SOL, EMPERYALİZME VE GERİCİLİĞE KARŞI ÇIKMAKTIR
Tarih: 27-08-2008 08:36

Aslan Başer KAFAOĞLU

AYDINLIK

24 Ağustos 2008
Medyamız bugün şaşkın halde. Kim sol, kim sağ? Bazılarına bakarsanız Türkiye'de sol parti kalmamıştır. CHP sadece laikliği savunuyor, solculuk kalmamış. Yöneticiliğe parti içi demokrasiyi uygulamaya yanaşmayan bir Deniz Baykal'ı oturtmuş. Sol ile ilgi bir tek sloganı bile dile getirmiyor. Soldaki partilerden İşçi Partisi, hele Ergenekon maskaralığı ortaya çıkıp ABD'nin tam hedefi haline geldikten sonra "faşizm" koltuğuna oturtuldu. Bazı sağ çevrelerin beğendikleri sol tanımına uygun ÖDP gibi partileri de beğenmiyorlar. Oysa onların beğendiği gibi AB'den yana.

MEDYANIN BEĞENDİĞİ "SOL"

Bizim medyanın bir partiye sol diyebilmesi için bazı koşulları var. İlk olarak o parti AB'ye karşı olmamalı. AB'ye karşı olmak çünkü onlara göre ülkenin ilerlemesine, uygarlaşmasına karşı olmak demek. Hele Türkiye'nin çıkarları Avrupa değil Avrasya'da dedin miydi, sen sol değil ortada bile değilsin, hatta faşistsin. İkinci olarak Dış ekonomik ilişkileri, globalleşmeye göre değil Türkiye'nin milli çıkarlarını göre düzenlemek gerekliliğini savundun mu, Hitler'in Otarşi siyasetini hatırlatıp sana faşist damgasını vuruverirler. Onlara göre milli çıkarları savunmada birinci derece önem görmek, küreselleşmeden yana dünyada dinozor olmak, zamanın çok gerisinde kalmak demektir. Yaşamak için dünya sermayesine sınırları açacaksın, oradaki her gelişme bu yolla Türkiye'ye gelir.

"EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ ATATÜRK YAPTI!"

Onlara göre bu ülkeye en büyük kötülüğü Mustafa Kemal Atatürk yapmıştır. Pek az kişinin sadece yakınlarının oy verdiği bir Yasama Meclisi'nde Cumhuriyeti ilan etmiş, tekkeleri ve medreseleri kapatmış, giyim kuşam yöntemlerini değiştirmiş, ANLAMSIZ BİR LAİKLİĞİ Anayasanın temel direklerinden başlıcası olarak halka zorla kabul ettirmiştir. Oysa onlara göre Türk ulusunun yüzde 99'u Müslüman'dır. Bu milleti Atatürk'ün anladığı laiklik kuralları içinde yönetmek mümkün değildir. Ülkeye demokrasinin gelebilmesi için Türk halkının ezici çoğunluğunun isteğine uygun biçimde yeniden laikliğin tanımını yapmak, mesela kamuya hizmet verilen yerlerde türban takmak gibi masum yaşam biçimlerini yasak olmaktan çıkartmak gerekir.

Gine onlara göre dünyada en güçlü ülke kim görünüyorsa Türkiye bütün politikalarını ona göre ayarlamalıdır. O ülke Amerika'dır. Biz de o halde her türlü politikamızı onun politikalarına göre ayarlamamız gerekir. "Bir cahillik ettik" derler. "Topraklarımızdan ABD askerlerinin geçmesine hayır dedik de, sanki iş mi yaptık? Hele rütbeli askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde o 'sorumsuz' basının kıymeti kopmuş gibi yadırgamasına ne demeli?"

Bereket "akıllı" Başbakanımız, ABD'ye nota verelim diyenleri, "Müzik notası mı?" diye alaya alarak işi kapattı.

TÜRKİYE SOLCULARI VE ATATÜRK

İşin kökü, Kurtuluş Savaşımızda işçi sınıfı zayıf, emperyalizmce kaynakları yağmalamış, bir tek milli bankası bulunmayan, endüstri işçi sayısının 20 bini bulmadığı bir ülkede Atatürk'ün seçtiği "halkçı, antiemperyalist" yolun değerini Türk solcu liderlerin kavrayamayışından başlamaktadır. Zaten o günlerdeki sol liderler milli kurtuluş hareketini de önem vermemiş, İstanbul'da düzenledikleri yığınsal gösterilerde bile Sakarya'yı ya da Mustafa Kemal'i anmamışlardır. Çünkü o tarihlere kadar sol düşünce sadece sanayi kurulmuş ülkelerdeki sol devrim ve bu devrim sonucu burjuvanın nüfuzunun halka geçmesi sorunlarını ele almıştır. Sanayi kurulmamış, nüfusunun yüzde 80'i köylerde yaşayan, okuryazarlığın nüfusun yüzde 10'unu bile bulmadığı bir Türkiye vardı. Atatürk'ün, Kurtuluş Savaşının ilk günlerindeki tanımıyla "Mazlum Milletler"in bir üyesi olan Türkiye...

İŞÇİ PARTİSİ DE CHP DE SOL PARTİLERDİR

Atatürk işte böyle bir ulusun silahlı kurtuluş savaşından sonra "fakirlikten ve cehaletten" kurtulmasının savaşını veren Başkumandan idi. Kurtuluşun iki temel koşulu vardı: Emperyalist sömürüden kurtulma ve Ortaçağ düzeninden kurtulma.

İşte emperyalizmden ve ortaçağın dine bağlı düzeninden kurtulma, sol olmanın ilk koşuludur. Böylece emperyalizmle çetin bir savaşa girmiş partiler (İşçi Partisi, TKP vb) ve din sömürüsüyle çetin bir savaş halinde bulunan bir CHP elbette sol partilerdir. Bunlardan örneğin CHP'nin, AB'ye girişe 'evet' demesi, özelleştirmeye karşı çıkmayışı onun solcu karakteri için bazı güçlükler doğursa da sol parti olma niteliğini ortadan kaldırmaz. Çünkü Türkiye gibi bir ülkede solcu olmanın, din yerine bilime inanmanın savaşımını canla başla vermektedir. Bunun gibi emperyalizme karşı ölümüne savaş veren bir İşçi Partisi'nin sol olma koşullarından bazıların da geri kalması -ki bence yoktur ama- onun bir Sol parti olma niteliğini zayıflatmaz.

Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Administrator tarafından yazıldı   

Older news items: