Bu işte bir terslik vardı, halkın gözü bağlanmıştı sanki. Köylü
yakınıyordu, son birkaç yıldır tütüncü, pamukçu, fındıkçı, narenciye
üreticisi bilinçli ve programlı bir biçimde yabancı dev şirketlerin
çıkarları için feda edilmişlerdi.
AKP üst yönetimi ABD'nin Ortadoğu'yu işgal planlarının bir parçası olmak için çırpınıyordu.
"Bizi kullanın"
diyerek halkın gözü önünde emperyalizme yalvarıyorlardı.
Yerli şirketler bir bir yabancılara satılıyordu. Türkiye
Cumhuriyeti'nin bin bir fedakârlıkla kurduğu en kârlı ve en verimli
kurumları yok fiyatına yabancılara (ve Türkiye'nin düşmanlarına) peşkeş
çekiliyordu.
İşçi, köylü, esnaf, memur büyük zarar görmüştü. AKP üst yönetimi
köylüden, işçiden, memurdan kaçar, saklanır, korkar duruma gelmişti.
AKP üst yönetiminin,
"siyasi irade gösterememesi yüzünden"
terör patlamıştı. Şehit cenazelerin
de isyan yaşanıyordu, büyük tepki vardı.
Ve bütün bu olumsuzluklara rağmen 22 Temmuz'da AKP oylarını artırarak yeniden iktidara geldi.
Prof. Fritz Neumark bunu yazmıştı...
Nazi Almanya'sından kaçarak Türkiye'ye gelen
Fritz Neumark'
ın,
"Boğaziçi'ne Sığınanlar"
kitabında yazdığı gibi mi oldu?
Ünlü Profesör, Nazi karşıtı bir düşünür ve akademisyen olmasına rağmen
"sokaktaki genel havaya farkında olmadan uymaya başladığını"
anlatıyor.
"Neredeyse Naziler gibi sağ elimi havaya kaldıracak bir tuzağa düşmeye başlamıştım. İşte bu yüzden Nazi Almanya'sından kaçarak
Atatürk
'ün Türkiye'sine sığındım."
Nazi Almanya'sına giden yolda halkın çok büyük çoğunluğu
Hitler
'e destek vermişti. 12 Eylül 1980 ertesi bizde de olmadı mı? Halkın
yüzde 100'e yakın bir bölümü Amerikancı faşist generalleri destekleyip
1961 Anayasası'nı tasfiye etmedi mi?
Medya başta, faşizme şakşakçılık yapılmadı mı?
"Sıradan faşizmi"
bu köşede kaç defa yazdığımı unuttum...
Bizde mi hastalandık?
2006 yılında Fritz Neumark'ın uzun yıllar sonra yeniden yayımlanacak olan
"Boğaziçi'ne Sığınanlar"
kitabına sunuş yazısını kaleme alırken ellerim titriyordu.
Acaba biz de aynı yola mı giriyorduk? Gerçek demokrasinin ve Cumhuriyetin yerine emperyalizmin dayatmaya başladığı
"din faşizmine"
biz de mi tutsak olacaktık?
İktidar gücü ve baskısı altında sıkışırken, sömürgecilerin oluşturduğu
"tekel faşizminin"
robotları haline mi geliyorduk?
Tarikatların, cemaatlerin sıkı çemberi içine sokulmuş din faşizminin nesneleri olmuş kalabalıkla, toplulukla mı yüz yüzeydik?
Hitler Almanya'sına gidilirken olanlar, 1982 Anayasası'na sürüklenirken karşılaştıklarımız 22 Temmuz'da yeniden yaşandı.
Borsa ve siyaset pazarı
Kuşkusuz toplumda başka hastalıklar da vardı. Etnik ve dini ayrımcılık virüsleri bünyedeki yerlerini hep korudular.
Doğu-Batı dengesi varken
"uykuda ama canlı"
tutulan virüsleri harekete geçirdiler.
- Sosyal devleti yıkarsanız Güneydoğu'da açlık ve göç başlar. Onları terör örgütlerine bağlamak kolaylaşır.
- Köktendinci siyasilere dış destek sağlarsanız Lozan'ın ve Cumhuriyetin temelleri sallanmaya başlar.
- Borsa ile
birlikte
"din ve terör piyasasını"
da elinize geçirip köktendincilerin ve bölücülerin yolunu açarsınız.
- Siyasal parti liderleri ve medya patronları hep birlikte,
"dar alanda paslaşmalarla"
işleri oligarşi adına yürütmeye başlarlar.
Büyük sermaye patronları, köktendinci siyasiler, laik
"gardırop Atatürkçüsü"
siyasiler ve bölücüler hep birlikte emperyalizmin önünde kuyruğa girerler.
Halk adı verilen kalabalıkları,
"oligarşinin iplerini tutarak"
gütmeye başlarsınız.
Bir karşılaştırma yapalım. Irak'taki ve Türkiye'deki seçimler arasında,
"esasta farklar var mı?"
- Washington'ın etkisi her iki ülkede nasıl oldu?
- Büyük sermayeyi (ve şirketleri) nasıl yönlendirildiler?
- Mezhepler ve tarikatlar nasıl etkili oldular?
İşlevsel olarak bakıldığında, farkların sanıldığı kadar büyük olmadığı görülür.
Birinde askeri güce dayalı sesli operasyonlar; diğerinde büyük sermaye ve şeriata dayalı sessiz ve sivil darbeler.
Ancak her ikisi de emperyalizm ve içerideki işbirlikçi ortakları tarafından yürütüldüler...
Ortak yönü buydu. İşin ilginç yanı, askerli işgal başarısız olurken sessiz olanı sonuç verdi.
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali |