Bir toplumda haklar ve pastanın paylaşımında bireysel ve toplumsal örtüşmeler ve tamamlaşmalar esas olmalıdır.
- Başka bir ülkenin (veya emperyalizmin) sömürgesi durumunda bulunan bir toplumda,
"bireysel özgürlükten söz edilemez."
- İktisadi olarak işgal altında bulunan bir ülkede bireyin geliri, iş koşulları geliştirilemez.
- Bir ülkede büyük sermaye, şeriat gibi güç odakları,
"toplumu, cemaatler ve tekelci iktisadi güçlerle"
denetimleri altına almışlarsa,
"o ülkede demokratik ve toplumsal açılımlar gerçekleştirilemez."
Askeri kimi güç odaklarının da Amerika'nın güdümünde oligarşik bir
düzen oluşturmaya çalıştıklarını gördük. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980
bunun çarpıcı örnekleridir. Bireysel ve toplumsal çıkarlar arasındaki
dengeler, "özellikle bozulmak istenmiştir."
"Bürokrasi, sermaye ve din oligarşisine karşı çıkarak",
sosyal sınıfların örgütlenip siyasallaşması sayesinde, demokrasi işler hale getirilebilir.
27 Mayıs 1960 sonrası ortaya çıkan 1961 Anayasası, bireysel ve
toplumsal çıkarlar arasındaki dengeleri sağlayabilecek hukuki ve siyasi
altyapıyı getirmişti.
- İşçiler başta olmak üzere, sosyal sınıflar için örgütlenme olanaklarının yolu açıldı.
- Toplumsal (ulusal) iktisadi ve sosyal çıkarlar, anayasal bir kurum
olan Devlet Planlama Teşkilatı'nın yönlendirmesi ve denetimi altında
gelişmeye başladı.
Petkim'den demir çeliğe, Aselsan'dan gemi ve vagon sanayisine kadar büyük gelişmeler sağlandı.
Bireyin ve kurumun çıkarı ile toplumun makro (ulusal) çıkarları arasındaki dengeler başarılı bir biçimde kurulmaktaydı.
Batı kabul edemezdi!..
Cumhuriyetin kuruluşu ile 20. yüzyıla örnek olan Türkiye yeniden bölgemiz içinde parlamaya başlamıştı.
"Merkez sağ hükümetler bile"
,
ABD'nin yasakladığı krediyi ve teknolojiyi, Sovyetler Birliği gibi alternatif kaynaklardan sağlayacak bir ortam içindeydiler.
- Piyasa ekonomisinin kuyruğuna takılıp onun esiri olan bir ülke yerine,
"piyasayı da karma ekonomik düzen içinde kullanarak"
iktisadi ve sosyal gelişimini geliştiren bir Türkiye doğuyordu.
Karşıdevrim...
Ortadoğu'da siyasal ve iktisadi yeni bir açılım sağlayarak bölge ülkelerine
"kötü örnek"
olacak bir Türkiye, Batı emperyalizmini korkuttu.
Sermaye ve şeriat güçlerinin karşıdevrimi 12 Mart ve 12 Eylül'deki Amerikancı generallerin darbeleri ile hazırlanmaya başladı.
Avrupa Birliği bir kaldıraç gibi kullanılarak Türkiye, Batı
emperyalizminin emrine sunulacaktı. 12 Eylül 1980, emperyalizmin
Türkiye'deki son askeri darbesi oldu. Şimdi artık, sivil darbeler
yapılacaktı. Koçbaşları olarak şeriatçılar, büyük sermaye ve bölücüler
kullanılacaktı.
- 24 Ocak 1980'de
Özal - Demirel
ikilisinin başlattığı süreç,
"Özal'ın 12 Eylül generallerine transferi ile"
başarılı bir biçimde sürdürüldü.
1980'li yılların başında Türkiye'nin toplam ihracatının yüzde 44'ünü Ortadoğu'ya yönelten Özal'ın kulağı çekildi. Merhum,
"AB bizi almasa da onun güdümü altına gireceğiz"
diyecek duruma sokuldu. Tabii o, gümrük yükümlülüklerini kastediyordu!..
- Ancak 1980'lerin sonunda ve 1990'ların başında sermaye partileri
(ve oligarşisi) teklemeye başladı. Köylü ve varoşlara karşı zayıftılar.
Onların yerine (ve yanına) şeriatçı partilerin cemaatleri ile
yerleştirilmeleri gerekti.
Şeriatçılar da (Versace) boyunbağı takınca takkeli-papyonlu
koalisyonu yerli yerine oturdu. Sermaye - şeriatçı koalisyonunda tek
eksik bölücü (Kürtçü) partilerdi. Eşref Bitlis
'in öldürülüşünün (1993) bu tarihe rastlaması tesadüf değildir. Katilini hepimiz biliyoruz.
Ve bugünkü Meclis...
Büyük sermaye, köktendinci, bölücü koalisyonunun tamamlandığı bir ortam
1961 Anayasası döneminde Devlet Planlama Teşkilatı yerine, "borsayı esas alan bir başbakan"...
-
Richard Holbrooke
'un 1990'lı yıllardan beri izini sürerseniz suçluları bulursunuz;
Balkanlar'ı parçalayan Dayton Anlaşması'nın mimarı; 6 Mart 1995 sömürge
anlaşmasını Tansu Çiller
'e imzalatan adam; 1997 ve 1998'de Kıbrıs'ta ABD temsilcisi iken Rus kara parasını aklama işine karışan adam; 2007'nin başında,
"Kuzey Irak işini"
R. T. Erdoğan
ile konuşup halleden adam; ve en son olarak,
"Türkiye bir ılımlı İslam devletidir"
buyuran kişi...
Richard Holbrooke'un izini sürünce içimizdeki işbirlikçilerini de bir bir görebiliriz.
Bu arada
Morton Abromowitz
'in de hakkını yemeyelim!.. AKP'deki yeni anayasa açılımları, emperyalizmin Türkiye'deki
"koçbaşı"
niteliğindedir...
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali |