Breslau ve Goeben Boğazlardan geçerek Sivastopal'a varmıştı. Bu durum Osmanlının Birinci Dünya savaşına resmen girmesine sebep olmuştu. Tarafsızlığını ilan etmiş olan Osmanlı daha ne olduğunu anlayamadan kendini savaşın içinde buldu.
O güne gelene kadar Osmanlının Almanya ile bir geçmişi vardı. Yoksa gemilerin kaptanları kendiliğinden geçip gitmediler. Osmanlının Almanya ile olan ilişkilerine dayanarak geçtiler. Teşrin 1914.
II Abdülhamit Almanya ile dostluğu her şeyin üzerinde tutardı. Tıpkı bu gün RTE'nin Amerika ile ilişkileri her şeyin üzerinde tuttuğu gibi. Alman subaylar Türkiye'de Osmanlı subaylarını eğitiyordu. Tıpkı bu gün Amerikan subaylarının Türk subaylarını eğittiği gibi. Osmanlı askeri teçhizatlarını Almanya'dan alıyordu. Tıpkı bu gün ordumuzun silahlarını Amerika'dan aldığı gibi. Osmanlı Almanya'dan 496 sahra topu almıştı. Tıpkı bu gün Amerika'dan Helikopter ve Uçak aldığımız gibi.
Uzatmayalım Alman emperyalizminin kucağına düşen Abdülhamit Osmanlıyı yönetmenin yolunu böyle görüyordu.
Erdoğan da İkinci Abdülhamit'in yolunda gidiyor.
Şimdi aynı birinci dünya savaşında ki konumdayız. Enver'in yerine Erdoğan var. Bir farkla o zaman paylaşılacak olan Osmanlı İmparatorlu idi. Bu kez Amerika'nın petrol çıkarları uğruna Türkiye'nin üzerinde tepinme durumu var.
Bush Gürcistan'a destek verme bahanesi ile donanmasını Karadeniz'e sokmak istiyor. Bu talep yeni değil. Rusya Montrö anlaşmasına bağlı kalınmasını istiyor. Amerika bastırıyor. Şimdilik milli kuvvetler direniyor.
Bir yazı yazmıştım. Türkiye bir sabah uyandığında kendini savaşın içinde bulabilir diye. Anlatmaya çalıştığım buydu. Çünkü Türkiye, Ukrayna ve Gürcistan'ın izlediği yol bizi buraya götürür. Belki bu kez gemilerin isimleri Breslau ve Goeben olmayacaktır. Ama eğer bu Amerikan politikalarına teslim olan iktidar Türkiye'nin başında olursa Sratoga ve Eisenhower uçak gemileri olabilir.
Bir sabah yatağımızdan kalktığımızda kendimizi savaşın ortasında bulabiliriz.
Milliyetçiliği/ulusalcılığı terör kapsamına alan iktidar kimi savaşa götürecek? Silahlı kuvvetlerimiz NATO'ya bağımlılığın bedelini nasıl ödeyecek? Yoksa oldubittiler karşısında çaresiz mi kalacak?
Bu kaygılarımı yersiz ve abartılı bulanlara Kafkaslarda olanların bir şeyler öğretmiş olmasını umarım.
Maalesef Amerikancı medya halkımızın zihnine kelepçe vurmuş.
Türk Halkı ve milli kuvvetler buna müsaade eder mi? Medya bu şekildeki yayınlara devam ederse kendimizi güle oynaya savaşın içinde bulabiliriz. O saatten sonra herkesin aklını başına toplaması da fayda etmez.
Hatta ABD ile Rusya arasında bir savaş başlamışsa işbirlikçiler Irak işgalinde olduğu gibi Amerika ile beraber savaşalım derler. Çünkü Türk burjuvası kendi menfaatleri belirleyecek konumda değil. İşbirlikçi olmayı burjuva olmak sanıyor. O kültüre ulaşmadığı için savunma mantığı gelişmemiş. Kendini Amerika'ya teslim etme kolaylığı içindedir.
Buna halkın cevabı içerde işbirlikçiler ile savaş şeklinde olur. Nereden biliyorsun derseniz. Kurtuluş Savaşında böyle oldu da oradan biliyorum.
2008-08-15, bulentesinoglu@gmail.com
|
|