|
Oynanan oyunu sergilemek için tek tek sırala mam gerek;
1. Avrupa Birliği: Kıbrıs'ta sadece Kıbrıs Cumhuriyeti var diyor. AB'ye göre siyasi, askeri, iktisadi, hukuki boyutlarıyla bir tek devlet bulunuyor. O da Rumların egemenliği altındaki Kıbrıs Cumhuriyeti.
2. " Kuzeydeki Türkler " mi? AB'nin gözünde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin içinde yer alan bir azınlık. KKTC diye bir şey yok. Siyasi ve hukuki olarak, "ayrı bir egemen güç kesinlikle tanınmıyor".
3. En önemlisi, Kıbrıs Cumhuriyeti (Rumlar), AB'nin taş gibi bir üyesi, 27 üye devletten biri. Hem de Yunanistan'la, diğer Helenik Cumhuriyet'le birlikte Brüksel'de Türkiye'nin karşısında.
4. Kuzey Kıbrıs'taki Türk kolordusu mu? AB açısından "işgalci askerler" olarak görülüyorlar. Adanın kuzeyinde "meşru Kıbrıs Cumhuriyeti'nin fiili etkisi sağlanamıyor". Ama onlara göre bu geçici bir durum.
AB'nin bütün belgeleri böyle yazıyor; mekanizmalar fiilen bu yönde işletiliyor. Adanın kuzeyinde "Türkiye'nin işgali var" diyorlar. Bütün kurumların kararı böyle.
5. Ankara'nın tutumu mu? Biraz karışık, net değil. Meclis kararları, hükümet uygulamaları, TSK'nin tutumu ve Cumhurbaşkanı Sezer 'in açıklamaları arasında örtüşme yok. Hatta çok önemli farklar var.
a) AKP hükümeti TBMM'nin belirlediği Kıbrıs politikasını terk etmiş, bildiğini okuyor. Belirli bir çizgisi yok. ABD ve AB ile sürtüşmemek ana hedefi.
b) Türkiye'nin 1959-1960 Londra ve Zürih anlaşmaları ile kazandığı hakları "özellikle kullanmıyor".
c) KKTC'nin tasfiyesine kapıyı aralayan Annan Planı'nı, "Brüksel ve Washington ile işbirliği yaparak ite kaka geçirtmiş." AB ve ABD'nin arka çıktığı M. Ali Talat 'a destek vermiş. AKP hükümeti "stratejik ortak gibi" örnek bir işbirliği yapmış.
d) ABD ve AB, Annan Planı'nın Kuzey'de onaylanmasından sonra, "Türkler egemenlik haklarından ve bağımsız bir devlet kurmaktan vazgeçtiler" açıklamasını devamlı tekrarlıyorlar.
AKP hükümeti, "Hayır böyle bir şey yok, biz KKTC'den vazgeçmedik; iki devletli bir yapı esastır" demiyor. Rauf Denktaş aylardır bunun söylenmesini istiyor, ama hükümetten çıt çıkmıyor.
Ankara'nın 'Avrupa'yla Derin Bağları' İşin en ilginç yanı da Ankara'nın AB'ye sapına kadar bağlanmakta oluşu. Hayır yanlış, "AB ilişkilerinde Ankara kendi elini kolunu bağlamış" demek daha doğru.
17 Aralık 2004 ve 5 Ekim 2005 belgelerini imzalayarak bağlanmış. Okuyan "en cahil profesör bile" bunu anlar! Eğer biraz namusu varsa tabi...
1. AKP hükümeti, "Türkiye AB'nin dışında olmasına rağmen Ankara'yı Brüksel'in kararlarına bağlamış. Kendi kendini bekleme odasına özellikle hapsetmiş".
2. AB ise, "Kıbrıs'ta bir tek devlet var, o da Rumların egemenliğindeki Kıbrıs Cumhuriyeti'dir" diyor. AKP buna uymak zorunda, çünkü bağlanmış.
3. AKP hükümeti ayrıca 2005'te katılan 10 ülke için, "gümrük birliği yükümlülükleri altına gireceğini" söylemiş ve imzalamış. Kıbrıs Cumhuriyeti (Rumlar) bu 10 ülkeden birisi; kısacası onları bal gibi tanımış.
4. Daha önemlisi 17 Aralık 2004 ve 5 Ekim 2005 belgeleri ile "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin karşısına müzakereler için oturacağını kabul etmiş" ve oturmuş da.
5. Üstelik Kıbrıs Cumhuriyeti (Rumlar), 5 ekim 2005'ten itibaren Ankara ile istediği gibi oynamaya başlamış. Yani Ali Babacan fiilen Rumların karşısında, "askıdan indirilen ve askıya alınan bir duruma çoktan düşmüş".
Sonuç olarak AKP hükümeti aynen, 3 Kasım 2002 ertesinde söylediği gibi, " 40 yıllık Kıbrıs politikasını " değiştirmiş ve Denktaş'ı tasfiye etmiş. Brüksel ve Washington'ın hoşuna giden CTP ve M. Ali Talat takımını "yerel yönetime" getirmiş.
Rumların suçu ne!.. Efendim Rumlar petrol arayamazlarmış... Neden aramasınlar ki?
- Brüksel onları tek devlet olarak tanıyor.
- Ankara hükümeti kendini AB'ye bağlamış.
- AKP yönetimi Türkiye'nin " uluslararası anlaşmalarla elde ettiği hakları kullanmamış "; ABD ve AB'nin istekleri doğrultusunda Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB'ye girişlerine karşı çıkmamış.
Bütün bunlardan sonra " Kıbrıs Cumhuriyeti kendi kara sularında petrol aramaya kalkınca, buna hayır demeye hakkınız var mı? "
AKP yarından başlayarak Türkiye'nin haklarını koruyabilir; yapmanız gerekenler şunlardır:
1. Türkiye ile AB arasındaki tek yanlı bağları ve sömürge ilişkilerini yırtıp atmanız gerekir. Brüksel'i kaldıraç gibi kullanmayı unutmalısınız.
2. ABD ile " mevcut anormal ilişkilerinizi ", normalleştirmek zorundasınız. " Bizi kullanın " diyen danışmanlarınızı da değiştirmelisiniz.
3. Kıbrıs'ta, " iki devletli bir yapıdan başkasını kabul etmeyiz " diyerek politikalarınızı derhal ulusalcı bir çizgiye oturtmalısınız.
Bu üç şeyi yapamıyorsanız " gemi gönderdik, Pakistan'dan Ercan'a uçak uçurduk " balonları ve oyalamaları ile kamuoyunu seçimler için idare etmiş olursunuz.
***
Bir not; Kanaltürk'e yapılan hareket Türk basınına bir saldırıdır. Buna karşı çıkmayanlar, " oligarşi içindeki konumlarını sergilemiş oluyorlar. "
|