İstanbul Üniversitesi
*Bu yazı, 2005 yılı Sosyoloji yıllığının “Doğu-Batı Çatışması “konulu kitabında makale olarak yer almıştır.
Giriş
Soğuk Savaş sonrası yeni siyasal ortam, iki temel
coğrafi vurguyu siyasal içerikli kılmaktadır.”Atlantik ve “Avrasya”
vurguları, yeni dönemin;kırılma noktalarını,ittifak veya ayrışma
zeminini ve yeni egemenlik arayışlarını barındıran kilit
kavramlardır.İdeolojik karşıtlığın beslediği Soğuk Savaş döneminin sona
ermesi, yeni bir jeopolitik ortamın inşasını zorunlu kılmış,buna dayalı
adeta “yeni imparatorluk” projeleri “yeni yaşam alanları”
yaratabilmenin çabasına girişmiştir.”Atlantik” ve “Avrasya”
kavramlarının siyasal içeriğini belirleyen, bu çabaların neden-sonuç
ilişkisidir.Bunun en somut örneğini Afganistan-Irak işgallerinde görmek
mümkündür.Yeni siyasal atmosferin bir başka önemli konusu, “Atlantik”
kavramının siyasal kimliğini taşıyan güçlerin, birbirleriyle yeni
ilişki biçimidir.Bu konuda belirginleşen durum;ittifak zemininde
kaymanın yaşanmasıdır.”Atlantik çatlağı” olarak nitelendirilen bu
durum, “Avrasya” kavramının siyasal seyrini yakından ilgilendiren bir
gelişmedir. Avrasya’nın siyasal sınırlarını belirginleşmesinde
“Atlantik çatlağının “ rolü vardır.Coğrafi olarak Asya ve Avrupa
kıtalarını içeren “Avrasya” tanımı, siyasal olarak Asya
odaklıdır.Avrupa’nın AB deneyiminin izleyeceği rotaya ve
benimseyeceği güç kimliğine bağlı olarak Avrasya’nın siyasal
sınırları Avrupa’nın en azından bir kısmını içine alabilir.
ABD’nin Avrasya projesinde benimsediği yöntem ve
hedefler,Avrasya’nın ortak bir kadere kenetlenmesine yola açabilir.Bu
durum Avrasya jeopolitiğinin yapıtaşlarının döşenmesi anlamına
gelecektir.
Avrasya Jeopolitiği
Avrasya ‘nın Soğuk Savaş sonrası niteliğinde önemli
değişiklikler ortaya çıkmıştır.Her şeyden önce Soğuk Savaş
döneminin siyasal bloklaşmasının perdelediği jeoekonomik temele
dayalı dinamikler hareketlilik içindedir.Güç mücadelesinin çok boyutlu
unsurları Avrasya kökenlidir.Asya’nın geleceği Avrupa’nın da geleceğini
belirleyecektir.ABD’nin Soğuk Savaş Sonrası ilan ettiği birçok
jeopolitik tezin ve uygulamaya çalıştığı jeopolitik
projelerin geçerliliğini yine Avrasya dinamiği
belirleyecektir.Dünyanın askeri,siyasal ve ekonomik açıdan çok kutuplu
bir yapıya dönüşüp dönüşmeyeceğinin cevabı Avrasya’da saklıdır.
Kısacası Avrasya, yeni dönemin siyasal kilididir.Anahtarın kimde
olacağı veya anahtarın kimler olduğu sorusu yeni dönemin ve geleceğin
güç mücadelesini anlamaya dönüktür.Bu konuda büyük rekabet
sürmektedir.Avrasya coğrafyasında savaşlar vardır.işgaller
sürmektedir.Yeni güvenlik ve tehdit algılamaları üretilmektedir.Avrasya
odaklı gelecek tasarımları yapılmaktadır.Avrasya ,egemenlik
arayışlarının coğrafi ilgi sahasıdır.
