Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, Silahlı Kuvvetler’i yıpratmaya çalışanlara cevabı belleklerden kolay kolay silinmeyecek bir ifadeyle verdi. Ordunun camileri bombalayacağı, kendi uçağını düşüreceği iddialarına karşı şöyle konuştu:
“Allah Allah diye askerine hücum ettiren, taarruz eden bir ordu nasıl olur da Allah’ın evi camiye bomba atmayı düşünür?” Bu cevap elbette doğal bir refleksti. Başbuğ’un da vurguladığı gibi, asker Çanakkale Savaşı’nda da Kurtuluş Savaşı’nda da Allah’ın adını alarak düşmana saldırdı. Atatürk, askerin bu özelliğini Çanakkale’den örneklerle anlatır. Bombasırtı çarpışmalarında, karşılıklı siperler arasındaki uzaklık sekiz-on metredir. Ölüm kaçınılmazdır. Atatürk’ün sözleri: “Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok, okuma bilenler Kuranı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelimeişehadet getiriyor...” Atatürk, yine Çanakkale’de Conkbayırı taarruz öncesini de anlatır. Onun kırbacını önce havaya kaldırıp sonra yere indirmesiyle hücuma geçilecektir: “Bütün askerler, subaylar, artık her şeyi unutmuşlar, bakışlarını, kalplerini, verilecek işarete yöneltmiş bulunuyorlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız, kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırıyla ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gökyüzüne yükselen bir sesten başka bir şey işitilmiyordu: Allah, Allah, Allah!” İşte, darbe yapmak için cami bombalayacağı öne sürülen ordu, böyle bir ordudur. Bu özelliğini bugün de sürdürüyor. Bu gerçeği bilmeyenler, Başbuğ’un ağzından öğrenmiş oldular. *** Başbuğ’un açıklamalarında asıl dikkati çekmek istediğim, “Biraz da sabırlı olmak lazım” sözüdür. Bu söz önemli. Çünkü, son zamanlarda askerle ilgili olarak sayısız iddia ortaya atıldı, atılıyor. Bu iddialara karşı kuşkuyla bakan, sakin, sağduyulu yaklaşanlar, gerçeğin ortaya çıkmasını isteyenler bile hemen baskı yapmaya başlıyorlar. Genelkurmay’ı ortaya atılan bir iddiaya anında cevap vermeye, açıklama yapmaya zorluyorlar. İstenen açıklama gecikince de, iddialara haklılık payı vermeye, kuşku göstermeye başlıyorlar. Başbuğ’un şu sözleri bu yaklaşıma cevaptır: “Biz TSK olarak doğru bilgilere, sağlıklı bilgilere dayanarak kamuoyunu bilgilendirmek durumundayız. Bizim şöyle bir lüksümüz yok: Bugün ’a’diyelim, ertesi gün çıkalım ’b’diyelim. Biz bunu yapamayız. Kimse bizden bunu beklemesin.... Biz ciddi bir kurumuz. Gelen her iddiayı ciddiye alıp incelemek durumundayız. Bir şeyin incelenmesi hemen o iddiaların kabulü anlamına gelmez. Ama gayet tabii ki, incelemek durumundayız.” Genelkurmay’ın bu tavrı doğru yaklaşımdır. Kanıtlanmamış, delillendirilmemiş, doğrulanmamış, incelenmemiş her iddia için Genelkurmay cevap yetiştirmeye kalkarsa, işte asıl o zaman yanlış yapmış olur. Bir kısım siyasetçi, bir kısım medya her iddianın üzerine sazan gibi atlayabilir ama ciddi kurumlar, önce araştırır, inceler, ondan sonra konuşur. Başbuğ’un sözleri gösteriyor ki, Genelkurmay, askeri, kimi çevrelerle ağız dalaşına çekmek isteyenlerin yaptığı hesapların farkındadır. |