|
Biz çoktan AB'nin içine girdik bile. Çoktan Avrupa'nın bir parçası olduk. Gerçeklere bir göz atalım.
1) Önce iktisadi gerçeklerden başlayalım; Türkiye'nin dünya ile
ilişkilerini Ankara hükümeti değil Brüksel yürütüyor. AB ticaret
politikaları ulusal politikanın yerini almış artık. Türkiye yok,
Avrupa'nın politikaları var. Dünyada onların gözü ile bakıyoruz.
Türkiye AB içinde olmasa bunlar olur mu?
Gelelim bizim pazarımıza; sanayi, ticaret, iletişim şirketlerinden
sağlık, eğitim ve reklama kadar AB şirketleri bizim piyasamızda, "Avrupa'da olduğundan daha rahat ve özgür"
çalışıyorlar. Ayrıcalıkları bile var; bir sorunla karşılaştıkları zaman
bizim bürokrasi, siyasiler emirlerinde; hatta Meclis'ten onlara özel
kanunlar bile çıkıyor. Biz AB içinde olmasak bütün bunlar olur mu?
2) Gelelim siyasi ve hukuki meselelere; onların kabul ettikleri
kanunlar, kurallar, yönetmelikler otomatiğe bağlanmış bir biçimde bizim
Meclis'ten geçiyor. Brüksel ne derse yapıyoruz. Hatta, kendilerinde
olmayanları bile bizden istiyorlar; yine de olmaz demiyoruz, yerine
getiriyoruz.
Biz aslında, Avrupa ülkelerinden daha fazla Avrupalıyız dersek
yanlış olmaz diye düşünüyorum. Bizim Başbakanımızın, bizim bakanların
gitmeye çekindikleri bazı kentlere Brüksel'in yönetici ve siyasileri
çok daha rahat gidebiliyorlar. Bizim devletimizin küçültülmesi yüzünden
artık yardım alamayan sivil toplum örgütlerine veya öğrencilere Avrupa
Birliği her türlü para yardımını yapıyor. Sendikalarımız işçisine
dayanacağı yerde Brüksel'in hibelerinden besleniyor. Biz Avrupa'ya
girmiş olmasak bütün bunlar olur mu?
3) Gelelim dini meselelere;
Papa
geliyor, Fener Patriği ile buluşup Lozan Antlaşması'nı yırtıp atarak
"Patrik evrenseldir"
, Türkiye Cumhuriyeti dışında da yetkileri vardır diyor. AB'nin içine girmiş olmasak bütün bunlar olur mu?
Gelelim bireysel meselelere; bakanların eşleri bile türban için
AİHM'ye başvurmadılar mı? Cumhuriyet yasaları ve mahkemeleri yerine
Avrupa'nınkini esas alıyoruz. Rumlara tazminat cezalarını Avrupa
mahkemeleri veriyor. Biz Avrupa'ya çoktan dahil olmuşuz da haberimiz
yok.
Nikâhsız gerdek olmasın?
Yalnız bizimki, nikâhsız bir gerdek gibi. Hukuk dışı, gayri meşru, tek yanlı bir birliktelik bu.
"Köle sahip ilişkisi"
benzeri bir durum.
- Benim insanım oraya gidemiyor, iş tutamıyor; onunki Türkiye'ye geliyor, istediğini yapıyor.
- Benim mallarım üçüncü ülkelere giderken bile AB'nin çıkarlarını
korumak zorundayım. AB'nin kendi çıkarı doğrultusunda koyduğu kurallar
bana zarar veriyor. Ve ben AB dışında olmama rağmen uygulamakla
yükümlüyüm.
- Misyonerleri Türkiye'de,
"işgal günlerindeki gibi"
rahatça çalışıyor.
- Benim işçilerim, çiftçilerim, sanayicilerim AB'nin işgalinden
yakınıyorlar. Ne Meclis, ne Hükümet onları dinliyor; onlar sadece
Brüksel'i dinliyorlar; benim halkımı hoş kılmak için değil
dışardakileri tatmin etmek için uğraşıyorlar.
Anlaşılan bu beraberlikte Türkiye Avrupa'ya girmemiş.. ama Avrupa Türkiye'ye girmiş; hem de ne giriş...
Peki Tayyip ve Abdullah Beyler neyi görüşüyorlar?
Ha, o mesele biraz karışık. AB ile ilişkilerin bir kumalık düzeni olduğunu; Türkiye'nin,
"AB'nin arka bahçesi yapılmak istendiğini"
Abdullah Bey
1995'te Meclis kürsüsünden bağıra bağıra ilan etmedi mi?
Peki bu, askıya alındı, askıdan indirildi meselesi ne ola ki? İşi
düzeltmek için mi? Kumalığı medeni nikâha dönüştürmek için mi?
Oligarşi, kumalık istiyor; Avrupa'nın metresi olmaya gönülden razı
.
Görüşmeler,
"kumalığın meşrulaştırılması için yürütülüyor"
. Adına da kibarca, ayıp olmasın diye
"özel statü"
falan diyorlar. Kalkıp 75 milyon insana,
"Biz sizi kuma yapıyoruz"
diyecek halleri yok ya... Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra işi
yürütüyorlar. Kumalığa gönülden razı bir azınlık da yanlarında tabii.
Abdullah Bey 1995'te Meclis kürsüsünden çok acı konuşmuştu,
"Bizi arka bahçeye bir köpek kulübesi gibi koymak istiyorlar"
demişti. Tabii acemi günleriydi. Böyle şeyler öyle uluorta söylenmez. Dünya âleme ilan edilmez.
Zaman geçti akıllandı; şimdilerde işi sessiz ve derinden yürütüyorlar.
"Biz Avrupa'ya giriyoruz"
diye Brüksel'le birlikte işi yürütüyorlar.
Bizim bir yere girdiğimiz falan yok; onlar bize giriyorlar, hem de
bölerek, parçalayarak; Kıbrıs'ı ele geçirdiler; şimdi Güneydoğu
diyorlar, Ermeni tasarıları diyorlar, bağımsız Patrikhane diyorlar.
Papa Avrupa'nın arka bahçesindeymiş gibi Fener'e giderek kutsal
ittifak'ı dünyaya ilan etmedi mi? Askıya alınan Türkiye'dir, hem de
Filistin askısına... Herkes bilsin ve üstüne düşen görevi yapsın...
|