frankfurt’u
konu edinenlerin içinde Frankfurt’a yaptığı gezinin izlenimlerini yazan bir
Türk şairi önemli bir yere sahip. Çünkü Türk
edebiyatında sembolizmi temsil eden bu şair, döneminde Türkiye’nin en önemli ve
etkili şairlerinden biri. İzlenimleri
hem oldukça ayrıntılı, hem de çarpıcı tespitler ve olumlu değerlendirmelerle
örülmüş. Bu seyahat notları, Türk
edebiyatında Avrupa’yı konu edinen anlatımlar içinde ilk hatırlanan örnek olduğu
gibi, gözlem gücü ve anlatım özellikleri bakımından de değerli bir yere
sahip. Bu gezinin izlenimleri „Frankfurt
Seyahatnamesi“ adıyla Türkiye’de ilkönce bir gazetede tefrika ediliyor (1932),
sonra da kitap olarak basılıyor (ilk basımı 1933, sonra da defalarca
basılıyor). Frankfurtluların ve Alman
okuyucusunun, ne yazık ki, Almancasıyla eline alamadığı bu gezi izlenimleri,
umarız günün birinde Almanca olarak yayımlanır. KAYNAKLAR
H. Boockmann / H.
Schilling / H. Schulze / M. Stürmer, Mitten
in Europa – Deutsche Geschichte, Sammlung Siedler, Berlin 1992.
Geschichte des deutschen Parlamentarismus, Deutscher Bundestag, Bonn 1999.
Johann Jacob Häslin
(Hrg.), Frankfurt, Im Prestel Verlag, München 1954.
Ahmet Haşim,
„Frankfurt Seyahatnamesi“ / 9 Kanun-i evvel 1932 – 5 Şubat 1933, Milliyet, Bütün
eserleri içinde, …. Yayınları, s. ..-….
Barbara M. Henke /
Thomas Kirn / Ruth Rieger, Frankfurt,
Verlag C.J. Bucher GmbH, München 1994.
Hilmar Hoffman, Die Großen Frankfurter / Ehrenwürdige Bürger
und Ehrenbürger von Karl dem Großen bis Friedrich von Metzler, Societäts-Verlag, Frankfurt/M, 2006.
Johannes Proelß / Günther Vogt, Friedrich Stoltze – Ein Bürger von Frankfurt, Societäts-Verlag, Frankfurt/M, 1978.
Werner Wolf / Rainer Koch (Hrg.), Hessen
in der Revolution 1848/1849, H. Kunz Verlag, Kelkheim 1989.
|