İsveç'te ve Türkiye'de Otosansür
Tarih: 18-12-2006 11:19

Banu Avar 'ın Nobel'le ilgili olarak İsveç'te yaptığı televizyon programı (TRT2) ödülün arkasındaki gerçekleri gözler önüne sermekle kalmadı; Batı kapitalizmi ve emperyalizminin kimliğini de gözler önüne serdi. Batı'nın ve emperyalizminin maskesinin düşürülmesinden korkan çevreler derhal yaylım ateşine başladılar.

Banu Avar'ın belgeseli İsveç'teki (ve Batı'daki) otosansürü ortaya koydu.

- İsveç'in iktisadi ve siyasi çıkarları her şeyin üzerindeydi. Bu çıkarlara zarar verecek bir yayın, bir açıklama yapılamazdı. Görünürde bir yasak yoktu. Ama İsveç'in kapitalist düzeni, sömürüsünü sürdürebilmek için "kendi kendine, gönüllü olarak sansür uyguluyordu".

İsveç'e zarar verecek şeyleri engelleyen "örtülü bir baskı" vardı. İsveç'te sanayinin, ihracatın, krallığın yani örtülü oligarşinin karşısına çıkmak imkânsız hale getirilmiştir.

ABD'deki açık faşizm (ve köktendincilik) uygar Avrupa'da örtülü olarak yaşar. Kadife bir eldivenin içine her türlü patlayıcılar saklanmıştır. Türkiye'de ve diğer üçüncü ülkelerde, "işbirliğinin olanaklarından yararlanan çevreler" maskenin düşürülmesinden çok rahatsız olurlar.

- İsveç'te bir gazete veya dergi, "İsveç sanayisinin aleyhinde yayın yapmaz". "Yapamaz" desek de yanlış olmaz, örtülü bir baskı vardır. Hukuksal özgürlük vardır ama kullanılmaz veya "kullanılamaz".

Otosansür ve ulusal çıkarlar

Otosansürün temelinde ulusal çıkarların "korunması içgüdüsü ve baskısı" vardır. İsveç, kapitalizmin sömüren (kazanan) tarafında bulunduğu için çıkarlar ile sansür örtüşür.

- İsveç'te otasansür ulusal çıkarlarla (ve İsveç emperyalizmiyle) örtüşürken Türkiye'de tersi olur. Örneğin "müzakere medyası" otosansür uygulayarak AB'nin gerçek yüzünü halktan saklar.

- 6 Mart 1995'te anayasaya aykırı olarak Türkiye'nin egemenlik hakkı tek yanlı AB'ye devredilirken medya gerçekleri gizler.

- 17 Aralık 2004 ve 3 Ekim 2005'te Türkiye-AB görüşmeler süreci, "üyelik yerine özel statü zeminine oturtulurken" bundan hiç söz etmez. Halkı aldatır.

- Aralık 2006'da AKP hükümeti Kıbrıs konusunda ulusal çıkarları feda ederken "sorunlar çözülüyormuş gibi" yayın yapar. "Ne güzel borsa tavana vurdu, sıcak paranın yolu açıldı" diye başlıklar atar.

Gelelim işin diğer boyutuna; bu köşede yıllardır en az 10 defa yazmışımdır; İsveç, kişi başına silah ihracatında dünyada en önde gelen ülkedir. Vitrinde sanat ve barış ödülleri ve sembolleri ile öne çıkmış olması mutfaktaki pisliği ve örtülü faşizmi gizlemek içindir.

Evet, İsveç kendi halkı açısından uygar, özgürlükçü ve varlıklı bir yapı sergiler. Bu, madalyonun bir yüzüdür. Diğer yüzünde ise silahlar, bombalar, kan, faşizm, otosansür ve emperyalizm vardır.

Banu Avar, İsveç'in bu yüzünü ekrana çıkardığı için işbirlikçi medyanın hedefi oldu.

Son yüzyıl içinde İsveç sanayisinin üretip dünyaya yaydığı silah, bomba ve patlayıcılarla milyonlarca insan öldürüldü. Vitrini ve mutfağı birlikte değerlendirmezsek ne olur? Bizim oligarşi ve örtülü işbirlikçiler, İsveç mutfağındaki pisliğin ve faşizmin bir parçası olurlar.

Hıristiyan şeriatçılarla bizimkiler işbirliği yapar da oligarşimiz (ve elitimiz) ondan geri kalır mı...

Biraz Atatürkçülük, biraz Papa, biraz otosansür, al sana AB suyuna papara...

Kısacası, sıradan faşizm...

Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku