Ortadoğu'da Mızrak Ucu Rolü ve Türkiye
Tarih: 05-09-2006 12:26


                                                                                             İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi

                                                                                                     ve Jeopolitik Dergisi Editörü

                                                                                                    hacisalihoglu@jeopolitik.org

 

Türkiye için yeni bir süreç yapılandırılıyor. Ortadoğu’ya yönelik Irak işgalinin uzantısı olan emperyalist çıkarlar,Türkiye’yi yeniden bir kıskacın içine almaya çalışıyor.Tıpkı Irak işgali öncesi tezkere sürecinde yaşananlar yeniden gündeme geliyor.Adeta film başa sarılmışcasına aynı yaklaşımlar, aynı aktörler ve aynı piyonlar yine sahne almış durumda.Senaryonun özünde de , amaçladıklarında da sapma yok.Yani yine herkes rolünün ve görevinin sorumluluğuyla davranıyor.Mehmetçiğe mızrak ucu rol verilmeye çalışılıyor, Soros’un “Türkiye’nin en önemli ihraç ürünü ordusudur” sözünü yaşama geçirmeye gayret edenlerin oyunları tezgahlanıyor.Köşe yazarları önceden ayarlanıyor ,gazete manşetleri önceden tasarlanıyor. Barışı korumak için bölgenin hatta tüm Dünyanın bizi beklediği söyleniyor,bu yaklaşım en ulvi sözcüklerle pazarlanıyor.Aslında “şeytan bir günah daha işletecektir ama yine işe o günahı kutsallık zırhına sarmakla başlıyor”.

Bir Birleşmiş Milletler(BM) düşününki İsrail’in çoluk çocuk demeden,hak hukuk tanımadan,doğrudan sivil halkı hedef alan saldırıları karşısında 34 gün ateş kes kararı alamamış,Lübnan topraklarında kendi askerinin İsrail tarafından öldürülmesini dahi kınayamamıştır.Nedeni de çok açıktır.Uluslararası hukukun gücü değil,güçlünün hukuku BM ‘ye egemendir.Bu haliyle de BM’nin uluslar arası niteliği tartışmalıdır.

Şimdi de aynı BM’nin kimliği altında adına “Barış Gücü” (UNIFIL) denilen bir yapının Lübnan topraklarına barış götüreceği söylenmektedir.Bu karar ve UNIFIL ,ABD-İsrail çizgisinde yapılandırılmaya çalışılan  Büyük Ortadoğu Projesinin bir parçası olmaya mahkumdur.

Siz bakmayın ABD karşıtı olarak gösterilen Fransa’nın katılımına.Özünde eski sömürge topraklarına yine geçmişin gözüyle yaklaşan Fransa’nın ABD merkezli yapılanma arasında yer edinmeye çalışması kimseyi şaşırtmamalı.Emperyalist özünü ve buna dayalı reflekslerini köreltmemiş olanlar için paylaşım mücadelesi esastır.Fransa’nın  Lübnan’da asker bulundurma ve ateşkes kararının oluşumunda aktif rol üstlenme çabası, ABD-İngiltere ikilisine rağmen Ortadoğu paylaşımında geriye düşmeme eğiliminin ürünüdür.Ayrıca Fransa , ucunun kendisine de dokunabileceği anti-emperyalist nitelik taşıyan direniş çizgisinden çok İsrail’in açtığı  işgal düzeni kulvarına daha yakındır.

Sonuç olarak Fransa’nın Ortadoğu’ya bakışının ABD-İngiltere çizgisinden farklı olduğu düşünülemez.Farklılık Fransa’nın çıkarlarıdır.Nitekim emperyalist hevesler zemininde aynı bakış açılarını birçok konuda görmek mümkündür.Örneğin Fransa ; ABD ve İngiltere’den farklı olarak bölgenin gerçek demokrasiyi yani öncelikle ekonomik yaşamda geniş halk kitlelerinin çıkarlarını koruyan,bölge kaynaklarını bölge halklarının refahı ve mutluluğu için kullanılmasını mı istemektedir? Aynı şekilde  Fransa;bölgenin hiçbir şekilde ve hiçbir  sömürgeci güç tarafından  boyunduruk altına alınmamasını mı hedeflemektedir? Yoksa Fransa; İslam’ı terörle anarak ,İslam coğrafyasında yeni askeri müdahaleleri ve giderek işgalleri meşrulaştırma çabasına mı karşıdır? Topraklarında yabancı güçleri istemeyen,işgallere canı ,kanı pahasına direnenlerden mi yanadır? Fransa için bu soruların cevapları bellidir.Üstelik bu cevaplar çok da örtülü de değildir.Örneğin Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta üs edinme çabası, Fransa’nın kimden yana veya neyin hesapları içinde olduğunu göstermektedir.Bu çaba açıkça yeni Ortadoğu zemininde sömürge imkanlarından yararlanma hesabını ortaya koymuyor mu? Yoksa o da ABD gibi askeri yöntemlerle demokrasi ve insan hakları savunuculuğuna mı soyunuyor? Fransa’nın;1959 ve 1960 anlaşmaları açıkça Kıbrıs adasında garantör ülkeler dışında asker bulundurmayı ve askeri amaçlı kullanılmasını yasaklamasına rağmen uluslar arası hukuku çiğneyerek bu çabaya yönelmesi her şeyi açıkça ifade etmiyor mu?

Fransa için belli olan bu soruların cevapları  ,Türkiye için de bellimidir? Türkiye’nin neden Lübnan’a asker göndermesi isteniyor? Türkiye kimden yanadır? İşgalciler mi bize yakındır işgale direnenler mi? Bölgeye yönelik kendi çıkarları doğrultusunda yeni haritalar üretenler ,ülkeleri bölerek yeni Ortadoğu atlası yaratmaya çalışanlar mı Türkiye’nin dostudur,tüm bu oyunlara başkaldıranlar mı? Vatanlarını savunanlar,sömürüyü ,ezilmeyi,boyunduruk altına girmeyi reddedenler mi daha çağdaştır, çıkarları uğruna başka ülkelerin topraklarında  çoluk çocuk demeden sivil halkın üzerine misket bombalarını bırakanlar mı? Atatürk’ün Türkiye’si hangi çağdaşlıktan yanadır?”Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen bir liderin ülkesine hangisi yakışmaktadır?

Türkiye ateşkes kararının İsrail lehine çıktığını bilmemekte midir? Gerektiğinde silah kullanılacağı ve namlunun işgale direnenlere karşı olacağının farkında değil midir? Mehmetçik kim için ne uğruna göğsünü siper edecektir? Lübnan’da vatan savunması mı yapacaktır? Yoksa Soros’ mu haklıdır? Mehmetçik “ihraç ürünümüdür”? Mızrak ucumudur? Türkiye “ithal tehdit algılamasına” mı uğramıştır? İsrail’in güvenliği kendi güvenliğinden öncelikli midir? Türkiye’nin Lübnan’a asker göndermesini ısrarla destekleyen ülkeler neden Türkiye’nin PKK terörüne karşı verdiği mücadeleyi desteklememektedir?

Ne yaşadığını,nasıl yaşadığını ve neden yaşadığını bilinç düzeyine kazımayanlar için tarih tekerrür etmeye mahkumdur.O halde Türkiye’yi Türkiye’den yönetmenin artık zamanı gelmemiş midir?

 


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Administrator tarafından yazıldı