- Makro politika yoksa mikrolar tek başına işe yaramaz.
- Makro çatı (politika) ulusal politika demektir, gelişmiş ülkeler bunu uygular.
- Küresellik
"eşitler arasında olsaydı"
hiç sorun yoktu.
- Ama
"ötekiler" makro (ulusal) çatı ve politikalar uyguluyorsa,
bizim yetişmiş mikro üstünlüklerimiz (yeteneklerimiz) kendi ülkesine
kazandıramaz.
- En iyi yetişmiş bireylerimiz, en verimli firmalarımız
"diğer makro çatıların"
ve tekellerin denetimi altına girmeye başlar.
- Makro ve ulusal politikası olan ve uzun vadeli planlarla çalışan
ekonomiler (devletler) bizim mikro üstünlüklerimizi kendi çekim
alanlarına sürüklerler.
- En iyi doktorlarımız Amerika'daki hastanelerde çalışır; en iyi
mühendislerimiz, Batı kapitalizminin firmaları tarafından kullanılır.
En iyi fizikçilerimizi kurumları paylaşır. Hatta elitimiz bile onların
dünyasının bir parçası olur.
- Çünkü onlarda makro (ulusal) çatı vardır; makro politikalar,
planlar ve öngörüler söz konusudur. Birey-kurum ve kurum-toplum
tamamlaşmaları olur. Piyasa sadece bir araçtır.
-
"Türk çizimci Mercedes'te
" ya da
"Ünlü Türk doktorunun Kanada'daki buluşu"
benzeri başlıkları gazetelerde, internet sayfalarında sıkça görürüz.
- Bizim en iyi yetişmiş insanlarımızı,
"makro, ulusal politikaları ve çatıları olan"
Avrupa ülkeleri, ABD ve Kanada paylaşarak onlardan toplumsal olarak yararlanırlar.
Batı kapitalizmi (ve sömürgeciliği) bunu hep yapar. Avrupa futbol
takımlarında oynayan Afrikalı futbolcular gibi bizim doktorlarımızı,
mühendislerimizi, iktisatçılarımızı "kendi takımlarına alırlar"
. Çünkü bizde makro politika yoktur; ulusal iktisat, siyaset,
teknoloji, sağlık, eğitim, savunma politikaları özellikle engellenir.
- IMF yönetimine bağlayarak; AB güdümüne sokarak; onlara hizmet edecek
"oligarşik bir düzen kurarlar"
.
-
"Plan değil pilav"
sloganı ile Türkiye'yi yönetecek siyasileri hazırlarlar. Hatta bunun için kimi generalleri kullanarak darbe yaptırırlar.
- Hep yazdım;
Turgut Özal, Kemal Derviş, Ali Babacan ayrı ayrı partilerden,
çevrelerden geldiği sanılan kişilerdir. Ama çok önemli bir ortak
yanları vardır: Batı kapitalizminin Türkiye üzerindeki formüllerinde ve
taleplerinde birleşirler; yani, içimizdeki oligarşinin
temsilcileridirler.
1) Onlara göre sosyal devlet olmamalıdır; ülkede makro politikalar uygulanmamalıdır.
2) Her şey özelleştirilmeli ve piyasaya bırakılmalıdır.
3) Piyasa tamamen dış piyasaların, yani Batı'nın güdümüne terk edilmelidir. Batı tekellerine her türlü ayrıcalık getirilir.
4) Onlara göre IMF'ye bağlanmak iyidir; AB'nin Türkiye'yi almayacağını bile bile güdümüne girmek uygun düşer.
Haberler... haberler...
-Bir TV kanalı,
Hüsnü Özyeğin
'in bir başka firma ile çok ünlü yabancı markayı "
Türkiye'ye getirmek için nasıl yarıştığını ve yarışı kazandığını"
anlatıyordu. Yanlış anlaşılmasın, yatırım için değil, ünlü firmanın ürünlerini ithal için.
-
"İşveren"
dergisinin şubat sayısında TÜSİAD'ın 19 Ocak 2007 tarihinde
Günter Verheugen
'e yılın adamı ödülü verdiğini yazıyor; hani şu Türkiye'yi sürekli aşağılayan ve bize kök söktüren Komisyon üyesine.
- Aynı derginin nisan sayısında Sayın
Kudatgobilik,
Brüksel'de Avrupalılara yaptığı bir konuşmada;
"Türk bankacılığının artık yüzde 40'ının yabancıların eline geçtiğini"
övünerek söylemiş.
- Geçen aylarda medyayı süsleyen bir haber de 26 dolar
milyarderimizin üretilmiş olması ile ilgili. Bu sayı Japonya'nın ve
Fransa'nın üzerinde.
AKP döneminde kimlerin nasıl ve niçin büyüdüğü belli. Devletin içi
boşaltılıp tüm varlıklar özelleştirip yabancılara bağlanırken; ülke AB
boyunduruğu altına sokulup serbest piyasa marifetiyle
yabancılaştırılırken halkın aldığı pay ne? Artmış mı?
Köylü, işçi, esnaf ve memurun milli gelirden aldığı pay azalıyor;
reel satın alma gücü düşüyor. Toplumda suç oranı katlanarak ilerliyor.
Bütün bunların sebebi ne?
1) Ulusal (ve makro) politikaları yapıp yürütecek siyasi irade yok.
Oligarşi sisteme egemen. Oligarşi de Brüksel'in, Washington'ın
güdümünde...
2) Kimi yetenekli bireyler, kimi uyanık şirket patronları ancak
"Batı'nın makro politikalarına ve sömürgeciliğine sığınarak" zenginleşiyor.
Yunanistan'ın makro (ulusal) politikaları doğrultusunda
"Yunan Devlet Bankası, Türk bankasını alıyor"
. Bankayı satan ancak bu sayede zenginleşebiliyor.
Sorunun temelinde
"oligarşinin egemenliği" yatıyor. 14 Nisan halk hareketi bunun
için çok önemlidir: Oligarşinin yerine halkın gücünün, çıkarının ve
iradesinin yönetime gelmesi için.
Demokrasi, özünde bir paylaşım meselesidir; hakların ve refahın
paylaşımı meselesi... Sosyal devlet yoksa; sınıfsal haklar, özgürlükler
ve paylar bu sosyal devlet çatısı altında dağıtılmamışsa ortaya
oligarşi ve örtülü faşizm çıkar.
Bu nedenle oligarşi 23 Nisan'ı, ulusal egemenliği hiç sevmez...
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali |