Zaten AB'nin İçinde Değil miyiz?
Tarih: 12-01-2007 17:33

Biz çoktan AB'nin içine girdik bile. Çoktan Avrupa'nın bir parçası olduk. Gerçeklere bir göz atalım.

1) Önce iktisadi gerçeklerden başlayalım; Türkiye'nin dünya ile ilişkilerini Ankara hükümeti değil Brüksel yürütüyor. AB ticaret politikaları ulusal politikanın yerini almış artık. Türkiye yok, Avrupa'nın politikaları var. Dünyada onların gözü ile bakıyoruz. Türkiye AB içinde olmasa bunlar olur mu?

Gelelim bizim pazarımıza; sanayi, ticaret, iletişim şirketlerinden sağlık, eğitim ve reklama kadar AB şirketleri bizim piyasamızda, "Avrupa'da olduğundan daha rahat ve özgür" çalışıyorlar. Ayrıcalıkları bile var; bir sorunla karşılaştıkları zaman bizim bürokrasi, siyasiler emirlerinde; hatta Meclis'ten onlara özel kanunlar bile çıkıyor. Biz AB içinde olmasak bütün bunlar olur mu?

2) Gelelim siyasi ve hukuki meselelere; onların kabul ettikleri kanunlar, kurallar, yönetmelikler otomatiğe bağlanmış bir biçimde bizim Meclis'ten geçiyor. Brüksel ne derse yapıyoruz. Hatta, kendilerinde olmayanları bile bizden istiyorlar; yine de olmaz demiyoruz, yerine getiriyoruz.

Biz aslında, Avrupa ülkelerinden daha fazla Avrupalıyız dersek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Bizim Başbakanımızın, bizim bakanların gitmeye çekindikleri bazı kentlere Brüksel'in yönetici ve siyasileri çok daha rahat gidebiliyorlar. Bizim devletimizin küçültülmesi yüzünden artık yardım alamayan sivil toplum örgütlerine veya öğrencilere Avrupa Birliği her türlü para yardımını yapıyor. Sendikalarımız işçisine dayanacağı yerde Brüksel'in hibelerinden besleniyor. Biz Avrupa'ya girmiş olmasak bütün bunlar olur mu?

3) Gelelim dini meselelere; Papa geliyor, Fener Patriği ile buluşup Lozan Antlaşması'nı yırtıp atarak "Patrik evrenseldir" , Türkiye Cumhuriyeti dışında da yetkileri vardır diyor. AB'nin içine girmiş olmasak bütün bunlar olur mu?

Gelelim bireysel meselelere; bakanların eşleri bile türban için AİHM'ye başvurmadılar mı? Cumhuriyet yasaları ve mahkemeleri yerine Avrupa'nınkini esas alıyoruz. Rumlara tazminat cezalarını Avrupa mahkemeleri veriyor. Biz Avrupa'ya çoktan dahil olmuşuz da haberimiz yok.

Nikâhsız gerdek olmasın?

Yalnız bizimki, nikâhsız bir gerdek gibi. Hukuk dışı, gayri meşru, tek yanlı bir birliktelik bu. "Köle sahip ilişkisi" benzeri bir durum.

- Benim insanım oraya gidemiyor, iş tutamıyor; onunki Türkiye'ye geliyor, istediğini yapıyor.

- Benim mallarım üçüncü ülkelere giderken bile AB'nin çıkarlarını korumak zorundayım. AB'nin kendi çıkarı doğrultusunda koyduğu kurallar bana zarar veriyor. Ve ben AB dışında olmama rağmen uygulamakla yükümlüyüm.

- Misyonerleri Türkiye'de, "işgal günlerindeki gibi" rahatça çalışıyor.

- Benim işçilerim, çiftçilerim, sanayicilerim AB'nin işgalinden yakınıyorlar. Ne Meclis, ne Hükümet onları dinliyor; onlar sadece Brüksel'i dinliyorlar; benim halkımı hoş kılmak için değil dışardakileri tatmin etmek için uğraşıyorlar.

Anlaşılan bu beraberlikte Türkiye Avrupa'ya girmemiş.. ama Avrupa Türkiye'ye girmiş; hem de ne giriş...

Peki Tayyip ve Abdullah Beyler neyi görüşüyorlar?

Ha, o mesele biraz karışık. AB ile ilişkilerin bir kumalık düzeni olduğunu; Türkiye'nin, "AB'nin arka bahçesi yapılmak istendiğini" Abdullah Bey 1995'te Meclis kürsüsünden bağıra bağıra ilan etmedi mi?

Peki bu, askıya alındı, askıdan indirildi meselesi ne ola ki? İşi düzeltmek için mi? Kumalığı medeni nikâha dönüştürmek için mi? Oligarşi, kumalık istiyor; Avrupa'nın metresi olmaya gönülden razı .

Görüşmeler, "kumalığın meşrulaştırılması için yürütülüyor" . Adına da kibarca, ayıp olmasın diye "özel statü" falan diyorlar. Kalkıp 75 milyon insana, "Biz sizi kuma yapıyoruz" diyecek halleri yok ya... Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra işi yürütüyorlar. Kumalığa gönülden razı bir azınlık da yanlarında tabii.

Abdullah Bey 1995'te Meclis kürsüsünden çok acı konuşmuştu, "Bizi arka bahçeye bir köpek kulübesi gibi koymak istiyorlar" demişti. Tabii acemi günleriydi. Böyle şeyler öyle uluorta söylenmez. Dünya âleme ilan edilmez.

Zaman geçti akıllandı; şimdilerde işi sessiz ve derinden yürütüyorlar. "Biz Avrupa'ya giriyoruz" diye Brüksel'le birlikte işi yürütüyorlar.

Bizim bir yere girdiğimiz falan yok; onlar bize giriyorlar, hem de bölerek, parçalayarak; Kıbrıs'ı ele geçirdiler; şimdi Güneydoğu diyorlar, Ermeni tasarıları diyorlar, bağımsız Patrikhane diyorlar.

Papa Avrupa'nın arka bahçesindeymiş gibi Fener'e giderek kutsal ittifak'ı dünyaya ilan etmedi mi? Askıya alınan Türkiye'dir, hem de Filistin askısına... Herkes bilsin ve üstüne düşen görevi yapsın...

Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku