Doç.Dr.Yaşar Hacısalihoğlu
*Bu Yazı; 14 Mart 2005 Tarihli Cumhuriyet
Gazetesi’nin Strateji Ekinde “Çanakkale’de Atılan Sağlam Temel: Anadolu Sentezi”
başlığıyla yayınlanmıştır.
II.Bush dönemi
Büyük Ortadoğu Projesinde(BOP) yeni hamlelere
hazırlanıyor.Yeni bir siyasal atlas oluşturma çabasının ürünü olan Afganistan
ve Irak işgalleri , yeni hamlelerin yönünü ve zamanlamasını belirliyor. Afganistan’dan
Irak’a uzanan yeni jeopolitik eksen , iki ülkeyi de(İran-Suriye) içine almaya
çalışıyor.
Bu çaba ; Hazar
Havzası, Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz gibi Soğuk Savaş sonrası jeopolitik
atlasın önemli noktalarını ABD denetimindeki çekirdeğe(Prof.Barnett’ın vurgusu)
bağlayarak, ABD aleyhine boşluk bırakmamaya
dönüktür. Asıl hedef Avrasya’dır.Avrasya’da kalıcı ve sorunsuz ABD egemenliği
için temel alınan yöntem; kilit coğrafi
bölgeler ve ülkeler siyasal açıdan yeniden düzenlenmektir. Bunun için sadece
rejim değişiklikleri değil harita değişimleri de öngörülmektedir. ABD dışişleri
Bakanı Rich’ın ”Fas’tan Çin sınırına kadar 22 ülkenin sınırları değişecek” sözleri
ABD’nin Avrasya’ya ya yönelik hedeflerinin
en çarpıcı ifade biçimidir.
Bu stratejinin ana hedefi; Avrasya ‘nın can
damarlarını denetim altına alarak, hem Avrasya ‘nın potansiyellerine hükmetmek
hem de Avrasya’nın bir araya gelebilme , dayanışma yeteneğini köreltmektir.Bu durum aynı zamanda Avrasya’nın
kendi kendini yönetme iradesini zaafa
uğratmak, ortak hedef belirleme , ortak tehdide karşı savunma refleksleri geliştirme
iddiasını ortadan kaldırmak, bağımlılığı kabullenmiş bölgeler ve ülkeler
yaratmaktır.
Aslında bugün yaşananlar, tarih boyu
sürdürülmek istenen benzer çabaların
yeni hamleleridir.Bunun en somut izleri Ortadoğu’dadır. Birinci Dünya Savaşı
sonrası Ortadoğu’ya bırakılan miras, Batı çıkarları lehine oluşturulan yapay
sınırlar,uluslaşmanın önünü tıkayan etnik çelişkiler ve kukla yönetimlerdir.Bugün
yeniden Ortadoğu’ya yönelen refleks, bu mirastan cesaret bulmaktadır.
Türkiye’nin de
içine çekildiği bu süreç, toprak bütünlüklerini, üniter yapıları,ulus devlet
modellerini zedelemektedir. Batı için post-modern zenginlik sayılan etnik
farklılıklar, Ortadoğu için Asya için ayrılmanın, ufalanmanın, parçalanmanın,
kaosun ve karmaşanın nedenidir. Bu zihniyeti taşıyanlar için ; Bağımsızlık, vatan
duygusu, ulusal bütünlük, milli irade ve
dayanışma, tarihsel ve kültürel bağlılık, ulusal kültür sentezi,
kalkınma heyecanı, toplumsal bilinç gibi kavramlar önemsizdir. Çünkü arzulanan toplumu
özgüvensiz ve hedefsiz kılmaktır. Sağa sola savrulan, bugünden geleceği
tasarlayamayan, teslimiyete boyun eğen, başı dik onurlu ve kimlikli yaşama inancını
yitiren bir toplumdur hedeflenen.
Türkiye bu arzu ve
çabaların odağındadır. Bin bir güçlükle yüzyıllardır biriken değerlerine
yabancılaştırarak, geleceğine güvenle bakamayan bir ülke görüntüsüne tutsak
etmek , Türkiye’yi hedef alan sorunların özetidir.Türkiye’nin ; özgün, senteze
dayalı bir birikimin coğrafi bütünlüğü olduğunu kabul etmemek, Yugoslavya
benzeri bir süreci özendirmek, 1923’ün anlamını ve değerini yok saymak
aslında tarihsel boyutları olan klasik
bir bakışın ürünüdür.Özellikle Ortadoğu için bu bakış çok tanıdıktır. Sınırlarını
yapay kabul etmek,uluslaşmayı kabullenmemek,etnik farklılıkları çelişki ve
çatışma nedeni saymak,Kendi arzu ve heveslerini uygulayan yerli uzantılar üretmek;tüm bunlar
Ortadoğu’da Batı çıkarlarının yürütülmesinin araçları olarak yüz yıllardır
kullanılmıştır.
