Anadolu Sentezine Güvenmek
Tarih: 24-10-2005 19:26


Doç.Dr.Yaşar Hacısalihoğlu

*Bu Yazı; 14 Mart 2005 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin Strateji Ekinde “Çanakkale’de Atılan
Sağlam Temel: Anadolu Sentezi” başlığıyla yayınlanmıştır.

II.Bush dönemi Büyük Ortadoğu Projesinde(BOP) yeni hamlelere hazırlanıyor.Yeni bir siyasal atlas oluşturma çabasının ürünü olan Afganistan ve Irak işgalleri , yeni hamlelerin yönünü ve zamanlamasını belirliyor. Afganistan’dan Irak’a uzanan yeni jeopolitik eksen , iki ülkeyi de(İran-Suriye) içine almaya çalışıyor.

Bu çaba ; Hazar Havzası, Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz gibi Soğuk Savaş sonrası jeopolitik atlasın önemli noktalarını ABD denetimindeki çekirdeğe(Prof.Barnett’ın vurgusu) bağlayarak, ABD aleyhine boşluk bırakmamaya dönüktür. Asıl hedef Avrasya’dır.Avrasya’da kalıcı ve sorunsuz ABD egemenliği için temel alınan yöntem; kilit coğrafi bölgeler ve ülkeler siyasal açıdan yeniden düzenlenmektir. Bunun için sadece rejim değişiklikleri değil harita değişimleri de öngörülmektedir. ABD dışişleri Bakanı Rich’ın ”Fas’tan Çin sınırına kadar 22 ülkenin sınırları değişecek” sözleri ABD’nin Avrasya’ya ya yönelik hedeflerinin en çarpıcı ifade biçimidir.

Bu stratejinin ana hedefi; Avrasya ‘nın can damarlarını denetim altına alarak, hem Avrasya ‘nın potansiyellerine hükmetmek hem de Avrasya’nın bir araya gelebilme , dayanışma yeteneğini köreltmektir.Bu durum aynı zamanda Avrasya’nın kendi kendini yönetme iradesini zaafa uğratmak, ortak hedef belirleme , ortak tehdide karşı savunma refleksleri geliştirme iddiasını ortadan kaldırmak, bağımlılığı kabullenmiş bölgeler ve ülkeler yaratmaktır.

Aslında bugün yaşananlar, tarih boyu sürdürülmek istenen benzer çabaların yeni hamleleridir.Bunun en somut izleri Ortadoğu’dadır. Birinci Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu’ya bırakılan miras, Batı çıkarları lehine oluşturulan yapay sınırlar,uluslaşmanın önünü tıkayan etnik çelişkiler ve kukla yönetimlerdir.Bugün yeniden Ortadoğu’ya yönelen refleks, bu mirastan cesaret bulmaktadır.

Türkiye’nin de içine çekildiği bu süreç, toprak bütünlüklerini, üniter yapıları,ulus devlet modellerini zedelemektedir. Batı için post-modern zenginlik sayılan etnik farklılıklar, Ortadoğu için Asya için ayrılmanın, ufalanmanın, parçalanmanın, kaosun ve karmaşanın nedenidir. Bu zihniyeti taşıyanlar için ; Bağımsızlık, vatan duygusu, ulusal bütünlük, milli irade ve dayanışma, tarihsel ve kültürel bağlılık, ulusal kültür sentezi, kalkınma heyecanı, toplumsal bilinç gibi kavramlar önemsizdir. Çünkü arzulanan toplumu özgüvensiz ve hedefsiz kılmaktır. Sağa sola savrulan, bugünden geleceği tasarlayamayan, teslimiyete boyun eğen, başı dik onurlu ve kimlikli yaşama inancını yitiren bir toplumdur hedeflenen.

Türkiye bu arzu ve çabaların odağındadır. Bin bir güçlükle yüzyıllardır biriken değerlerine yabancılaştırarak, geleceğine güvenle bakamayan bir ülke görüntüsüne tutsak etmek , Türkiye’yi hedef alan sorunların özetidir.Türkiye’nin ; özgün, senteze dayalı bir birikimin coğrafi bütünlüğü olduğunu kabul etmemek, Yugoslavya benzeri bir süreci özendirmek, 1923’ün anlamını ve değerini yok saymak aslında tarihsel boyutları olan klasik bir bakışın ürünüdür.Özellikle Ortadoğu için bu bakış çok tanıdıktır. Sınırlarını yapay kabul etmek,uluslaşmayı kabullenmemek,etnik farklılıkları çelişki ve çatışma nedeni saymak,Kendi arzu ve heveslerini uygulayan yerli uzantılar üretmek;tüm bunlar Ortadoğu’da Batı çıkarlarının yürütülmesinin araçları olarak yüz yıllardır kullanılmıştır.

Oysa bu yönelişin karşısında Türkiye deneyimi bir anti-tezdir. Ulusal kurtuluş mücadelesiyle çizilen sınırlar, yapay değildir. Bedel ödenerek çizilmiştir. Öylesine bir bedel ki, Çanakkale’den Kurtuluş Savaşına bir neslin seve, seve ödediği bir bedeldir.Dirençle,sevdayla,ayrılıkla,acıyla, sevinçle ama hep başı dik ve onurla ödenen bir bedel.

Bu bedel; henüz bıyıkları terlememişlerin, sırtlarında analarının ter bezlerini taşıyanların ,henüz sevdalananların, yavuklu aşkıyla yatıp tutuşanların ve henüz analarının kınalı kuzularının, asırlık birer çınar gibi cepheye koşan fidanların, isimsiz kahramanların canlarıyla ödedikleri bedeldir.

Bugün vatan toprağına sahipsek, bugün bir bayrak altında yaşamayı her şeye rağmen sürdürüyorsak ve bugün belki de en kötüsü hiçbir şey olmamışcasına duyarsızca yaşayabiliyorsak onların, kınalı kuzuların yaşayamadıklarının sayesindedir. Bize devrettikleri ;sevdalarıdır, gençlikleridir, hayalleridir, yaşamak isteyip yaşayamadıklarıdır ve belki de hepsinin toplamı olan vatandır.

Kim bilir anlatacak çok şeyleri, paylaşacak çok anıları, sevinçleri ve korkuları, bazen umutsuz anları ama çoğu zaman kararlılıkları vardır. Bugüne aktarabilecek çok şeyleri, bugünün gencine söyleyecek çok sözleri vardır. Öyle ya onlarda gençti. Neydi farkları? Sadece 80 -90 yıl önce yaşamış olmaları mı? Yoksa bir savaşın çocukları olmalarımı?

Onların da tıpkı bugünküler gibi yaşama dair yapacak ve söyleyecek çok şeyleri vardı. Onların da anaları, yavukluları vardı. Ve Onlar da gençti. Ama yılmadılar, direndiler ölüme gönüllü oldular. Geriye “vatanım” dediğimiz , kutsal bir emanet bıraktılar.

Bu emanet Anadolu’nun değerleriyle yoğrulmuştur.Harman yeri olmuştur.Anadolu’nun birikimini yaratmıştır.

Ve bugün Anadolu birikimi, Türkiye’nin en önemli zenginliğidir.Anadolu; onurlu ve başı dik yaşamanın adıdır.Anadolu ; sentezdir, alaşımdır, et ve tırnaktır , birlikte halaya kalkmaktır, birlikte türkü söylemek birlikte ağlamak, birlikte gülmektir. Anadolu anti-emperyalist mücadelenin birikimidir.Teslim olmamanın, direnmenin adıdır. Bunu yaratan Anadolu’nun mayası ve hamurudur.Anadolu ; yüzyıllardır biriken iç içe geçen ve cumhuriyet harmanında kimliklenen değerler bütünüdür.

Kolayca çözülmek, başkalarının çıkarları için oyuna gelmek, kurda kuşa yem olmak, dağılmak , ufalanmak ve bu tuzağa Anadolu’nun kolayca geleceğini beklemek Anadolu’yu tanımamaktır. Anadolu ne Irak’ın kuzeyidir ne de Yugoslavya’dır. Buna Anadolu’nun mayası ve hamuru engeldir. Buna atalarımız engeldir, buna Çanakkale engeldir. Buna Anadolu’nun altında kefensiz yatan Kuvva-i Milliyeciler engeldir. Şu da bir gerçektir ki; Anadolu her şeye rağmen çok da ihanet görmüştür.Ama kazanan hep yine Anadolu olmuştur.

Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku

Older news items: