|
Avrupa Birliği'nin özellikle 1999 Helsinki Doruğu'nda başlayarak TSK
ile yavaş yavaş sürtüşmeye girdiğini görüyoruz. Daha önce ABD ve
NATO'nun üstlendiği kimi fonksiyonları son yıllarda İngiltere aracılığı
ile Brüksel üstlenmeye başladı.
- İlk sürtüşme 1999'da oldu ve birkaç yıl sürdü. AB Türkiye'yi, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'na (AGSP),
"gümrük birliğinde yaptıkları gibi tek yanlı bağlamak istedi".
Ancak bu yürümedi, TSK bu dayatmayı geri çevirdi.
- PKK'ye (ve
Öcalan
'a) bazı Avrupa ülkelerinin fiilen destek vermeleri; bunun beraberinde Avrupa Parlamentosu'nun,
"Batı'nın Kürdistan projesinin bir ayağı durumuna getirilmesi"
, TSK'de rahatsızlık yarattı. TSK, AB'nin gerçek yüzünü daha iyi gördü.
- 1990'lı yıllarda AB'nin Kıbrıs ve Ege konularında
"örtülü Türkiye karşıtlığı"
, 1999'dan itibaren açık hale geldi. Özellikle 2004 yılından itibaren AB atağa geçtiği ve
"Türkiye'yi (ve TSK'yi Kıbrıs'tan tasfiye politikasını yavaş yavaş genişletti".
İngiltere'nin ve Yunanistan'ın AB'yi siper ederek yürüttükleri politika TSK'de rahatsızlık yarattı.
- ABD ve İngiltere'nin Kuzey Irak'ta, Kürdistan'ın bir ayağını
oluşturma projelerine AB'nin açıktan açığa destek vermeye başlaması
TSK'nin gözünde AB'nin maskesini iyice indirdi. Güneydoğu'da bazı
belediyelerin AB'yi siper etmelerine askerin tepkisi sert oldu.
- Türkiye-AB ilişkilerinde, medyadaki karartma yüzünden gerçekleri
göremeyen halk eskiden AB'ye destek verirken bugün gerçeği görerek
karşı çıkmaya başladı. Halkın eğilimlerindeki gerçekçi ve ulusalcı
değişimler Meclis'i ve hükümeti hiç etkilemezken TSK'yi etkiledi. TSK
de halkın eğilimleri doğrultusunda konuşmaya başladı.
Ya Brüksel penceresinden?
Brüksel penceresinden bakıldığında, TSK'nin tepkileri işleri zora soktu.
- Brüksel açısından işler olağanüstü iyi gitmekteydi.
"AB'nin oynadığı oyuna olumlu yanıt veren bir hükümet var."
Sermaye medyası AB'nin tarafında.
- İktisadi olarak Türkiye
"AB'ye tek yanlı bağlanmakta"
. Siyasi talepler hükümet tarafından yerine getiriliyor. Kıbrıs'ta,
Ege'de, Güneydoğu'da, Ermeni ve Patrikhane konularında AB taleplerini
karşılayan bir yönetim söz konusu.
- Yıllardır sürdürülen
"Sessiz ve sivil darbe"
adım adım yürütülüyor. İktisadi, siyasi ve kültürel alanlarda AB, Türkiye'den her istediğini, hiçbir şey vermeden alıyor.
- Halkın tepkileriyle birlikte TSK'nin de tepkilerinin başlaması
Brüksel'de büyük rahatsızlık yaratıyor. AB'nin dayatmalarının yerine
getirilmesi için "TSK'nin devre dışı bırakılması"
gerekiyor.
"TSK'nin sivil yönetime, sivil yönetimin de Brüksel'e bağlanarak"
işlerin AB (ve Batı) açısından çözülmesini istiyorlar.
- ABD hâlâ Afganistan'da olsun, Lübnan'da olsun TSK ile işbirliği
yapmak zorunda. Ortadoğu'da batağa saplanmış, TSK'yi karşısına şimdilik
almak istemiyor.
Askere karşı AB'yi Washington kullanıyor...
Bu sefer ABD iyi, AB ise kötü polis rollerindeler. İngiltere
aracılığı ile AB, TSK'ye karşı Washington tarafından kullanılıyor.
TSK'nin siyaset dışına itilip sivil yönetimin emrine sokulması, "Türkiye ve bölge üzerindeki operasyonlar için yaşamsal önem taşıyor".
Meclis sessiz kalıyor; hükümetin hayır deme olanağı yok; halkın tepkileri
"medya karartması ile saptırılabilir"
; ama TSK'nin tepkileri?.. Üstelik asker konuştuğu zaman halk harekete
geçiyor. Ne garip, halkın düşüncelerini Meclis veya hükümet yerine TSK
söylüyor. AB'yi korkutan da bu.
İşte, AB'nin askerle kavgası bundan kaynaklanıyor. Her şey yolunda
giderken TSK'nin, örneğin TESEV demesi bütün işleri bozuyor. Çünkü TSK
parmağı ile emperyalizmi göstermiş oluyor; "Suçlu orada, karşıda"
diyor. Ve AB'nin maskesi düşüyor. Siviller karartma ve örtülü faşizm uygulayınca halkı aydınlatma görevi askere düşüyor.
Sözün kısası,
"AB (ve Batı) Lozan'dan Sevr'e gitmek isterken TSK'yi karşısında en büyük engel olarak görüyor".
AB'nin askerle kavgası işte bundan... Bu konu koca bir kitabı dolduracak hacimde.
Brüksel'in Türkiye raporuna yansıyan
"TSK şikâyetlerinin" arkasındaki neden bu. Askerin karartmayı
yarmasından hoşlanmıyorlar. Asker sivillere, siviller de kendilerine
bağlanmalı, bütün istedikleri bu...
|