Avrasyalı olan veya olmayan bölgesel ve küresel
iddia taşıyan ülkeler için bir “Avrasya” tarifi vardır.Her güç, kendi
beklenti ve çıkarları doğrultusunda “Avrasya” tanımı ve sınırlaması
yapmaktadır.Bu konuda ABD’nin refleksleri daha hızlıdır.Soğuk Savaş
sonrasında Avrasya’ya yönelen ABD, “öncelik ve ivedilik” göstererek,
birçok egemenlik tezini Avrasya’ya uyarlamıştır. Prof. Fukuyama’nın
“tarihin sonu” tezi, Prof.Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezi
ve ABD eski başkanı Bush’un “Yeni Dünya Düzeni” tezi
,Prof.Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” teziyle ete kemiğe
büründürülmüştür.Satranç tahtasıyla bir yer tarifi yapılmış ve
burasının ABD egemenliği için yaşam alanı olduğu ilan edilmiştir.Bu
konuda Prof.Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” kitabında
belirtilenler oldukça çarpıcıdır.”Amerika için ana jeopolitik ödül
Avrasya’dır.Dünya olayları,beş yüzyıl boyunca ,bölgesel egemenlik için
birbiriyle dövüşen ,küresel iktidar peşindeki Avrasyalı güçler ve
halklar tarafından belirlenmişti.Şimdi Avrasyalı olmayan bir
güç,Avrasya’da öncüdür ve Amerika’nın küresel önceliği doğrudan doğruya
Avrasya kıtasındaki hakimiyetini ne kadar süreyle ve nasıl bir etkiyle sürdüreceğine bağlıdır.”(Z. Brzezinski. Büyük Satranç Tahtası,1998 İst.Sabah Yay.Sf.31)
Bu sözler 11 Eylül sonrası ABD’nin Avrasya’ya dönük
stratejisinin ana kaynağıdır.Afganistan ve Irak işgalleri, bu
stratejinin parçalarıdır.Daha sonra duyurulan “Büyük Ortadoğu Projesi
(BOP)” ise ABD’nin Avrasya stratejisinin en önemli jeopolitik
hedefidir.Bu hedefin oluşum nedeni, Avrasya potansiyelleriyle
ilişkilidir.Bu konuda da Brzezinski son derece açık ve çarpıcı
vurgulamalar yapmaktadır.” Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 75’i
Avrasya’da yaşamaktadır ve hem ekonomik girişimler hem de yer altı
zenginlikleri bakımından dünyanın fiziksel zenginliklerinin de çoğu
oradadır.Avrasya ,dünya GSMH’sının yüzde60’ına ve bilinen enerji
kaynaklarının dörtte üçüne sahiptir.Avrasya aynı zamanda dünyanın
siyasal olarak en iddialı ve dinamik devletlerinin bulunduğu
yerdir.ABD’den sonra en büyük altı ekonomi ve en büyük altı silah
alıcısı Avrasya’da bulunmaktadır.Dünyanın biri hariç resmi olarak
bilinen tüm nükleer güçleri ve de gizli nükleer güçlerinin tümü
Avrasya’da bulunmaktadır.Bölgesel hegemonya ve küresel etki heveslisi
olan ,dünyanın en kalabalık nüfuslu iki devleti Avrasya’dır.Amerikan
önceliğinin bütün potansiyel siyasi ve /veya ekonomik meydan
okuyucuları Avrasya’dır.Özetle , Avrasya ‘nın gücü büyük ölçüde Amerika
‘nın kini gölgede bırakmaktadır.Bereket versin ki Avrasya Amerika’ya
göre siyasal olarak bir bütün oluşturmak için fazla büyüktür.”
Bu vurgulama Avrasya odağında cereyan eden
gelişmelerin ve BOP’un hedefinin anahtar ifadeleridir.Buna göre
Avrasya’da yerel bir ittifak zemininin oluşmaması ABD beklentisidir.11
Eylül sonrası geliştirilen yeni “ulusal güvenlik stratejisinin(Bush
Doktrini)” temel noktasını oluşturan ve tehdit tam olarak
oluşmadan “önleyici vuruşla” müdahalede bulunabilme hedefi, ABD
için Avrasya jeopolitiğinde üstünlük sağlama aracıdır.Uluslar arası
hukukla tamamen çelişen bu yaklaşımı besleyen karşıtlık veya düşman
algılaması da(küresel terörizm gibi..) yine Avrasya’da üstünlük veya
egemenlik sağlamaya dayalıdır.
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve Türkiye
Büyük veya Genişletilmiş Ortadoğu vurgusuyla ortaya
atılan bu projesinin kapsadığı coğrafi bölge, Avrasya’nın en kilit
bölümüdür.Karadeniz, Akdeniz, Hazar havzalarını,
Kafkaslar, Balkanlar, Orta Asya ve Basra Körfezini, Kuzey
Afrika’yı içermektedir.BOP’un kapsamı, Avrasyalı güçlerin(özellikle
Çin, Avrupa, Rusya ve Hindistan....) hareket alanına yöneliktir.Bu
yöneliş Avrasyalı güçlerin yaşam alanlarını daraltmaya
dayalıdır.Fas’tan Çin sınırına dek uzanan bölge içinde ABD
için genişletilen Ortadoğu, Avrasyalı güçler için ekonomi-politik
açıdan daraltılmaktadır.
ABD için Avrasya;
-Ekonomi-politik egemenliğin mekansal odağıdır.
-Soğuk Savaş sonrasının jeopolitik merkezidir.
-ABD’nin muhtemel rakiplerinin topraklardır.
-Dünyanın en zengin enerji/doğal kaynakların anavatanıdır.
-Yeni ve geniş pazar alanıdır.
-Yeni mücadele sahasıdır.
BOP da bu coğrafyanın en kilit bölümüne yönelmektedir.
ABD’nin
ortaya attığı BOP,aslında ABD için bir ihtiyacın ürünüdür. Bu ihtiyacın
ana kaynağı; ekonomik sorunlara yenik düşmeden küresel egemenliği
kalıcılaştırmaktır.Bunun için geniş kapsamlı bir strateji
benimsenmiştir.Birleşmiş Milletler(BM) zayıflatılmış, NATO ise yeniden
şekillendirmek çalışılmıştır.Bunun bir parçası da BOP u NATO’yla özdeş
kılmanın hesaplarıdır.
Avrasya
ABD’nin son yıllarda yaşadığı ekonomik durgunluğun,dış ticaret ve cari
açıkların giderilmesi için biriken ve sıkışan sermaye için mekansal
fırsat yaratmaktadır..
Avrasya
ABD için aynı zamanda kaygı verici gelişmelerin coğrafyasıdır.Bir
yandan Çin, istikrarlı bir biçimde büyümektedir.( son 10 yılda
ortalama % 7) Öte yandan yeni ittifak arayışları (Şanghay İşbirliği
Örgütü gibi..)güçlenmektedir.Ayrıca Avrupa’nın Eurosu Avrasya’da
çekicilik kazanmaktadır ve Rusya ekonomik olarak toparlanmaktadır.ABD
adına; bu kaygıların giderilebilmesi için Avrasya’ya bir an evvel
“önleyici vuruş” doktriniyle müdahale etmek ve bunun için savaş dahil
her yöntemi kullanmak öncelik kazanmaktadır.
Bunun için
ABD, bir süredir kendisiyle yarışırcasına silahlanmaktadır. Askeri
bütçesindeki artışlar Clinton döneminde de belirgindir. Örneğin Kongre
aracılığıyla 1999-2003 yılları için 112 milyar dolarlık bir artış
gerçekleştirmiştir. Bush döneminde ise ulusal savunma bütçesi 2001’de
(11 Eylül’den önce onaylanmıştır). 304 milyar dolara ve 2002’de 351
milyar dolara yükseltilmiştir. 2003’te 396 milyar dolara çıkartılacak
olup, 2007’de 470 milyar dolara erişeceği resmi olarak öngörülmüştür
(Claude Serfati, Cosmopolitic, Sayı: 6, 2003).
Büyük Ortadoğu Projesinin içerdikleri
BOP ; Avrasya coğrafyasında “mekanın
özelleştirilmesi “seferidir ve savaş başvurduğu temel
yöntemdir.ABD’nin”yeni imparatorluk stratejisine “göre; Avrasya
jeopolitiğinin omurgasını oluşturan Fas’tan Çin sınırına kadar
uzanan geniş coğrafi alan, BOP un “mekansal özelleştirme seferi”
marifetiyle “tek pazar haline gelmelidir ama parçaları küçük olmalıdır”.Buna
göre federatif yapılar,küçük devletçikler yaratılmalıdır. Pazarlık
güçleri kırılmalıdır.Pazar/piyasa ve enerji/doğal kaynaklara üzerinde
daha zahmetsizce egemenlik kurulabilmelidir.
Bu durum bölgeye ABD’nin imparatorluk edasıyla
davranmasının yansımalarıdır.Amerikan merkezli BOP; Birinci Dünya
Savaşı sonrası genişletilmiş Ortadoğu’ya yönelik Avrupa merkezli
siyasal atlas oluşturma çabasının bugünkü karşılığıdır.Benzer refleksle
yaklaşılmaktadır.Sınırlar yapay kabul edilmektedir.Mevcut sınırlar
üzerinde adeta tasarruf hakkını kendinde görerek, kendi çıkarları
doğrultusunda yeni oluşumlar hedeflenmektedir.
Bu stratejiye yaslanan BOP, bölgenin üniter yapılı
ulus-devletlerinin toprak bütünlüğüne saygılı, özenli ve duyarlı
değildir.Aksine ABD (uzlaşılması halinde Atlantik/Batı ) merkezli yeni
siyasal atlas oluşacaksa öncelikle büyüklükleri sorun olarak algılanan
üniter yapılar çözülmeye çalışılacak, ufalanmalar, parçalanmalar doğal
hale getirilmeye gayret edilecektir.Taşeron rolünü benimsemiş olsa
dahi Türkiye’nin, bu süreçten olumsuz etkilenmemesi olanak
dışıdır.Çünkü Türkiye’nin öncelikle komşuları için olmazsa olmaz
koşul saydığı ve varlığına büyük özen gösterdiği “toprak bütünlüğünden
yana olma” politikası geçerliliğini yitirecek,bu politikayı savunamaz
hale gelecek ve bu durum kendi toprak bütünlüğüne yönelik
duyarlılığında ciddi aşınmalara neden olacaktır.
Irak’ın toprak bütünlüğünde yaratılan aşınma, BOP
için bir model denemesidir.Irak’ın kuzeyinde oluşturulan tampon bölge
üzerinden Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge ülkelerine BOP
sürecinde nelerle karşılaşacakları konusunda somut veriler
sunulmuştur.(gerçeklerle yüzleşmek isteyenlere)Siyasal bütünlüklerinin
nasıl ve ne şekilde zedeleneceği yönünde ortaya çıkan bu veriler, BOP
kapsamında sözde “reformlar” süreciyle ve etnisitenin
cesaretlendirilmesiyle yaşam alanı bulmayı hedeflemektedir.
Bu çerçevede BOP un uygulanmasında özenli bir dil
kullanılarak, “değişim”, “statüko” ikilemi başat çelişki olarak
sunulacak ve buna göre kitleler “baskıcı rejimlerle” “özgürlük”
arasında tercih yapmak zorunda bırakılacaktır.Bunun için siyasal ve
kültürel“reform paketleri” hazırlanacak. Her şey o ülkenin halkının
geleceği, refahı ve mutluluğu için yapıldığı izlenimi
yaratılacaktır.Oysa bu ülkeler için asıl reform, ekonomik
bağımlılıklarına yönelik olması gerekirken bu konuya hiç değinilmeyecek
hatta bu durum bir statükoya dönüştürülerek, değişim başka alanlarda
aranacaktır. Oysa alt yapı unsuru olarak ekonomik yapı değişmediği ve
her alanda üretim egemen kılınmadığı sürece üst yapıdaki
hukuksal,kültürel değişimlerin bir ülkeye kalıcı yarar sağlayamayacağı
gerçeği daima gizlenecektir.Böylece aldatıcı bir demokrasi söylemi
egemen kılınarak, geniş halk kitlelerinin yararına olan halkçılık
temeline dayalı gerçek demokrasinin üzeri örtülecektir. Bu havayı
yaymak için iletişim unsurları üzerinde ağırlık kurulacak ve böylelikle
gerçeklerle halk arasına bir “sis perdesi” çekilmiş olacaktır
(Türkiye’de de bu perde çekilidir). Bu yöntemle iç dinamikler,
dışarının çıkarlarıyla yönlendirilmeye başlanacak, yerli güç odakları,
dışarının uzantıları olarak bu yapıyı kalıcı ve yaygın kılmaya
çalışacak ve böylece “değişirken çözülmenin” zemini yaratılmış
olacaktır. Bu model BOP’un en sivil versiyonudur.( Askeri ve siyasi
olmak üzere iç içe yürütülen Yugoslavya modelinden farklı olarak.)
BOP ile egemenlik kurmak istenilen dokuya, siyasal
modeller de önerilmektedir. Amerikan siyasal tasarımı olarak bir
laboratuvar ürünü olan “ılımlı İslam”, BOP’un siyasal dönüşüm
araçları arasındadır. Amaç, İslâm’ı ılımlaştırmak, daha lâik bir
çizgiye çekme çabası değil, aksine İslâm’ı Washington kontrolüne
alarak, üniter yapıların çözülmesinde araç olarak kullanabilmektir.
Bu nokta da ABD’nin,Türkiye ilgisi dikkat
çekicidir.ABD aslında Türkiye’yi BOP içinde odak ülke olarak
görmek istemektedir.Ancak bu odaklanmanın Türkiye’den
iki beklentisi vardır.Birincisi,Türkiye’nin askeri gücünün BOP
için mızrak ucu olarak kullanılmasıdır.İkincisi ise,BOP’un sivil
etkinliğine yönelik olarak “reform” söylemi için Türkiye’nin model
haline getirilmesidir.Ancak modellik, Türkiye’nin ulusal bağımsızlık ve
ulus egemenlik temeline dayanan Cumhuriyet kimliği yerine “ılımlı
İslam” nitelendirilmesine yöneliktir. Oysa bu kavramı, Türkiye
üretmemiştir.Üstelik yapay bir nitelemedir.Bu yönüyle “ılımlı İslam”
dinsel değil, siyasal bir nitelemedir ve ABD kaynaklıdır.
Türkiye için bu kavramın öne çıkartılmasının iç
içe geçen iki nedene dayandığı söylenebilir. Birincisi,
Türkiye’nin laiklik duyarlılığı yüksek çevrelerine yönelik “ölümü
gösterip sıtmaya razı etme” çabasıdır. İkincisi, Türkiye’nin ulusal
bağımsızlık ve ulusal egemenlik temeline dayalı anti-emperyalist
Atatürkçü çizginin zayıflatılarak, hem Türkiye için hem de Avrasya
ulusları için yeniden ilham kaynağı olmasının ve direnme gücüne yeniden
ışık tutmasının engellenmesidir. BOP için Türkiye’den istenilen bu iki
rol; Türkiye’yi projede hem hedef ülke haline getirmektedir hem de
projenin yürütülmesinde taşeron kılmaktadır.
Esas olarak BOP ; iki temel
stratejinin çarpışma zeminidir.Birincisi; toprak bütünlüğünden yana
olanların stratejisidir.İkincisi ise; parçalı küçük yapıları (federatif
yapılar ve/veya küçük devletler...) arzulayanların stratejisidir.
BOP ikincinin uygulama hedefidir.Avrasyalılar topraklarını ve onun
bütünlüğünü korumak isteyenlerdir.Avrasya dışı gücün (ABD’nin)isteği
ise ;bölgeyi (En geniş sınırlarıyla Avrasya’yı) ‘’terörizmle
mücadele alanı ‘’ olarak göstererek,bölge kaynaklarını
denetlemek,ittifak zeminlerini engellemek ve küresel konumunu ‘’tek
merkezlilik’’tezine dayalı bir biçimde güçlendirmek ve
süreklileştirmektir.
BOP, 11 Eylül sonrası süreçle pekişen, Afganistan ve
Irak işgalleriyle netleşen, bir stratejinin ürünüdür. Bu strateji; BM
rolünü zayıflatan onun amaçlarıyla çelişen, hak, hukuk ve adalet
ilkelerini göz ardı eden, gücün ve güçlünün hukukunu dayatan bir
anlayıştan beslenmektedir. Oysa BM Anlaşması’nın amaçlar ve ilkelerden
oluşan birinci bölümünün ilk maddesinde ;“Uluslararası barış ve güvenliği korumak ...” ve yine aynı bölümün ikinci maddesinin dördüncü fıkrasında; “Teşkilatın
üyeleri, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka
devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı, gerekse
BM’nin amaçları ile telif edilemeyecek herhangi bir surette, tehdide veya kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar” ifadesi yazılıdır. Ancak BM’nin bu son derece açık amaç ve ilkeleri yok sayılmaktadır.
- BOP aynı zamanda bir askeri-güvenlik
projesi olarak “yeni üsler coğrafyasına” ihtiyaç duymaktadır. Bunun
için hareket yeteneği yüksek, hızlı ve çabuk karar verilebilen ve kolay
müdahale edilebilir coğrafi noktalarda yeni üsler kurulmaktadır. Bu
çerçevede AB’nin Doğu Avrupalı yeni üyeleri, Kıbrıs, Kafkasya ve Orta
Asya gibi coğrafi bölgelerin çeşitli ülkeleri önceliklidir.
- BOP için yeni üslerin oluşumu kadar, yeni
tampon bölgeler ve ülkelerde önemlidir. Yeni üsler ve tampon oluşumlar
birbirini bütünleyen unsurlardır ve jeopolitik projelerin, heveslerin,
egemenlik arayışının ürünüdür. Amaç yabancı topraklarda egemenliği
sürekli kılmak, manevra kabiliyeti kazanmak, egemen gücün lehine
işleyen çelişkileri canlı tutabilmektir.(Irak’ın kuzeyine yönelik
ilginin önemli bir nedeni de budur.)
- BOP,İsrail
stratejileriyle(Büyük İsrail Projesi) bütünlüklü bir projedir.İsrail
güvenliği projenin önemsediği en önemli unsurlar arasındadır.Bu
çerçevede projenin bir çok öğesi için İsrail’in rolünün suflör
düzeyinde olduğu söylenebilir.
- BOP, doğal kaynaklar
üzerinde kurmayı amaçladığı egemenlik yoluyla ABD için gelecek adına
muhtemel rakiplerin, Ortadoğu enerji denkleminde belirleyici,
yönlendirici unsur olmalarını engelleme stratejisidir.
- BOP, Avrasya güçlerinin olası yakınlaşma, ittifak ve dayanışma zeminlerini engelleme projesidir.
- BOP u başarılı kılmak için ABD, NATO zeminini
de kullanmak istemektedir. BOP un finansmanı ve askeri gereksinimini
tek başına karşılama olanağı olmadığını gördüğünden Atlantik çatlağını
derinleştirmeden, rakip olarak güçlenmediği sürece sorunsuz saydığı
AB’ye BOP ı ısındırma çabası sürecektir. Böylece bir taşla iki kuş
vurulacaktır. Hem BOP için askeri ittifak destek olacaktır. Hem de NATO
marifetiyle Avrupa’yı siyasal açıdan küresel düzeyde iddiasız tutmayı
başaracaktır. Her iki amaç için de NATO geleneksel çizgisinde değişime
uğrayacak, savunma refleksi saldırıya dönüşecek ve etkinlik alanı
Atlantik dışına taşacaktır. Üstelik sadece askeri alanda değil politik
hatta ekonomik alanda da bir egemenlik aracına dönüşecektir. ABD’nin
NATO temsilcisi R. Nicholas Burns’un 2003’te Prag’da yaptığı “Yeni NATO
ve BOP” başlıklı konuşma, BOP ile NATO ilişkisini açıkça ortaya
koyuyor. “Soğuk Savaş döneminde Batı Avrupa’yı savunmak için
bölgeye devasa bir kıta ordusu yığdık. NATO Avrupa ve K. Amerika’yı
savunmaya devam edecek. Ancak bunu B. Avrupa’da merkez Avrupa’da, K.
