Batı'nın, yani ABD ve AB'nin
"karşısına aldığı ülkelerde etnik ve dini ayrışmalar dışında"
yeni tür bölünmeler ortaya çıktı.
Soğuk savaş bittikten sonra,
"Batı'nın taleplerine uyanlar ve karşı çıkanlar"
ayrımı yaygınlaştı.
- Etnik ve dini ayrıştırmalar zaten Batı'nın desteğinde (ve güdümünde) yürütülegeliyordu.
- Bunlar dışında iş çevrelerinde, aydın çevrelerinde, hatta sanat çevrelerinde de ayrıştırmalar oldu.
- Siyasetteki geleneksel
"sağ-sol karşıtlarının ve rekabetinin yerine"
siyasiler arasında Batı ile işbirliği yapanlar ve işbirliğine karşı çıkanlar ayrışması keskinleşmeye başladı.
Etnik, ve dini (mezhepsel) ayrılıkçılığın yanında siyasetin ve siyasal partilerin "
Batı işbirlikçileri ve ulusalcılar''
biçiminde ayrışmaya başladığını görüyoruz.
Hem sağda hem solda
"işbirlikçiler ve ulusalcılar" karşı karşıya geldi. 22 Temmuz
genel seçimleri öncesinde bu ayrışma ve karşıtlıklar daha net bir
biçimde ortaya çıktı.
- Siyasal partiler ve siyasete soyunan insanlar
"sağ, sol, merkez ayrımı yapmadan"
, Amerikancı (Batı işbirlikçisi) ve ulusalcı kimliklere göre örgütleniyorlar.
- Aynı şekilde, siyasal partiler dışındaki sivil toplum örgütleri de
genelde Amerikancı (Batıcı) ve ulusalcı kimliklere göre ayrışıyorlar.
Ancak burada bir gerçeği ortaya koymam gerekir; Bir işçi sendikası
ABD'ci ve AB'ci olabilir. Ancak bu sendikanın sadece üst yönetimi bu
kimliğe sahiptir. Geri kalan büyük çoğunluk yani taban, ulusalcıdır.
Türkiye'de yüzde 90 Amerikan karşıtlığının olması, bunun en önemli
kanıtıdır.
Yeni Amerikan mandacıları
AKP'ye gidenlere baktığımız zaman bu resmi daha iyi görebiliyoruz. AKP'nin dinci ve muhafazakâr yapısı değil, "
Amerika yakınlığı ve özel bağları
", kimi eski solcular için esas alınıyor.
CHP, MHP ve İP sağdaki ve soldaki ulusalcı partilerdir. Genç
Parti'yi bu sınıfa koyamıyorum; ABD bu partinin varlığından hiç de
şikâyetçi değil!.. Ulusalcılar bu yüzden, bölünmeye çalışılıyor.
Merkez solda CHP, merkez sağda MHP, solda ise İşçi Partisi derece farkları ile,
"ulusalcı partiler sınıfına"
konabilirler. Kimi küçük partileri anmadığım için alınmasınlar.
AKP, ABD ve AB'nin Türkiye'den istediklerini fazlasıyla veren bir parti olarak,
"işbirliğinde derin ilişkiler içindedir"
. Onun bu kimliği soldan, iş çevrelerinden ve sağdan birçok insanı
"bal kavanozu gibi"
kendine çekiyor.
- Washington ve Brüksel'i arkanıza alıyorsunuz; sizi kucaklarına oturtup himayeleri altına sokuyorlar.
- İş çevrelerinde ve medyada en muteber kişiler arasına giriyorsunuz!..
- İlerde belki Bilderberg toplantılarına bile çağırıp paye verirler.
Hele bir de sanatçıysanız, Batı'nın sanat ve edebiyat ödüllerini bile
alırsınız. Emperyalizm, hizmet edenlere karşılığını verir.
Ancak, her şeyden önce, işbirliğini kabul edip kucaklarına oturmanız
gerekir. Sağ-sol ayrımı yoktur, işbirlikçi olmak yeter. İşbirlikçilik
en önemli kriterdir.
Sevgili okurlarım işte bu nedenle 22 Temmuz seçimleri öncesinde
siyasetteki ayrışma ve işbirliğinde, eskilerden farklı bazı olaylarla
karşılaşıyoruz.
Artık sağ-sol yok; Amerikancı (işbirlikçi)-ulusalcı ayrımı esas hale
geliyor. Kimi eski solcular bir bukalemun gibi Amerikancı, yani
işbirlikçi sol oluveriyorlar.
Morton Abramowitz'in itirafı
ABD'nin eski Ankara büyükelçisi ve şimdilerde Washington çevrelerinin en etkili Ortadoğu ve Türkiye danışmanı konumundaki Dr.
Abramowitz
, Newsweek'te haziran başında çıkan makalesinde farkında olmadan önemli
bir itirafta bulunuyor. Büyükelçiliği sırasında kendisiyle Ceyhan
(Sheraton) Otel'de yaptığım ilginç kahvaltının konuşmalarını bir
kitabımda anlatmıştım. M. Abramowitz bana, "kimi büyük holding patronlarının görüşünü, Washington'un esas aldığını"
söylemişti. (*)
Newsweek'te çıkan makalesinde ise
"ABD'nin şeriatçı işbirlikçilerle olan beraberliğini" ortaya
koyuyor. Nasıl mı? Türk halkının büyük çoğunluğunun artık, ABD ile
işbirliği içinde bulunan AKP'ye karşı olduğunu görmezlikten geliyor.
Bugün halkın yüzde 90'ı ABD'ye karşı.
Şeriatçı Amerikancıları, ulusalcı ve Cumhuriyetçilere karşı
savunuyor. ABD'nin programlı bir biçimde üreterek devreye soktuğu
işbirlikçilerin pazarlamasını yapıyor.
Taraflar artık net olarak ortaya çıktı; bir tarafta ABD ve AB'nin
desteklediği işbirlikçi şeriatçılar, bölücüler ve bazı holding
patronları var. Oligarşiyi oluşturan bu çevrelere karşı işçinin,
köylünün, esnafın, memurun, ulusalcı iş çevrelerinin bulunduğu tüm
Türkiye yer alıyor.
22 Temmuz'da halkımız, işbirlikçi oligarşiyi tasfiye etmek zorunda, başka bir yol yok...
(*) "Askeri Darbeden Sivil Darbeye", Hayatım Avrupa, Sayfa 128, Truva Yay., 2006
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali |