Gümrük Birliği Neden Sorgulanmıyor?
Tarih: 20-05-2006 14:40


Türkiye’nin AB ile imzaladığı Gümrük Birliği(GB) Anlaşması 10.yılına girdi. Geçen 10 yılın sonunda Türkiye GB yükünü taşıyamaz konuma gelmesine karşın ,bu durum sorgulanmadan AB hayali sürdürülüyor.Üstelik müzakere çerçeve belgesinde Türkiye’nin tam üyelik tarifi yapılmayarak,müzakere adıyla siyasal dayatmalarla çözülme sürecine sürükleniyor.

GB’ye kim neden girmişti? Türk milletine GB’ye imza atanlar neler demiştiler? Okullu çocuklar sokaklara dökerek bayram sevincini kimler ,niçin yaşatmaya çalışmıştı? Arşivleri taramaya gerek kalmaksızın hatırlayacağımız gibi o günün bazı gazete başlıkları en geç 1998 yılında tam üyeliğimiz gerçekleşeceğini duyuruyordu.En çok da söylenen söz ,GB’nin Türkiye’nin AB’ye katılımını yakınlaştıracak önemli bir aşama olduğu yönündeydi. O dönemin siyasi iradesine göre GB katılan Türkiye’nin tam üyeliği üç vakte kadar gerçekleşecekti.Daha ötesini söyleyenlerde vardı.Tam üye olunmasa bile GB’ye girilecekti.Kim adına ,kime sorularak,ne pahasına bu söz söylenmişti? O dönem yeterince anlaşılmamıştı.Ancak bugün her şey öylesine berrak ki, gerçeklerle geniş halk kitleleri arasına çekilen “sis perdesi” dahi bu gerçeği yeterince gizleyemiyor.

Aradan geçen 10 yıl Türkiye’yi AB’nin pazarı konumuna getirmiş,üretkenlik yeteneğini köreltmiş,dış ticaret açığını büyütmüş,rekabet koşullarını daraltmış(Bu noktada GB’nin tarım ve hizmet sektörünü kapsamaması da hatırlanmalıdır.) ve belki de her şeyden önemlisi yeni ilişki dinamiğini ve pazar çeşitliliğini ortadan kaldırmıştır.Türkiye bu anlaşmayla AB’nin ortak gümrük politikasını uygulama yükümlülüğü altına girmiş, üçüncü tarafla AB’nin kendi çıkarları doğrultusunda belirlediği dış ticaret kararlarını kendi çıkarlarıyla çelişse dahi uygulama zorunluluğuna sokulmuştur.Bu durum aslında Türkiye’nin siyasi olarak Brüksel’e bağlanması anlamına gelmektedir.Tek taraflı işleyen karar süreçlerinde yer alınamayan,veto yetkisi kullanılamayan ama 25 üye ülkenin kendi çıkarları doğrultusunda aldığı kararları uygulama yükümlülüğü getiren bir anlaşmanın adı ancak “sömürge belgesi” olabilir.Unutmamalıyız ki “gümrük” olgusu mutlak bir değer değildir.Değişkenlik içerir.Ticaretini yaptığınız mala göre veya ticarete taraf olan ülkeye göre ya da belirlediğiniz dış ticaret stratejinize göre değişkenlik taşır.Pazarlığa,müzakereye,iniş ve çıkışa bağlı bir mekanizması vardır.Ancak tüm bunlar için bir şeye ihtiyaç vardır.O da kararların sizin tarafınızdan verebiliyor olmasıdır.Tıpkı İngiltere’nin,Fransa’nın,Almanya’nın ,Yunanistan’ın veya Litvanya’nın gibi.Unutulmamalıdır ki, dış ticaret dış politikanın ayrılmaz ikilisidir.Dış ticaretteki zaafların doğrudan yansıyacağı alan dış politikadır.

GB ‘nin AB tarafından Türkiye’nin konumu gözetilerek tarım ve hizmet sektörünü kapsamayacak biçimde hatırlamalıyız.

Tam üye olmadan girdiği GB ile Türkiye, aslında egemenliğini Brüksel’e devretmiştir.Üstelik Türk Milletinin egemenliğini ve iradesini temsil eden TBMM onayını almadan,bir avuç ekibin özel bir tasarımı olarak bir ülkenin kaderiyle oynanmıştır.Oysa Anayasanın 90.maddesi uluslararası anlaşmalarda TBMM onayının şart olduğunu belirtmektedir.

Gümrüklerini,ticaretini ve giderek ekonomik politika ve stratejilerini belirleyemeyen bir ülkenin egemenliğinden ve bağımsızlığından söz edilebilir mi?Başta Avrupa olmak üzere dünyanın hangi ciddi ülkesi böyle bir anlaşmaya evet diyebilir?Başka örnekleri var mıdır?

Karşılıklılık esasına göre serbest ticaret anlaşması zemininde yürütülmesi gereken bir ekonomik ilişkiyi , hangi ciddi ülke karar yetkisini devrederek,yasal ve stratejik bağlayıcılığa dönüştürebilir?

Yunanistan 1981 yılında üye olduktan 5 yıl sonra ,İspanya ve Portekiz ise 1986 yılında üye olduktan ancak 7 yıl sonra GB’ye dahil olmuşlardır.Bu süre zarfında aldıkları fonlarla ekonomilerinin zayıf yanlarını onararak ve AB’nin güçlü ekonomileriyle uyumlandırarak hazırlık yapmışlardır.

Oysa Türkiye ,tam üye olmadan GB’ ye girerek,tam üyelik şansını da tamamen kaybetmiştir.Türkiye için GB sonrası biçilen rol, AB hinterlandında tutulan,sağa sola dönmesi engellenen,AB himayesine alınmış,siyasal ve hukuki olarak dayatmalarla istenilen biçime sürüklenen bir ülke konumudur.Bunun da adına “ayrıcalıklı ortaklık “ diyerek ,aslında yine olumluluk yükleyen bir kavramsallaştırma yeğlenmiştir.Oysa bu rol , sömürgeleştirilen ikinci sınıf ülke rolüdür.

Bugün hala GB’den Türkiye’nin çıkar sağladığını söyleyenlerde vardır.Bu çevrelerin dillerindeki en önemli vurgu, “GB sonrası Türkiye’de ürün kalitesinin artmış olması” yönündedir.Bu yaklaşım biçimi ,atla-arabanın yer değiştirilmesidir.Dünyanın hiçbir ciddi ülkesi ürün kalitesi yakalayabilmek adına karar yeteneğini elinden alan bir anlaşmaya evet demez.

Artık bilinmelidir ki, GB olsa olsa Osmanlı’nın çözülüşünü hızlandıran 1838 Baltalimanı anlaşmasıyla benzerlik taşımaktadır.Onunda sonuçlarının neler olduğu herhalde bilinmektedir.

Son yıllarda GB ‘nin nelere mal olduğunu ifade eden iş çevreleri de vardır.Örneğin Tekstil İşverenleri Sendikası başkanı ve sanayici Halit Narin’in GB hakkındaki düşünceleri çarpıcıdır; “Gümrük birliği, Avrupa Birliği'ne giriş sürecini hızlandıracak bir mekanizma olarak düşünülmekte idi. Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Türk sanayii çökmeye başladı. Çünkü anlaşma tek yanlı idi, Avrupa Birliği her şeyi dikte edebiliyordu.

Türkiye'nin dış ticaret politikası Brüksel tarafından belirleniyordu. Sıfır gümrükle bütün AB ve üçüncü ülke malları Türk pazarını ağzına kadar doldurdu.

Türk milletine rahat ve huzur getirmeyen, onun gelişmesine katkı sağlamayan, ekonomimizi tükenme ve yok olma noktasına getiren ve 14 milyon işsiz ile ülkemizi sosyal bunalımın ve patlamanın eşiğine getiren bu anlaşmalar, yeniden gözden geçirilmeli ve netice alınana kadar da her türlü ithalat süratle disiplin altına alınmalıdır.Tek taraflı işleyen gümrük birliğinden vazgeçilmelidir.

