Türkiye'nin AB ile ilişkileri yavaş yavaş büyük bir
"güvenlik sorunu"
durumuna dönüşmüştür. Türkiye AB'nin tamamen dışında bulunmasına rağmen
"AB'nin Türkiye ve bölge üzerindeki kararlarına"
uymak zorunda bırakılan bir konuma programlı bir biçimde sokuluyor.
Kıbrıs, Ege, Güneydoğu, Patrikhane, Ermeni tasarıları, Dicle ve
Fırat, dini ayrımcılık, misyoner faaliyetleri gibi alanlarla AB
üzerinden Osmanlı Devleti'nin son 70 yılındaki sürecin benzeri
yaşanıyor.
- AB imzaladığı üç belge ile (1995 Gümrük Birliği, 17 Aralık 2004 ve
5 Ekim 2005 Çerçeve Anlaşmaları) Türkiye'yi yönetme ve yönlendirme
olanaklarını, sıfır maliyetle eline geçirdi.
- Türkiye'yi alacağına dair bir kararı (iradesi) kesinlikle yok.
İmzalanan anlaşmalar Türkiye'nin normal bir üye gibi içeri alınmasına
değil, "dışarıda tutularak denetim altına sokulmasına yönelik hükümleri içeriyor"
.
- Öte yandan Kürdistan projeleri başta olmak üzere pek çok aracı birlikte kullanabiliyor.
- İlerleme raporlarına ve katılım ortaklığı belgelerine iliştirdiği
birçok madde ile bir ağ gibi Türkiye'nin damar ve sinir sistemine "nüfuz etmeye"
başladı. Bu durum daha fazla sürdürülemez.
İşbirliğine soyunmamış kimi akademisyenler ve uzmanlar yıllardır
söylüyor. Bıçak kemiğe dayandı; askerler de son yıllarda konuşmaya
başladılar. Halk bu sömürgeleşme sürecine direnç göstermeye başladı,
milyonlar meydanları doldurdu.
AB ile kurulan tek yanlı bağların sonuçlarına bakalım:
1) Türkiye Kıbrıs'ta siyasi, hukuki ve iktisadi olarak
"kaybeden taraf durumuna getirildi".
Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB'ye katılması sağlanırken
"Türkiye AB kıskacına alındı"
. Asker, işgalci konumuna sokuldu.
2) Ege sularında ve hava sahasında haklarımızın engellenmesine,
"Yunanistan'ın yanında AB de karşımıza dikildi"
. AB ile tek yanlı bağlarımız baskı aracı olarak kullanılıyor.
3) AB, Güneydoğu Anadolu'ya doğrudan doğruya el attı. İçişlerimizle
ilgili kanunları değiştirtti. Bu bölgedeki yerel yönetimleri "kendi himayesi altına"
almaya başladı. AB bugün,
"PKK için K. Irak'a girerseniz, karşınızda bizi de bulursunuz"
diyecek noktaya geldi.
4) Fener Patrikhanesi,
"AB ile ilişkiler çerçevesinde"
Lozan kurallarının dışına çekilmeye başladı.
5) Ermeni tasarıları, AB-Türkiye ilişkilerinin bir parçası haline getirilirken
"mevcut tek yanlı ilişki düzeni bir kaldıraç gibi kullanıldı".
6) Dicle ve Fırat'ta,
"görüşmelerle ilgili belgelerle"
AB tarafından el altından Türkiye'nin egemenlik hakları bir kenara itildi. Lozan'ın kazanımları sürekli aşındırılıyor.
7) Ve en önemlisi, Türkiye üçüncü ülkelerle, bağımsız ilişki kuramaz
duruma sokuldu; dünya ile ilişkilerimiz AB tarafından ipotek altına
alındı. Türkiye bugün, "kurumsallaştırılmış haksız rekabet ile yüz yüze bulunuyor".
AB üzerinden işgal
Siyaset ve iktisat olarak en büyük yıkımın AKP iktidarı sırasında
yapıldığını gördük. Devletin içi boşaltılırken Batı'nın dev tekelleri
ekonomiyi işgal etmeye başladılar.
Geçenlerde Almanya'daydım, ilgililere sordum: Lufthansa devletin
denetiminde, özel sektöre bırakılmıyor. Posta, telefon, demiryolları
yine devletin denetiminde tutuluyor. Üstelik "piyasa ellerinde olmasına rağmen"
yine de özelleştirmiyorlar. Türkiye'de ise AKP iktidarı,
"AB üzerinden ülkeyi yabancılara pazarlıyor"
. Türkiye bir yandan
"AB'ye kurumsal olarak, tek yanlı anlaşmalarla bağlanırken"
öte yandan ekonomisi işgal ettirilerek yabancılaştırılıyor.
AB, sosyal devleti parçalamanın bir kaldıracı durumuna özellikle
getiriliyor. Serbest piyasa üzerinden oligarşinin üç ortağı kendi
işlerini yürütüyorlar.
- Şeriatçılar Cumhuriyetin değerleri ve sosyal devlet yerine
"dini esasları ve örgütleri"
yerleştiriyor.
- Dışa bağımlı büyük sermaye,
"Batı tekelleri ile kamudan boşaltılan alanları birlikte kapatıyor".
- Bölücü örgütler serbest piyasa üzerinden uyuşturucu gelirini ve kara
parayı ellerinde tutabiliyor. Sonra da Kuzey Irak piyasasından araç,
gereç ve patlayıcı satın alıyorlar.
TSK'nin uyarılarını dinlemeyenler emperyalizmin ve terörün yolunu açıyorlar. Kendileri,
"emperyalizm ve terörle birlikte"
ilerleme sağlayacak bir örtüşme içine girmişler.
Cumhuriyetçilerle, ulusalcılarla, orduyla karşı karşıya gelmelerinin
arkasındaki temel neden bu. AB ve büyük sermaye, seçimlerde AKP'yi
destekliyorlar.
Milyonların mitinglerle meydanları doldurmuş olması, halkın bu
çatışmada taraf olduğunu ortaya koyan en önemli kanıttır. Mitinglerin
bu nedenle, "büyüyerek sürdürülmesi gerekiyor".
TSK halktan, ulusalcı güçlerden destek ister duruma geldi. Türkiye AB kıskacı içine sokularak sömürgeleştirilmekte.
Siyasal partiler AB ile ilişkilere nasıl bakıyorlar? Oy verecekler buna dikkat etsin.
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali |