"SERBEST PİYASA" MASALI
Tarih: 09-08-2008 18:04

Dünyada bugün egemen olan ve emekçileri, emeği dışında üretici güçleri zayıf olan ülkeleri ve onların halklarını, bu arada kendi emekçilerini ezen düzene "Serbest Piyasa" düzeni diyorlar. Bu yutturuculara bakılırsa, üretimi, gelir dağılımını ve tüketimi, piyasa serbestçe düzenler.

*"SERBEST PİYASA" MASALI*

Aslan Başer Kafaoğlu

AYDINLIK

03 Ağustos 2008

Dünyada bugün egemen olan ve emekçileri, emeği dışında üretici güçleri zayıf
olan ülkeleri ve onların halklarını, bu arada kendi emekçilerini ezen düzene
"Serbest Piyasa" düzeni diyorlar. Bu yutturuculara bakılırsa, üretimi, gelir
dağılımını ve tüketimi, piyasa serbestçe düzenler. Kamu ve onların
temsilcisi sayılan Devlet bu oluşumların hiçbirine kesinlikle katılmaz. Bu
koskoca bir yutturmacadır. Bakın anlatalım.
*SİSTEM 1929'DA ÇÖKTÜ*

1929 bunalımına kadar, emperyalist ülkelerin dış politika stratejisi ve güç
kullanarak yürüttükleri sömürüler dışında kısmen durum böyle idi. Üretim
altın esasına dayalı bir para sistemine göre serbestçe yürütülürdü. Piyasada
en önemli belirleyici olan para miktarına devlet otoritesi ya da onun yerine
hareket eden başka bir makamın arttırıcı yönde bir müdahalesi, sadece Altın
esasına mı dayalıydı? Yoksa hem Altın'a hem de Gümüş'e de dayanan bir
sistemin, bu iki maddenin değişim oranlarını saptırma yoluna mı gidilirdi?
(Monometalizm ya da Bimetalizm, tartışması yapılan en önemli konulardan
birisiydi) Ama 1929 yılına gelindiğinde bu sistem tamamıyla çöktü. Hem de
Marks'ın beklediği nedenle çöktü. Altın ve Gümüş'e oranla çıkartılan toplam
para, üretilen malların tüketilmesine yetişmiyordu. Ürettiklerini satamayan
firmaların tüme yakını birbiri ardına çöküyordu.
*BUNALIMA ÇARE BULAN İLK DEVLET ADAMLARI *

Kafaları "Serbest Piyasa"nın alışılmış kurallarına takılı devlet adamları bu
GENEL HASTALIĞA çare bulamıyorlardı. Almanya'da Hitler, onun Ekonomi Bakanı
Dr. Schacht (Şaht okunur)  ve ABD Başkanı Roosevelt (Ruzvelt okunur) bu
madenlerle sınırlı ya da onlarla orantılı para kuralını bozarak bunalıma
çare bulan ilk siyaset adamları oldular. "Mademki kurallara bağlı kalınarak
sürülen para miktarı üretilen malların tüketilmesi (ya da yatırıma akması)
için yetmiyordu; devlet de bu kuraldan ayrılmalı, piyasaya, piyasanın
işlemesine yetecek kadar para sürmeliydi." Böyle de yaptılar ve kısa zamanda
bunalımdan kurtulan ilk Kapitalist-Emperyalist ülkeler oldular.
*KEYNESÇİLİK*

Sonra, 1936'da Keynes isimli bir İngiliz ekonomist bu uygulamayı dört başı
mamur bir teori haline getiren, kısa adıyla; "Genel Teori" adını taşıyan
kitabıyla ekonomik düşünceyi tekeline almayı başardı. Aslında Keynes, tam
Serbest Piyasa'nın ayakta kalamayacağını, üretimin gerçekleştirilip,
sürdürülmesi için Devlet'in (Kamunun) piyasadaki para miktarını, üretimin
gereklerine göre ayarlamasının ŞART olduğunu ileri sürüyordu. Böylece artık
Serbest Piyasa denilen bir kavramın olamadığı bir döneme giriliyordu.

Bu dönemde Devlet, uyguladığı klasik vergi, dış ticaret, para, bütçe
politikaları dışında ve onlardan daha etkili olarak piyasadaki para ve para
gibi çalışan araçların toplam tutarını elinde tutma hakkını elde edecekti.
*ENFLASYONUN KAYNAĞI *

Peki, Devlet bu hakkını, yetkisini nasıl kullanacaktı? Doğaldır ki hangi
sınıf ya da sınıfların devletiyse onun ya da onların yararına kullanacaktı.
Bilindiği gibi sözüm ona Piyasa'da neyin ne miktarda üretileceğini mal
fiyatlarıyla hizmet fiyatları ve bunların kendi içlerindeki oranları
belirler. Devlet bu para miktarını belirleme yetkisiyle;

1)      Piyasada egemen olan sermaye sınıfının ürettiği malların
sıkıntısızca satılmasını sağlayacak bir para miktarını bizzat ayarlar.
1930'lardan bu yana, istisnasız her ülkede devletler bu işleri piyasadaki
para miktarını durmadan arttırarak yapar. Yani, ülkelerde sermaye sınıfı
ürettiğini satamamak durumunda kalmasın diye iktisattaki deyimiyle
"Enflasyon" yaratır ve bunu sürdürür. Bu konuda en tutucu gözüken ülkede
bile durum böyledir. Örneğin 1936'dan 1980'e kadar enflasyonun, ABD'de 400
kat ve İngiltere'de 1000 kat yükseldiğini saptamaktayız. Dünyada her ülkede
kapitalist sınıfın ürettiklerini satamayış gibi bir duruma düşmemesi için,
ödeme araçlarının arttırılması ve ödeme yöntemlerinin kolaylaştırılması
esastır.
*ENFLASYON ALACAKLININ ZARARINA, BORÇLUNUN YARARINA*

2)      Akıllı sayılan iktisatçılar tarafından, bu artışın hızlı olmaması
öğütlenir ve bu öğütler tutulur. Neden? Çünkü enflasyon alacaklıların
zararına fakat borçluların yararınadır. Hele taksitli satışların artışıyla
alacaklı olanlar sermayedarlar, borçlu olanlar da halk sınıfları ve
tabakalarıdır. Kapitalist ülkelerde enflasyon öylesine ayarlanır ki; ekonomi
üretimi sürdürür ama alacaklılar kısa sürede bundan zarar görmezler.

Piyasadaki likiditeyi, alış verişlerdeki ödeme ve yöntemlerini bizzat ya da
dolaylı olarak (Araya kendine bağlı Merkez Bankalarını koyarak) karara
bağlayan kamu, eline geçirdiği bu önemli yetkiyi, her zaman temsil ettiği
sınıf ve tabakalar lehine kullanır. Aslında kapitalist devletin ekonomiyi
egemen sınıflar lehine yönetmek yolunda başka ve çeşitli araçların
kullanılmasını sağlayan politikaları da vardır (Vergi, harcama, gümrük, faiz
vs). Fakat bunlardan da önemli olan burada anlattığımız Piyasadaki para
miktarını ayarlama politikasıdır. Kamu bu hakkı elinde tuttuğu sürece
Serbest Piyasa kavramı bir masal olarak kalır.
*KORUMACI SÖMÜRÜ DÜZENİ*

Bugünkü düzenin adı "Korumacı Sömürü Düzeni"dir ve iktidar için savaş;
"emekçilerin ekmek savaşı" demek olmalıdır.

Bir örnek verelim. Son amansız bunalımdan kurtulmak için, ABD ve Avrupa'da 2
trilyon dolar yeni para piyasaya sürüldü. Ancak bu iki trilyon paranın
türevleri ile kapitalist düzene amansız bir avans sağlandı. Ayrıntılarını ve
bunalımı önlemeye yeterli olup olmadığını gelecek hafta ele alacağız.

Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Aslan Başer Kafaoğlu tarafından yazıldı