Gümrük birliği bitmiştir” demektedir.

GB, Türkiye’nin ayaklarına vurulmuş palanga işlevi görmektedir.Yeni işbirliği ve dış ticaret ilişkilerinin önünde engeldir.AB üçüncü tarafla yaptığı serbest ticaret anlaşmalarına göre Türkiye AB üyesi olmayan bu ülkelerden sıfır gümrükle mal girişine boyun eğerken,aynı ülkelere mal satışında AB üyesi olmadığı için gümrük duvarlarıyla karşılaşmaktadır.(Tunus örneğinde olduğu gibi..) Bu durum artık sürdürülemez.Üstelik müzakerelerin uçu açıksa,üyelik garanti edilmiyorsa,tam üyelikten hiçbir AB üyesi ülke söz etmiyorsa,müzakere çerçeve belgesi tuzaklarla doluysa,gümrük birliği sürdürülemez.

2014’e kadar üyeliğin tartışılmayacağı bile açıkça söyleniyorsa ,GB’ye kim ne adına katlanmaktadır?

Bir yandan AB’ye tam üyelikten yana olacaksınız öte yandan GB’yi hiç sorgulamayacaksınız her ikisini bir arada savunmak da samimi değildir.GB devam ettiği sürece Türkiye’nin AB’ye girişi de mümkün değildir.Buradan GB’nin zemini değiştirilebilirse AB kapıları açılabilir anlamı da çıkarılmamalıdır.

Ancak GB Türkiye tarafından sorgulanarak,en azından serbest ticaret anlaşmasına dönüştürülebilirse, AB zemini Türkiye açısından hiç değilse daha sağlıklı bir zeminde tartışılabilir.Üzerinde ki sis perdesi aralanabilir.Türkiye sömürüden sıyrılabilir.Geleceğine ve egemenliğine koyulan ipotekten kurtulabilir.AB kapısına demirleterek,sürdürülen “maskeli balo” sonlandırabilir.Adına müzakere denilen çözülme süreci engellenebilir.

GB konusu, tahammülü kalmamış bir konudur.Siyasi bir kararlılıkla Türkiye GB’den kurtulmalıdır.GB’yi AB süreci zarar görür korkusuyla sorgulamamak tam bir aymazlıktır.Türkiye’nin AB’ye tam üye olacağını açıkça güvence altına alan hiçbir resmi doküman yoktur.Aksine tam üye olamayacağını vurgulayan ifadeler yoğunluktadır.Eski komiserimiz Verheugen geçtiğimiz aylarda Almanya’da bir basın toplantısında Alman bir gazetecinin “Türkiye’yi AB’ye almayacağımızı neden açık açık söylemiyorsunuz?” sorusuna verdiği cevap “Akıllı insanların anlayacağı bir biçimde söylüyoruz.Daha ne yapalım.” Olmuştur.

Müzakere çerçeve belgesi elimizdeki en son üretilmiş olan en kapsamlı resmi belgedir ve bu belgenin her paragrafı Türkiye’ye tam üyeliği öngörmeyen bir üslupla, özenle oluşturularak, Verheugen’inin dediği gibi akıllı insanların anlayacağı bir biçimde kaleme alınmıştır.Bu yüzden de AB’nin gerçek niyetini sakladığını kimse söyleyemez.

Bize düşen ise bu oyunu bozmaktır.Türk milletinin AB kapısında aşağılanmasından kurtarmaktır.”Ölümü gösterip sıtmaya razı edilen” politikaları reddetmektir.Bin defa ölmek yerine bir defa ölmeyi denemek ve ölmeyeceğini görmektir.Geleceğine sahip çıkmak, emperyalizme boyun eğmemektir.Unutulmamalıdır ki bir güce onursuzca sürekli biat edenler önce o güç tarafından horlanır.İçimizde ki aslında Batılı olamamış Batıcılar,buna alışkın olabilir ama Türk Milleti uşaklığa boyun eğebilecek bir millet değildir.

Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku

Older news items: