|
Ecevit 'i kaybettiğimiz gün ABD Saddam için idam kararı
aldırdı. Ortadoğu'dan iki lider, biri Türkiye Cumhuriyeti'nin 83 yıllık siyasal
yaşamında elli yılını vermiş bir aydın insan; ötesi ise bir diktatör, ama
diktatör olduğu için değil "Amerika'nın hizmetkârlığını sürdüremediği için"
ölüm cezası verilen bir siyaset adamı.
- Ecevit'le Saddam arasında sadece iki noktada benzerlik var: Birincisi
"ABD ile olan ilişkileri", ikincisi Ortadoğu'nun siyasetçileri olmaları.
- Ecevit "haşhaş" ekiminde Amerika'ya başkaldırmadı mı? 1974'te "on
yıl önceki Johnson 'un mektubuna rağmen" orduyu Kıbrıs'a
göndermedi mi?
Atatürk döneminden beri Türkiye'nin emperyalizmle ilk yüzleşmesi
Ecevit'le oldu. Diğer siyasilerden hiçbiri buna cesaret etmediler. 12 Mart ve 12
Eylül'ün darbeci generallerini saymaya gerek yok; onlar zaten Amerika'nın
güdümündeydiler. Zaman zaman da olsa, tek başkaldıran Ecevit oldu. Karaoğlan ara
sıra "çevresindekilerin denetiminden kurtuldu" ve emperyalizme karşı
direndi.
- Çok iyi hatırlıyorum; 1999 Helsinki Doruğu'nda "koşullu ve göstermelik
adaylığın" aldatmaca olduğunu biliyordu, böyle düşündüğünü bana net olarak
söyledi. Ayrıca kendi halkı önünde, "kendini bağlamak istedi". Bir hafta
boyunca, "Adaylık koşulu gelirse hayır diyeceğim" dedi.
Etraftakiler bastırdılar; onu bıktırırcasına bombardıman ettiler. Medyayı
kullanarak sindirdiler. Dürüst Ecevit halkına bunu bile açıkladı: "İçime
sindiremedim ama imzalamak zorunda kaldım"... Onu bıktırırcasına baskı
altında tutmuşlardı. Sürdürülen "sessiz darbe" Ecevit yüzünden
bozulmamalıydı. Ama Ecevit yine de suçluları kamuoyuna açıklıyordu: "Bunlar
bana zorla imzalattılar.." diyordu.
- Ecevit'le birkaç defa beraber oldum; ilki 1976 yılında, ünlü Fritz
Neumark da vardı. Sonuncusu 1997 yılında Denktaş 'ın Cumhurbaşkanlığı
konutunda idi. Öğle yemeğinde uzun uzun Kıbrıs'ı, Avrupa ile ilişkileri
konuştuk, başbakan yardımcısıydı.
Karşınızdaki insanın, hele bir politikacının "gerçekten dürüst olduğuna
inanarak" onunla konuştuğunuz zaman aldığınız tat bambaşka oluyor. Özgürce
her düşündüğünüzü tüm içtenliğinizle söyleyebilirsiniz.
Amerika'nın sevmedikleri...
2002'de Ecevit koalisyonunu dağıtan iç ve dış güçler onun karşısındaydılar.
Kıbrıs'ta, Ortadoğu'da istediklerini yaptıramıyorlardı. Onlar, emirlerinde
çalışacak bir yönetim istiyorlardı. Ecevit bu kalıba girmiyordu, iktidardan
indirilmeliydi...
Ecevit de Saddam gibi Amerika'nın sevmediklerindendi. Saddam'ın farkı, 1990
öncesinde "Amerika tarafından kullanılmış olmasıydı". Daha sonra, ölüm
cezasına çarptırılması gerekti. Suçu diktatör olması değildi. Amerika'nın emrine
girseydi "stratejik bir ortak" bile olabilirdi.
Amerika dün de bugün de birçok diktatörü kendi eliyle iktidarda tuttu ve
tutmakta devam ediyor. Yeter ki ona hizmet etsinler, sözünden çıkmasınlar.
Ecevit ve Saddam birbirlerine hiç benzemeyen, siyahla beyaz gibi ayrılan
insanlar. Dedim ya, Amerika'nın onları sevmemesi ortak yönleri oldu. Ecevit'in
öldüğü gün Saddam da ABD tarafından ölüm cezasına çarptırıldı. Bu cezayı mahkeme
vermedi, Amerika verdi. Eğer böyle bir küresel mahkeme olsa, dünyadaki pek çok
diktatörün cezalandırılması gerekirdi.
Mahkemedeki hâkim de, savcı da Amerika'nın kendisiydi; yani emperyalizmdi.
Ecevit koalisyonu 2002'de aynı güçler tarafından dağıtıldı.
Bu köşede Ecevit'i çok yazdım. Eleştirdiğim zamanlar oldu. Kendisinden çok
çevresindekilerden kaynaklanan şeylerdi bunlar.
Türkiye'nin siyaset yaşamından bir yıldız kaydı. Sermayeye, paraya, pula
bulaşmamış düzgün bir insan üstelik siyasetçi; sırası geldiğinde emperyalizme
karşı yumruğunu havaya kaldıran bir adam.. insanımın deyişiyle Karaoğlan...
Ve bugün 10 Kasım, ayakta tutmaya çalıştığımız Cumhuriyetin kurucusunun ölüm
yıldönümü.
Amerika... Ecevit... Cumhuriyet... Atatürk... Ve arzulanan uyanış... Kim,
nasıl, nerede değil; herkes örgütlenecek, her yerde Cumhuriyet için, Lozan için,
bağımsızlık ve özgürlük için... El ele, omuz omuza...
|