Türkiye'de cepheler netleşmeye başladı. Herkes duracağı yeri iyi düşünmeli.
1) Şeriatçı bir düzen kurmak isteyenler, ümmetçiler; dini kurallar
ve inanç üzerine oturtulmuş bir bütünlük, dayanışma ve düzen
istiyorlar. "İktisadi, sosyal, siyasi ve hukuki yapı dini kuralları esas almalıdır"
tezini savunuyorlar. Savunmaktan çok öteye bu hedefe ulaşmak için her şeyi
"mubah"
sayıyorlar.
Bunlar özünde,
"Batı'ya yani Hıristiyan dünyasına; kısaca ABD ve AB'ye karşıdırlar"
. Çünkü o dünyanın yapıştırıcı ve bütünleştirici en önemli harçlarından
birisi Hıristiyanlıktır. Ne ABD, ne de Avrupa laiktir. Her ikisi de
Hıristiyanlığı kültürünün, iktisadının ve savunmasının ayrılmaz bir
parçası olarak görür. Eski Yunan ve Roma kültürü üzerine oturtulmuş
Hıristiyanlık, "Batı dünyasının (ve kapitalizminin) en önemli yapıştırıcı ve birleştirici dokusunu oluşturur".
Özünde,
"Batı karşıtı ve antiemperyalist olan"
şeriatçılar bölünmüşlerdir. Türkiye'deki bölünme şöyledir:
- Bir kısım şeriat düzeni savunucuları hâlâ Batı ve emperyalizm karşıtıdırlar. Bunu açık bir biçimde ifade ediyorlar.
- Diğerleri ise,
"geçici olarak Batı (ve emperyalizm) ile işbirliğine girmişlerdir".
Bu işbirliği stratejik değil, taktik bir işbirliği olarak düşünülmektedir.
Gerekçesi şudur; a) Batı (ve emperyalizm) ile bazı ortak hedeflerde
birleşmişlerdir. Örneğin Cumhuriyetin değerleri, Atatürkçülük, TSK'nin "her alanda devre dışı bırakılması"
gibi hedefler hem Batı hem de bu şeriatçılar tarafından desteklenmektedir, b) Türkiye'de şeriat düzeninin kurulabilmesinin,
"ancak ABD ve AB ile işbirliği yapılarak"
sağlanabileceğine inanmışlardır.
Şimdilik ve geçici olarak bir ortak yol bulunmuştur;
"ılımlı İslam"
söylemi her iki tarafın da işine geliyor;
- İşbirlikçi şeriatçılar bunu,
"ılımlısından başlayarak esaslısına geçmek olarak görüyorlar".
Bu onlar için bir atlama tahtasıdır.
- ABD ve AB ise, "
İslamcılarla işbirliği sayesinde Lozan'ın ve Cumhuriyet'in çökertilebileceğini"
hesaplıyorlar.
"Varsın şeriatçılar bizi kullandıklarını sansınlar; bu arada esas biz onları kullanıp Türkiye'yi parçalarız"
diye değerlendirmeler yapıyorlar.
Zamanla bir parçası,
"Suudileşmiş ve devşirilmiş bir Türkiye (Anadolu), bugünkünden daha yararlıdır"
hesabı içindeler. 4-5 parçaya ayrıldıktan sonra varsın bir parçası da
"devşirilmiş şer'i bir düzen içinde olsun, ne çıkar; başına bir tarikatçıyı oturtup kullanırız"
diyorlar.
"Kimi büyük sermaye çevresi"
, Batı'nın bu hesabının içindeler. Bu nedenle şeriatçılarla işbirliği içindeler.
"Sonunda ipler nasıl olsa Batı'nın elinde olacak"
düşüncesini, Washington, Londra, Paris, Berlin ve Tel Aviv ile paylaşıyorlar.
2) Karşılarındaki cephe Cumhuriyetçiler ve ulusalcılar. TSK dışında
yarı örgütlü durumdalar. İşte bu nedenle TSK'yi hedef almışlardır. TSK
yalnız şeriatçıların değil ABD ve AB'nin hedefi durumuna geldi.
Bu karşılaşmanın küçük ve sınırlı baraj atışları Şemdinli'de, K. Irak'ta ve Kıbrıs'ta yaşandı.
Cumhuriyetçiler ve ulusalcılar antiemperyalist cephededirler.
İçindekilerin bir kısmı bunun farkında. Ancak bir bölümü hâlâ farkında
değil.
Cumhuriyeti, demokrasiyi ve laik düzeni savunabilmek için en başta,
"Ben emperyalizme karşıyım; ben ABD ve AB'nin Türkiye ve bölge politikasının tamamen karşısında mücadele edeceğim"
diyebilmek ve bunu uygulamak gerekir.
-
"Ben Cumhuriyetin, demokrasinin ve laikliğin savunucusuyum"
diyebilmek için en başta ulusalcı ve antiemperyalist bir duruş sergilemek gerekir.
- Siyasal partiler, işçi sendikaları, işbirlikçi olmayan iş
çevreleri, barolar, üniversiteler, demokrasinin ve laikliğin yanında
olduğunu söyleyen sivil toplum örgütleri en başta "ulusalcı ve antiemperyalist kimlikte"
öne çıkmak zorundadırlar.
Eğer bunu yapmıyorlarsa ya meselenin farkında değiller ya da halkı
aldatıyorlar. Çünkü bugün Türkiye ve bölgemiz ABD ve AB'nin tehdidi
altındadır.
Kürdistan, Ermenistan, Patrikhane, ılımlı İslam uygulamaları,
savaşları, kararları, haritaları yalan mı? Irak'ta 700 bin sivilin
katledilişi bir hayal mi? Bir paranoya mı? Yoksa, emperyalizmin
hizmetindekilerin karartması ile saptırılmak istenen gerçekler mi?
Bu yıl seçim yılı, taraflar belli; emperyalizmin işbirlikçilerinin
cephesine karşı ulusalcılar ve Cumhuriyetçiler gerçek demokrasinin
savunucularıdırlar. Sağ sol ayrımı yapmadan ulusalcı ve antiemperyalist
olduğumuzu haykırmak ve yumruğumuzu havaya kaldırmak zorundayız.
Çünkü biz, çoğunluğumuz, halkımız (yüzde 90) böyle, böyle düşünüyor...
|