TL Yerine Avro, Memet Yerine Hans...
Tarih: 09-07-2007 18:31


Son haber; "Kıbrıs 1 Ocak 2008'de Avro'ya geçiyor". Post-modern devşirmenin yöntemi şudur; KKTC'yi bir taraftan hukuki ve siyasi olarak etki alanımıza çekerken iktisadi olarak da ticaretini, limanlarını ve kullanacağı parayı kendi oyun kurallarınıza göre yönlendirirsiniz.

Bir bakalım neler yapılmış; hem de Ankara'nın (ve Türkiye'nin) gözleri önünde;

1) Rumları, adanın bütününü temsilen AB'nin tam üyesi yapıp Türkiye'nin karşısına oturtmuşsunuz. Bir farenin fili yerinden oynatmasına olanak sağlayan hukuki ve siyasi her türlü olanağı AB, ABD ve BM'nin güvencesi altında Rumlara sağlamışsınız.

Bitirici son imzaları RT Erdoğan ve Abdullah Gül 'e, güle oynaya attırmışsınız.

2) TSK'yi adada işgalci konumuna düşüren ve Rumları adanın tek egemen devleti olarak kabul ettiren belgeleri yine iki muhtereme davul zurna çaldırtarak onaylattırmışsınız.

3) Denktaş 'ı tasfiye ederek yerine Amerikancı, AB'ci ve Rumcu Talat 'ı ite kaka getirmişsiniz.

4) Annan Planı'nı adada, bir sivil darbe operasyonu ile kabul ettirerek Ankara'nın elindeki garantörlük yetkilerini sulandırmışsınız.

5) Kıbrıs adasının Büyük Ortadoğu Projesi içindeki askeri misyonunu fiilen kullanıma açık hale getirmişsiniz. Üstelik bu misyonda Türkiye'nin de hedef olduğunu bile bile...

Siyasi, hukuki ve askeri olarak biçilen kılıfa şimdi bir yenisi ekleniyor. Kıbrıs Cumhuriyeti 1 Ocak 2008'de Avro'ya geçip Avrupa para sistemine dahil oluyor. Tabii yalnız Güney Kıbrıs değil. "Kuzey Kıbrıs" da yavaş yavaş (veya hızlı) buna kendiliğinden ayak uyduracak.

Avrupa, 'Kuzey' i de kendi para alanına sokarak sessiz ve sivil darbeyi Ankara'daki "kimi siyasilerin işbirliği ile" sonuçlandıracak.

Kime niyet kime kısmet!..

Kemal Derviş ve Ali Babacan bu modeli Türkiye için savundular, savunuyorlar. "Türkiye AB'nin dışında bulunsa bile Avrupa Para Sistemi'nin bir parçası olmalıdır" görüşünü her iki muhterem de ısrarla savunurlar.

Tek farkları birinin eşinin türbanlı diğerinin ise Amerikalı olmaları. Bu ufak ayrılığı "Avro üzerinden" fazlasıyla karşılarlar...

- Gümrüklerimiz, dış ticaret politikamız Brüksel'e zaten tek yanlı olarak devredilmiş. "Dünkü Abdullah Gül'ün" bugünkü Ali Babacan'a inat 1995'te söylediği gibi; "Arka bahçedeki kulübeye sokulmuşuz". Muhteremler bugün bunu da yeterli bulmuyorlar. "Bütün parasal işlerimizin yönetimini de Brüksel'e bırakalım" diyorlar.

"Yarım sömürge de neymiş; bari olacaksa tam olsun", buyuruyorlar...

- Kemal Derviş ve Ali Babacan'ın Türkiye için önerdikleri bu model Kuzey Kıbrıs'ta yani eski deyimiyle KKTC'de 1 Ocak 2008'den itibaren yavaş yavaş devreye dolaylı yoldan sokulacak. Avro'nun kullanımı kuşkusuz, güneyden kuzeye yansıyacak.

Laf aramızda Almanlar ve Fransızlar yalnız bize değil İngilizlere de bir kazık atıyorlar. Adadaki pound egemenliği ve sterlinin üzerindeki, "Kraliçenin himayeci gülümsemesi" yerini, kıta Avrupası'nın Avro'suna bırakacak, yavaş da olsa...

Ayrıca ada üzerinden geçen uyuşturucu, kara para ve silah trafiğinde dolar ve sterlinin yanında Avro öne çıkmaya başlayacak.

Z. Brezinski 'nin yıllardır savunduğu gibi; "ABD, Avrupa'yı yanına almadan bu işi götüremez; sadece İngiltere yetmez" demiyor muydu?

Büyük Ortadoğu Projesi ile birlikte ABD ve AB Türkiye'yi Kıbrıs'tan tasfiyeye karar verdiler. 3 Kasım 2002'ye kadar zorlandılar. Adada Denktaş, Ankara'da kısmen direnebilen koalisyonlar vardı. AKP'nin iktidara getirilişi ile birlikte işleri kolaylaştı.

Bu iktidar sürer ise yarın gazete başlıklarımızı şunlar süsleyecek: "AB ile aramızdaki tek engel TSK'nin Kıbrıs'taki varlığıdır."

Sorunlar Türkiye'nin yetersizliğinden kaynaklanmıyor; işbirlikçi iktidar ve içimizdeki oligarşi temel sorunumuzdur...

Seçimlerde bunları tasfiye etmek zorundayız, öyle ya da böyle...




Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku