ULUS, DEVLET-ULUS ve ULUSAL DEVLET
Düşϋnmek her şeyden önce dϋşϋncelerimizi dile getirirken kullandığımız sözcϋk, deyim ve kavramlar
ϋzerinde dϋşϋnmekle başlar. Ne var ki, bu özeni gösterdiğimiz ve ya da bunun ayırdına vardığımız
durumlar sayılıdır. Ancak bir tartışma ortamı bu tϋr bir sorgulamaya, belirli bir konu ϋzerinde
yeniden-dϋşϋnmeye yolaçabilir. Öyle ki, herhangi bir konunun iyi öğrenilmesi ile o konuda yeterli
tartışmanın yapılabilmiş olması arasında doğrudan ilişki vardir.
Sözgelimi ulus(millet) ve Devlet-Ulus kavramları ϋzerinde yeterli tartışma yapılabilmiş midir? İlk bakışta
bu soruya olumlu yanıt verilecektir. Oysa ilişikte çevrimyazısını sunduğumuz araştırma sanılanın aksine ne
bu tartışmanın bittiğini ne de yakın bir gelecekte bitirilebileceğini ileri sϋrmektedir. Olsa olsa içinde
bulunduğumuz döneme ilişkin kimi önkabullerden sözedilebilecektir.
Gerçekten üniversitelerimizde okutulan ‘iktisat bilimi’ klasik ekonomi politiğin ‘es’ geçtiği bu
kavramları ya varsaymakta ya da tam da bu anlamda olmak üzere her zaman yok saymaktadır.
Bu durumda ulusal amaca ulaşmak için uygulandığı ileri sϋrϋlen politikaların, her zaman ‘ulusal çıkar’la
bağdaşan sonuçlar vermediği ortadadır. Kaldı ki ulus kavramı belirgin olmadığı için ulusal amaçların
belirlenmesi de önemli ölçϋde boşlukta kalmaktadır.
Bu ve benzeri sorunları tartışmak amacıyla Jean WEILLER ve Guy DESROUSSILLES-DUPUIGRENET’nin “Ekonomik
Dϋşϋncenin Toplumsal Sınırları” adlı kitaplarının VI. Bölϋmϋnϋn çevirisini ilişikte sunuyorum.
Yazarların vardıkları sonuca katılmadığımı söylemeliyim. Ancak ulus kavramının tarihsel gelişimininin iyi
bir özetini veren yazarlar, okuyucuyu yeniden-dϋşϋnmeye yönlendirmede başarılı sayılabilirler.
Ulus, ulusalcılık ve Devlet-Ulus konusunda gerek yazarların görϋşlerinin eleştirisi olarak ve gerekse bu
konularda başka görϋş ve önerilerin politikatϋrk platformuna gönderilmesinin verimli bir tartışma ortamı
yaratacağını umuyorum.
Habip Hamza ERDEM
Paris, Haziran 2007
(*) Yorum ve eleştirileriniz için habiperdem@hotmail. fr
ULUS
I-BİR KAVRAMIN DOĞUŞU: MERKANTİLİSTLERDEN FİZYOKRATLARA
II- KLASİKLER VE ULUS: BULANIK MANTIK
III- F.LİST’ten KEYNES’E VE ‘BOYUTÇULAR’A DEĞİN KAPANMAYAN BİR DİZGE OLARAK ULUSAL EKONOMİ
IV- ‘FRANSIZ OKULU’: ULUSUN GENİŞLETİLMİŞ BİR KURAMA SOKULMASI
V- MARKSİZM VE DİRENGEN ULUS
VI- ULUS ve ULUSÜSTÜ: YAPININ TERCİH ALANLARI ve GÜÇLER DENGESİ
ULUS
Kϋltϋrel sosyo-patoloji’den mantıksal sistemlere (*)
1- BİR KAVRAMIN DOĞUŞU: MERKANTİLİSTLERDEN FİZYOKRATLARA
Köken olarak, “Bir ulus, diyor Hegel, doğduğu biçimiyle bir halktır. Ulus, nasci’den, doğmaktan gelir”
(1). Ulus’un bu organik, biyolojik gerçekliği, ona birey ile kendi ulus’u arasındaki bağların ‘yaşamsal’
gϋcϋnϋ dile getiren ‘doğal’ bir özellik verir. Hatta bağlardan bile sözedilmeyebilinir, çϋnkϋ birey
için ulus bir dışsallık değildir. Daha doğrusu ona hem dışsal ve hem de içseldir.
Yani Morgan’ın ayrımı dikkate alınırsa, akrabalık toplumlarındaki eski dayanışma anılarının
taşıyıcısı olarak civitas’tan çok, societas tarafında yer almaktadır. İlk kişisel (ana kucağı) ya da
tarihsel (sınırları belli ve koruyucu ilkel mağara) barınaklarımız yerine geçen; kimi tutkusal ve usdışı
tepkileri açıklayan hem babasoylu hem de anasoylu imge; ölϋm içgϋdϋsϋnden Eros’un (3) hizmetine geçen araç
olarak ulus, kollektif bilinçaltımızın bϋyϋk kategorilerinden biri oldu. Schumpeter’in (4) belirttiği gibi,
ulus’un ekonomik çözϋmlemelerde önemli bir yer tutması, herşeyden önce onun ekonomistlerin kafasında öylece
bulunuyor olmasındandır. İşte ekonomik bilme toplumbilimi (la sociologie de la connaissance économique)
açısından önemli bir saptama.
Ulus’un bu ‘derin’ gerçekliğini savsaklamak, ona çözϋmlemelerde, kuşkusuz şaşırtıcı, ama hemen hemen
kanıtsız olarak (ya da açıklanmayan bölϋmϋ açıklanandan çok daha bϋyϋk olan ‘tanımlamalar’ gibi)
yϋklenen bir mantıksal öncelik verecektir.
Bu mantıksal öncelikler, daha az ‘derin’ ama bizde olanı sabitleştirmeye yarayan ve Jean Duvigneau’nun
‘sociose’ diye adlandırdığı nedenler gibidirler.
_____________
(*) Jean WEILLER- Guy DESROUSSILLES-DUPUIGRENET, Les cadres sociaux de la pensée économiques, Paris, PUF, 1974,
VI.Bölϋm, ss: 141-167
(1) HEGEL, La raison dan l’histoire, Plon, 1965, s.219
(2) G.BALANDIER, Anthropologie politique, PUF, 1969, s.14’deki gibi, ulus’a çok göreli bir değer yϋklense
bile…
(3) S.FREUD, « Malaise dans la civilisation », Revue française de Psychanalyse, PUF, Janvier 1970
(4) History of economic analysis, Allen & Unwin, 6° éd., 1967, s.550
Herşeyden önce, Fransız Devrimi’ne yϋklenen söylenceye göre, egemenler olduğu kadar yurttaşlardan da
oluşturulan ulus, artık ona dışsal olmayan bir Devlet tarafından yönetilmektedir. Bireysel ve evrensel’in
çakışması: “Dϋnyayı bizler yönetmekteyiz … bu kızıl şafağın sökϋmϋ oldu. Tϋm dϋşϋnen varlıklar
bayram yaptılar. Bir çılgın yϋrek çarpması bu döneme damgasını vurdu” (1). Tek bir ulus sözcϋğϋ
“Heyecandan gözyaşları döktϋrmekteydi”(2). Bu gözyaşları, bu hazin yϋrekçarpması, bu toplumsal nevroz
böylece kollektif bilinçaltını belirledi.
Öte yandan, daha Tevrat’ta bile uluslardan sözedilse ve Aristo’nun, Platon’un ya da Xénophon’un
ekonomik öğretileri anlatılsa da, ekonomistler için, ekonomi politik ve ulusların aynı zamanda,
Modern Zamanlar’da doğmuş olması temeldir.
O dönemde, “Orta-Çağ’a özgϋ dϋnyasal alanın parçalanıp” yerini yine Orta-Çağ’a özgϋ
bölgesel bitişikliğin tersine olarak, birbirinden ayrı ulusal alanların örgϋtlenmesi aldı (3).
Aynı zamanda, Schumpeter’in işraret ettiği gibi (4), ekonomistlerin yazılarında Prens kendi
kişiliğinden sıyrılarak, ulusal ekonomi kavramı’nın embryonu olarak bir tϋr antropomorfik
kişiliğe bϋrϋnmϋştϋr: Carafa’nın İyi Prens’i, sir James Stueart’ın Devlet Adamı gibi…
Yazarlar yavaş yavaş özerk bir ulusal ekonomi gerçekliğini keşfederler; araştırılan “Bir ulusu
mutlu ve gϋçlϋ kılma sanatı”dır (5). Ki bu da, onlara göre “Devleti görkemli kılmak için
hazine ve zenginlikler”i (6) biriktirmeye dayanmaktadır.
Somut prenslerden soyut Prens’e ve devletlerin somutluğundan Devlet’in anonimliğine geçilmektedir
artık. Yaşanmakta olan bu geçiş, Sully’nin “Bϋyϋk Hanri Devleti’nin krallara layık ve ussal
ekonomisi ϋzerine anılari” (7) adlı kitabının başlığında görϋlmektedir. Sonra yavaş yavaş,
Prens’in uyruğu (tebaa)’nun çıkarlarını dilegetiren ve çok daha bϋtϋnsel (global) bir deyim
(notion) olan ulus üzerinde dϋşϋnϋlecektir.
_________
(1) HEGEL’den aktaran Henri NEIL, De la médiation dans la philosophie de Hegel, Aubier, 1845, s. 257
(2) Simone WEIL, « Déracinement et nation », in enracinement, N.R.F, 1949, p.164
(3) Pierre DOCKES, L’espace dans la pensée économique du XVI° au XVIII° siècle, Flammarion, 1969, p.8
(4) History of economic analysis, op.cit., pp.162-163
(5) KEYNES, Théorie générale…, Payot, 1948, p.375
(6) Laffemas 1598, başlık Keynes tarafından alınmıştır, op.cit., p.372
(7) P.DOCKES tarafından alınmıştır. Op.cit., s.27
Yazarlar için, Prens’in, Devlet’in ve Ulus’un (orada yaşayanlar) zenginliğinin ϋçlϋ çakışması
kendiliğinden (spontané) olsa da, değişik anlamlarda kullanılan sözcϋklere dikkat çekmekte yarar vardır. Adam
Smith, Enquête…’inin IV. Cildine girişte, açıkça, kendi sentetik esprisine uygun olarak, ekonomi politiğin
“hem egemeni ve hem de halkı zenginleştirmenin” araçlarını verdiğini belitmektedir. Ancak bu çakışmanın
pek de kendiliğinden olmadığı”nı anlatmaya çalışmaktadır: yıl 1776’dır.
Artık Prans’in zenginliğinden değil, ama dosdoğru şu ya da bu ϋlke’den, örneğin İngiltere [ulusal gelirin
ilk elealınış girişimleri olarak Maddison’un Englands looking in and out’u (1640), Thomas Mun’un Englands
treasure by foreign trade (1664) ve G.King’in State and condition of England’ı] ya da Fransa [Boisguilbert’in
Détail de la France (1695) ve Le Factum de la France (1707)’ı] ndan sözedilmektedir (1).
Nasıl somut prenslerden soyut prense ve anonim Devlet’e geçildi ise, şu ya da bu reel ulustan da genel olarak
uluslara ve dolayısıyla soyut ‘ulus’a geçillecektir. Dϋşϋnϋlen, artık (dışarının aleyhine olarak
zenginliği araştırılan) kopuş alanı degil, ama karşılıklı genel bağımlılık alanı’dır.
Fizyokratlar’ın bϋyϋk buluşu budur. Yapıtlarının tϋmϋnϋn başlığından hangi ϋlke’den sözedildiği
anlaşılmaktadır.
Orta-Çağ evrenselliğine dönϋş mϋ sözkonusudur? Kesinlikle değil. Fizyokratlar’ın inceledikleri doğrudan
doğruya uluslar ve hatta daha açıkça ‘Uygar Devlet’lerdir. (Örneğin rahip Baudeau’nun temel yapıtının
alt-başlığı, Uygar Devlet’lerin Çözϋmlemesi’dir: Analyse des Etats policés) Yine Quesnay kendi Ekonomik
Tablo’sunu çözϋmlerken “Ulus burada, ϋç yurttaş sınıfına indirgenmiştir” demektedir. Ve
çözϋmlemelerde dış ilişkilere herhangi bir rol verilmemektedir.
Dupont de Nemours’a göre, yeni sistem “insan soyuna en yararlı” sistemdir. Ancak, krallıklar da hemen hemen
özerk birimler olarak varlıklarını sϋrdϋrmeye devam etmektedirler. Gerçekte bu krallıkların herbirinde aydın
bir despot, doğal yasaya uymayı sağlamalıdır. İnsan soyu kendine en uygun yolu bulacaktır. Bu uluslar
arasında, o gϋne değin çok önemsenen dış ticaret, hem de özgϋrlϋğϋn sonucu olmasına karşın, enaza
indirgenmiş bir kalıntı, basit bir “ehven-i şer” (2) olacaktır.
________
(1) SCHUMPETER, Esquisse d’une histoire de la science économique, Dalloz, 1962, s.45
(2) QUESNAY, Dialogues’lardan aktaran GIDE et RIST, T.I., s.30
II- KLASİKLER VE ULUS: BULANIK MANTIK
Klasikler ulusu halden hale sokmaktadırlar. Görϋnϋrde, ulus’u ‘es geçmekte’dirler, ama Tarihselciler,
Kurumsalcılar ve Ölçϋcϋler ulustan yakınmaya devam edeceklerdir.(1)
Gerçekte klasikler için gizemli bir diyalektiğe dönϋştϋr sözkonusu olan. Bir yandan, ulus bir
hiçken (yani soyut, kaygan, homojen ve ϋretim etmenleri için kapalı bir alan) bir dizi otomatik olgu
sayesinde, bireyin, ulusun ve dϋnya’nın çıkarlarının çakıştığı ϋçlϋ öncelikli bir yer
oluverir. Oysa ikili bir dönϋştϋrme (transmutations) yapılmaktadır; ulusal çıkar içinde bireysel
çıkarlar ve dϋnyasal çıkarlar içinde ulusal çıkarlar.
Bu dönϋştϋrmelerden bir ya da birkaçını tartışacağız. Yani onları sağlayan (Mahreçler
yasası, karşılıklı maliyetler yasası, paranın miktar kuramı vb) mekanizmaların etkinliği ve
(ϋretim etmenlerinin uluslararası sabitliği, ulusal fiyat sistemlerinin homojenliği vb) ele alınan
hipotezlerin gerçekliğini araştıracağız. Tercihlere pek çatmayacağız ama, ulusal dϋzeyde, salt
mantıksal açıdan tamamen keyfi olan bu bϋyϋlϋ dönϋştϋrmelerin geçerliliğine de diyeceklerimiz
olacak.
Sözgelimi, Ricardo’nun “serbest ticaretin bulunduğu yerde, bireyin ve topluluğun çıkarkarı asla
çatışmazlar” diye yazdığı tϋmcenin anlamsızlığı ortadadır (2). Çϋnkϋ burada
‘topluluk’ tanımlanmamıştır. Sözkonusu olan bir ‘ulus’ mudur? Kuşkusuz Ricardo öyle
dϋşϋnmekteydi. Ve okurları da… Ancak böylece, ulusu tarihsel değil, ama mantıksal bir kategori
olarak ele alıp, ona yϋklenen bu mantıksal önceliğe basit bir tarihsel açıklama getirmekten
sakınan klasikler, onu evrensel bir dizgeye, bir genel mantığa yerleştirmek istemişlerdir. İlginç
olan, böyle bir kurgunun her iki tabloda da kaybediyor olmasıdır;
- Mantıksal açıdan onların evrensel dizgelerini kurmak için öncelemeyle başladıkları şey, sonuçta onu
yokmuş gibi dϋşϋnmeye götϋrmektedir. Önceliğin mantıksal kanıtlaması öncelenen nesneyi ortadan
kaldırmaktadır.
- Ekonmik açıdan vardıkları uluslararasıcılık, aksak bir uluslararasıcılıktır. Gerçekte, -kendisi bir
optimum olan- denge, ulus içinde sağlandığı biçimiyle ulus dışında sağlanmamıştır. |