Amerika’da oturarak yapabileceğimize inanmıyoruz. Kavramsal
ilgilerimizi ve askeri gücümüzü Doğuya ve Güneye konuşlandırmalıyız.
NATO’nun geleceği, Doğu ve Güneydir. Bu da Büyük Ortadoğu’dur. NATO’nun
geleceği krizlere el koymak ve cevap vermektir. Bu Fransa, İspanya, Çek
Cumhuriyeti ya da Amerika için büyük tehdit oluşturan Orta ve Güney
Asya, Ortadoğu ve K. Afrika’da yer alan ülkelerde yapılacak askeri
kurtarma ya da barış gücü operasyonları şeklinde olacaktır. Hepimizin
kabul ettiği gibi tehdit; terörizm, küresel terörizm ve kitle
imha silahlarından gelmektedir.”
BOP un tüm hedef ve heveslerine karşın
uygulamada başarı şansı çok yüksek değildir.Özellikle Irak
işgali ve Filistin-İsrail sorunu,ABD cephesi açısından BOP un başarı
şansını bölge ölçeğinde belirleyici niteliktedir.Aslında özellikle Irak
işgali açısından ABD bir açmazı yaşamaktadır. BOP un ortaya çıkması ve
arka planının anlaşılması bir yandan Irak işgaline yönelik direnişi
boyutlandırmaktadır.Öte yandan ABD, Irak işgalinde karşılaştığı
çıkmazdan kurtulmanın çaresi olarak tüm bölgeyi denetleme gücüne BOP
yoluyla erişmeyi arzulamaktadır.
Ayrıca BOP un bölgeye demokrasi ve insan
hakları taşıma iddiasının gerçekleri perdeleyen bir işlev taşıdığı en
azından Irak işgali sürecinde anlaşılmıştır.Emperyalist çıkarların izin
verdiği ölçüde bir demokrasi ve insan hakları,bölge halklarına yeni
düşmanlık ve çelişkiler tohumu ekmesi dışında kalıcı yarar sağlaması
beklenemez.
Oysa bölgenin gereksinim duyduğu gerçek
demokrasi ve insan haklarının yerleşik kılınması; bölgeyi küresel
ve bölge dışı tüm çıkarlardan arındırılarak, bölge kaynaklarını sadece
bölge ülkelerinin gereksinmeleri için kullanılır hale getirilmesine
bağlıdır. Kültür, hukuk ve sosyal yaşam gibi üstyapı alanlarında arzu
edilen dönüşümleri gerçekleştirmenin samimi ve kalıcı yolu,
altyapı yani ekonomi alanında bölge ülkelerini bağımlılıktan
kurtulmasına yardımcı olmaktır.
Bölgenin zengin enerji/doğal kaynakları
genişletilmiş Ortadoğu için savaş ve işgal nedeni ,sivil halkı,kadın ve
çocukları misket bombalarıyla öldürmenin gerekçesi
olmamalıdır.Samimiyetsizlik ,iki yüzlülük BOP un ahlaki
sorunlarıdır.Gerçek bir Ortadoğu projesi; Filistin’de yaşarken ölüme
tutsak edilmeyi, hak, hukuk, adalet ve insan onurunun ayaklar altına
alınmasını, savaşın, şiddetin ve işgalin varlığını kendine sorun
edinen projedir.BOP tüm bu duyarlılıklardan yoksun olduğu
gibi bu sorunların kaynağı olmaya da adaydır. |