Milli Görüş’te Abdurrahim Vural tedirginliği büyüyor / Osman Çutsay
Tarih: 25-01-2010 17:32


Aralık ayı başında Almanya’nın 17 kentinde Milli Görüş yöneticilerinin ev ve işyerilerine yapılan baskınların ardındaki isim, eski Milli Görüş yöneticilerinden hukukçu Abdurrahim Vural, bu kesim için giderek büyüyen bir soruna dönüşüyor. Baskınlar nedeniyle açıklamalar yapan Vural, İslam Toplumu Milli Görüş bünyesindeki yolsuzlukların Deniz Feneri’ndeki yolsuzluğu “solda sıfır, hatta sütten çıkmış ak kaşık” durumunda bırakacak kadar büyük olduğunu savunuyor. Vural, 2006 yılında başvuruda bulunarak aralarında Deniz Feneri e.V.’nin de olduğu bazı “İslam ticareti yapan, saf Müslümanları cennet ve cehennemle kandıran” kuruluşlar hakkında soruşturma ve dava açılmasına neden olduğunu söylüyor.

Abdurrahim Vural’ın iddialarına göre, Almanya’da hız kazanan yeni yargı süreci, Milli Görüş’ün milyarları bulan bir yolsuzluk yatağı olduğunu ortaya çıkaracak. Vural, “bu sürecin bugüne kadar engellendiği” şeklindeki iddialarını yinelemeyi sürdürüyor.

Almanya’daki son Milli Görüş baskınlarıyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Prof. h.c. Dr. jur. Abdurrahim Vural, Alman makamlarının ısrarla bugüne kadar gerekli önlemleri almadığını ileri sürerek, kendisine karşı hep Milli Görüş’ün desteklendiğini, sonuçta kendisinin mağdur edildiğini ve haksız yere 10 ay hapis yattığını vurguladı. Bir süre önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde de haklılığının onaylandığını ve bu konuda bazı gazetelere ilanlar verdiğini belirten Vural, bu dönem içindeki maddi kaybının büyük olduğunu, sadece davalarla ilgili 30 bin avro harcama yaptığını söyledi.

O zorladığı için olmuş

Son baskınların, kendisinin yoğun yazışmalarıyla yetkili yargı temsilcilerini yargıyı engellemek gibi bir durumla karşı karşıya bıraktığı için gerçekleştiğini savunan eski Milli Görüş yöneticisi, “Ben 15 yaşından beri bu cemaatin içindeyim. Elbette bilgilerim var. Yeni yolsuzlukların tutarı inanılmaz boyutlardadır. Ayrıca bunların Ankara’daki en az iki kuruma gittiğini biliyorum, ancak şimdilik daha açık bir adres vermek istemiyorum. Bunlar zamanla ortaya çıkacaktır” dedi. Abdurrahim Vural, şu açıklamalarda bulundu:

“2006’dan itibaren bu konuda hukuki mücadele veriyorum. Maalesef Alman makamları, özellikle yargı organları bu konuda gerekli hassasiyeti göstermemekte aynen ‘Holding’ soygunlarında olduğu gibi duyarsız kalmaktadırlar. Alman devleti bu holdinglere göz yummamış olsaydı cemaatin soyulması mümkün olmazdı. Bugüne kadar yapmış olduğum müracaatlarımı yargı organları başından savmış, takipsizlik kararı vermişlerdir. Bu takipsizlik kararlarına karşı yapmış olduğum itirazlar Yüksek Eyalet Yargıtay Başsavcısı tarafından da reddedilmiştir. Bu duyarsızlığa karşı, yani Yüksek Eyalet Yargıtay Başsavcısı'na karşı dava açtım. Ayrıca Kuzey Ren Vestfalya Adalet Bakanlığı'na ve Parlamentosu'na şikayetlerde bulundum. Yüksek Eyalet Yargıtay Başsavcısı'na karşı açmış olduğum davayı kazandım. Ayrıca Kuzey Ren Vestfalya Adalet Bakanlığı'na ve Parlamentosu'na yapmış olduğum şikayet haklı bulunmuş ve Yüksek Eyalet Yargıtay Başsavcısı'na tahkikat emri verilmiştir. Yani şu anda tüm Almanya çapında Yavuz Çelik Karahan (gerçek ismi Osman Döring, cemaat içinde bu ismi kullanamıyor), Oğuz Üçüncü, Mustafa Yeneroğlu, Ali Bozkurt ve bu işlere karışan diğer şahıslar hakkında, nitelikli dolandırıcılık, sahtekârlık, zimmete para geçirme, kara para aklama ve benzeri suçlardan tahkikat başlatılmıştır.”

Kurban Bayramı öncesindeki bir açıklamasında “yardımsever saf cemaatine” de seslenen Abdurrahim Vural, şu çağrıda bulunmuştu:

“Bu yardım paralarını toplayan, tahsilatları yapan, taşıyan, herhangi bir şekilde yardımcı olan kişiler de gözetim altındadır. Bu olay Alman Ceza Yasası'na göre 10 yıla kadar hapis cezasını öngören ve hiç de hafif sayılmayacak bir suçtur. Ayrıca bu toplanan paraların yerine ulaşmadığını bile bile bu soygunculara para verilmesi kendi kendimizi (bu soyguncuların da kendi tabirleri ile) ‘yolunacak kaz’ veya ‘kör inek’ yerine koymak değil midir? Kendinizi onların tabir ettiği gibi saf yerine koymayın! Zekatınızı, fitrenizi, kurbanınızı vs yardımlarınızı en yakın akrabalarınıza ve yakın çevrenizde bizzat ihtiyacı olduğunu bildiğiniz kişilere veriniz. Bu İslam’ın da bir emridir. Bu dolandırıcıların Müslümanlıkla alakası ve Allah korkusu yoktur. En kârlı ticaretin din tüccarlığı olduğunu bilerek din tüccarlığı yapmaktadırlar.”

Öte yandan İslamcı kesimlere yönelik soruşturma girişimlerinin yoğunlaşmasıyla ilgili olarak basının sorularını yanıtlayan Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, camilerde Avrupa ve demokrasi karşıtı vaazlar vererek “kin ve düşmanlık tohumları saçan yabancı imamların” yurtdışı edilebileceklerini söyledi. Alman Bakan, haftalık Die Zeit gazetesinin sorularını yanıtlarken, “Bu radikalleşme önce camilerde başlıyor” diyerek hareketsiz kalamayacaklarını vurguladı. Thomas de Maiziere, “Almanya’da İslam’ın köktendinci amaçlar için kötüye kullanılmasına seyirci kalmayacaklarının” da altını çizdi.

Yenigün

 


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Yagmur tarafından yazıldı