Oysa bu yönelişin
karşısında Türkiye deneyimi bir anti-tezdir. Ulusal kurtuluş mücadelesiyle
çizilen sınırlar, yapay değildir. Bedel ödenerek çizilmiştir. Öylesine bir
bedel ki, Çanakkale’den Kurtuluş Savaşına bir neslin seve, seve ödediği bir
bedeldir.Dirençle,sevdayla,ayrılıkla,acıyla, sevinçle ama hep başı dik ve
onurla ödenen bir bedel.
Bu bedel; henüz bıyıkları terlememişlerin,
sırtlarında analarının ter bezlerini
taşıyanların ,henüz sevdalananların, yavuklu aşkıyla yatıp tutuşanların ve
henüz analarının kınalı kuzularının, asırlık birer çınar gibi cepheye koşan
fidanların, isimsiz kahramanların canlarıyla ödedikleri bedeldir.
Bugün
vatan toprağına sahipsek, bugün bir bayrak altında yaşamayı her şeye rağmen
sürdürüyorsak ve bugün belki de en kötüsü hiçbir şey olmamışcasına duyarsızca
yaşayabiliyorsak onların, kınalı kuzuların yaşayamadıklarının sayesindedir.
Bize devrettikleri ;sevdalarıdır, gençlikleridir, hayalleridir, yaşamak isteyip
yaşayamadıklarıdır ve belki de hepsinin toplamı olan vatandır.
Kim
bilir anlatacak çok şeyleri, paylaşacak çok anıları, sevinçleri ve korkuları,
bazen umutsuz anları ama çoğu zaman kararlılıkları vardır. Bugüne aktarabilecek
çok şeyleri, bugünün gencine söyleyecek çok sözleri vardır. Öyle ya onlarda
gençti. Neydi farkları? Sadece 80 -90 yıl önce yaşamış olmaları mı? Yoksa bir
savaşın çocukları olmalarımı?
Onların
da tıpkı bugünküler gibi yaşama dair yapacak ve söyleyecek çok şeyleri vardı.
Onların da anaları, yavukluları vardı. Ve Onlar da gençti. Ama yılmadılar,
direndiler ölüme gönüllü oldular. Geriye “vatanım” dediğimiz , kutsal bir
emanet bıraktılar.
Bu emanet
Anadolu’nun değerleriyle yoğrulmuştur.Harman yeri olmuştur.Anadolu’nun birikimini
yaratmıştır.
Ve bugün Anadolu
birikimi, Türkiye’nin en önemli zenginliğidir.Anadolu; onurlu ve başı dik
yaşamanın adıdır.Anadolu ; sentezdir, alaşımdır, et ve tırnaktır , birlikte halaya kalkmaktır, birlikte
türkü söylemek birlikte ağlamak, birlikte gülmektir. Anadolu anti-emperyalist
mücadelenin birikimidir.Teslim olmamanın, direnmenin adıdır. Bunu yaratan
Anadolu’nun mayası ve hamurudur.Anadolu ; yüzyıllardır biriken iç içe geçen ve
cumhuriyet harmanında kimliklenen değerler bütünüdür.
Kolayca çözülmek,
başkalarının çıkarları için oyuna gelmek, kurda kuşa yem olmak, dağılmak , ufalanmak
ve bu tuzağa Anadolu’nun kolayca
geleceğini beklemek Anadolu’yu tanımamaktır. Anadolu ne Irak’ın kuzeyidir ne de
Yugoslavya’dır. Buna Anadolu’nun mayası ve hamuru engeldir. Buna atalarımız
engeldir, buna Çanakkale engeldir. Buna Anadolu’nun altında kefensiz yatan
Kuvva-i Milliyeciler engeldir. Şu da bir gerçektir ki; Anadolu her şeye rağmen
çok da ihanet görmüştür.Ama kazanan hep yine Anadolu olmuştur. |