İç ve dış dinamikler Türkiye'yi ilginç bir kutuplaşmaya doğru
sürüklüyor. İç dinamikleri dış faktörler körüklüyor. Amerika'nın başını
çektiği yeni emperyalizm, Avrupa'yı da peşine takarak Ortadoğu'ya
taşıdı.
Batı kapitalizmi (ve emperyalizmi) dünyayı yeniden yapılandırmak isterken Ortadoğu, olayın odak noktası oluyor.
- Çin ve Rusya'nın önünü kesmek için Ortadoğu bir maşa gibi
kullanılıyor. Enerji ve Ortodoks kartları çok önemli. Bölgenin Müslüman
ülkeleri aralarında (ve içlerinde) vuruşturularak bölünmeli ve
bağlanmalı. BOP'nin görevi bu.
- Ortadoğu'nun ABD (ve Batı) adına koruculuğunu AKP üstlenmiş.
Tayyip Erdoğan
kendisini, BOP'nin bölge temsilcisi olarak ilan etmiş.
Abdullah Gül,
3 Nisan 2003'te
Colin Powell
ile anlaşma imzalamış. AKP'yi (ve Türkiye'yi), ABD'nin Ortadoğu politikasının bir parçası haline getirmek istemiş.
Ve bir Abdullah Gül alıntısı
Taa 10 yıl önce, 16 Şubat 1997'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir söyleşi:
"ABD'yle Abdullah Gül arasındaki ilişkiler iç içe. Hatta A. Gül
Refah'ın ABD'deki temsilcisi mi, yoksa ABD'nin Refah Partisi içindeki
temsilcisi mi?"
Konuşan
Doğu Perinçek
, söyleşiyi yapan
Leyla Tavşanoğlu
.
Ve gelelim bugüne. Bu angajmanlar doğrultusunda Türkiye'nin iç
dengeleri değişmeye başladı. 22 Temmuz seçimlerine ve Gül'ün Köşk'e
taşınmasına bu "yükümlülükler"
sonunda gelindi.
Neler tetiklendi?
1) PKK terörü söndürülmüştü, yeniden alevlendi. ABD, AB ve İsrail öyle
olmasını istemişlerdi çünkü. Irak'ın kuzeyindeki kukla yönetim, AKP'nin
"siyasi irade göstermemesi sonucu"
gerçekleşti. Gümrük kolaylıkları, inşaat işlerine destek AKP'den geldi. 22 Temmuz seçiminde karşılığı da alındı.
2) ABD, AB ve AKP arasındaki ilişkiler sonucu yalnız etnik bölücülük
tetiklenmedi; İslamcı yeniden yapılanma konusunda çok önemli adımlar
atıldı.
Ünlü
Graham Fuller
1996'da
Rand Corporation
'ın yayımladığı raporunda,
"Atatürkçü Türkiye Cumhuriyeti"
nin yerine,
"Ilımlı İslam devletinin getirilmesini"
çoktan önermişti bile.
"Öneriler"
bir bir yerine getirilmeye başlandı.
Tarikatlar ve cemaatler her yere yerleşiyorlardı. Devletin yerini
alıyorlardı. Burs olanaklarını devlet yerine tarikatlar vermeye
başladılar.
Ticaret odalarında, üniversitelerde, bürokraside İslamcı yapılanmalar derinleşti.
"İç ve dış niyetler"
Ilımlı İslam çatısı altında birleştiler. Aynen Graham Fuller'in öngördüğü gibi.
Kemalist Türkiye Cumhuriyeti yerine Ilımlı İslam devleti yavaş yavaş
oluşturuluyordu. Bu aynı zamanda, Lozan'ın yerine Sevr'in oturtulması
demektir. Zaten ABD'nin de istediği bu değil mi?
3)
"Piyasa üzerinden sivil darbe",
ulusal politikaların yok edilmesi, devletin çözüştürülmesi ve ulus devletin ortadan kaldırılması için
"70 milyon insanın piyasaya bağlanması"
gerekiyor.
"Genelkurmay Başkanı konuşmasın, yoksa borsa düşer"
diyenler işte bunu kastediyor.
"70 milyon borsaya bağlansın; borsa, yabancıların elinde; Türkiye Batı'ya bağlansın"
cephesinden bakanların kafası böyle. Kediye ciğer emanet eder gibi 70 milyon insanı zincirle borsaya bağlamak istiyorlar.
Şeriatçılığın, bölücülüğün ve piyasanın öne çıkarılmaları,
"birbirlerini mükemmel bir biçimde tamamlamalarından ötürü".
Gül'ün misyonu
Bu çerçeve içinde bütün toplumsal tepkilere rağmen Gül'ün AKP, ABD ve
AB tarafından Köşk'e yerleştirilmesi ne sonuçlar doğuracak?
- İslamcı yeniden yapılanma azalacak mı artacak mı? Aklı başında kimse
"azalacak"
diyemez.
- Kürdistan projesi, Ermeni soykırım tasarıları ve Fener Patrikhanesi son 5 yılda olduğu gibi yürümeyecek mi? Bu çizginin
"yeni yönetim"
tarafından değiştirileceğini, insaf sahibi kimse söyleyemez.
Köşk'e çıkan Gül'ün son 10 yıl içindeki
"icraatı"
göz önüne alındığında, bundan sonraki tutumunu kestirmek hiç de zor olmaz.
Graham Fuller'den Colin Powell'e kadar uzanan bu çizgi Gül'ün kaderi ile bütünleşmiştir.
"Varılan nokta, baştaki ilişkilerin ayrılmaz bir sonucudur."
Şimdi kalkıp,
"Bu iş köprüyü geçinceye kadar..." denmesine Amerika'nın (ve
AB'nin) izin vereceğini düşünmek biraz fazla saflık olur. Hele
kaderinizi onların eline en baştan teslim etmişseniz... Onlarla, çok
özel anlaşmalar yapmışsanız.
Gül'ün Köşk'e çıkması kutuplaşmaları daha da derinleştirecek. Ve bir kanat belki de
"ABD ve AB'den fiili yardım ve himaye talep edecek"
...
Bunlar kimin işine yarayacak?
- Emperyalizm bundan yararlanacak...
- Şeriatçılar ve bölücüler
"Arkalarını Batı'ya vermenin"
rahatlığını yaşayacak.
Başta Meclis'i dolduran bütün milletvekilleri olmak üzere herkes
aynaya bakıp gerçekle yüzleşmek zorunda; Türkiye'nin tarafında mıyım?
Yoksa ben de bir işbirlikçi miyim? Ve elini vicdanına koyup bunun
yanıtını vermek durumunda... Aynalar yalan söylemez...
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali |