OPERASYON'UN HEDEFİ!
Tarih: 05-08-2008 11:45


30 Temmuz tarihli "Taraf" gazetesini manşeti, sürmekte olan Ergenekon–Agharta Operasyonu'nun hedefini bir kez daha gösterdi. Bu Operasyon'un 'İddianamede yer alan uçukluklara rağmen, bir takım çete oluşumlarının açığa çıkmasına ve bazı kanunsuzlukların önlenmesine yardımcı olacağını' düşünen "saftirikler" de, umarız bu manşet üzerine uyanırlar. Bir de, "uslu çocuk" rolü oynarlarsa, Operasyon'u yapanların kendilerine
dokunmayacağını uman zavallıların, gece karanlığında mezarlıkta ıslık
çaldıkları iyice anlaşılıyor.

Şimdi Taraf'ın manşetine gelelim:
*ERGENEKON - BAYKAL*

Operasyon'un gazetesi Taraf'ı çıkarmak üzere özel olarak Amerika'dan
Türkiye'ye gelmiş olan Yasemin Çongar, gazetenin manşetine de çıkan köşe
yazısında "Ergenekon'da Baykal da var!" diyor.

Çongar makalesinde; belirsiz bir kaynak'tan 2002 yılında MİT'e gelen bir
belgenin 2003 yılında Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığına
gönderildiğini yazıyor.

Yasemin Çongar Başbakanlığın; MİT tarafından kendisine gönderilen bu belge
konusunda ne yaptığını yazmıyor. Sadece 2 Temmuz 2008'de, yani 6. tutuklama
dalgasından sonra Başbakanlığın söz konusu belgeyi, "Ergenekon Operasyonu
sorumlularına ilettiğini" yazıyor.

Bu da bir muamma… Son derece önemli isimleri içeren bir "Belge"yi Hükümet,
soruşturma başladıktan tam 13 ay sonra, neredeyse İddianame ilan edilmek
üzereyken ancak gönderiyor.

Neyse, üzerinde duracağımız konu bu değil. Yasemin Çongar, "İddianame'nin
ekindeki MİT raporuna göre Ergenekon'de Baykal'da var." diyor.

Çongar bu Manşeti; Baykal'ın bir gün önce Meclis gurubunda yaptığı
"Ergenekon İddianamesinin Hukuki bir değerinin olmadığını" söylediği
konuşması üzerine attırmış. Ve makalesinin sonunda Çongar, bir yandan
Savcıları Baykal konusunda harekete geçmeye çağırırken, öte yandan, öte
yandan Baykal'ı da açıkça tehdit etmekten geri kalmıyor.
*İHBAR VE TEHDİT*

Önce ihbarı okuyalım:

"Acaba bu raporlardan, bu şemalardan, bu listelerden haberli Ergenekon
savcıları, dün Deniz Baykal'ın ağır salvolarına hedef olunca ne düşündüler?"

Sonra da tehdidi:

"Ve acaba, Baykal Ergenekon'un avukatlığına soyunurken, kendisini
Ergenekon'la bağlantılandıran belgeler olduğunun ne kadar farkındaydı?"

Bu bizim için şaşırtıcı değildir. Ergenekon Operasyonunu başlatanlar tam da
buraya kadar gelmek istiyorlardı. Yani Amerika'nın tam olarak
denetleyemediği tüm kuvvetlerin ortadan kaldırıldığı ve sindirildiği bir
Türkiye…

AKP'nin durduğu yerden olaya bakıldığında ise muhalefetin olmadığı bir
Türkiye.

Amaç budur ve bu amaç gizlenmemektedir.
*YAŞADIĞIMIZ OLAY*

Geldiğimiz noktada "Operasyon"un gerçekte ne olduğuna bir kez daha bakalım:

1.       Amerika Irak ve Afganistan'da yenilmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi
karaya oturmuştur. Projenin yeniden hayatiyet kazanabilmesi için Amerika'nın
çok önemli bir hamle yapması gerekiyor.

Amerika'nın bu amaçla düşündüğü hamle; birinci olarak Irak'ın Kuzeyindeki
kukla devletin resmen kurulmasını, ikinci olarak Türkiye'nin bir
mafya-gladyo-tarikat diktatörlüğüne dönüştürülmesini öngörüyor.

Bunun için başta İşçi Partisi olmak üzere Türkiye'nin bütün yurtsever
güçlerinin ve TSK engelinin aşılması gerekmektedir. İşte bunun için 5
Kasım'da Vaşington'da Tayip-Bush görüşmesinde "Operasyonun düğmesine
basıldı."

2.       AKP yöneticilerinin kişisel durumları, bu ABD operasyonuna kayıtsız
şartsız destek verilmesini gerektirmektedir. Tayip Erdoğan hakkında daha
önceden açılmış 13 soruşturma var. Dokunulmazlık zırhının kalkmasıyla
birlikte soruşturma sayısı 33 olacak, 43 olacak.

Sadece Sabah–Atv satışı bile Tayyip'i Yüce Divan'a göndermeye yeter.

Sadece Citibank'ın silinen 3 milyar dolarlık vergi borcu olayı bile başta
Unakıtan olmak üzere AKP yöneticilerini Yüce Divan'a göndermeye yeter.

Onun için AKP yönetimi bütün varlığı ile baştan aşağı eşi görülmemiş
olan bu
kanunsuzluk uygulamasının arkasında durmaktadır.
*ORTAK ZEMİN*

Gelinen aşamadan sonra, birer adım geri atılarak bir uzlaşma zemini
bulunabilir mi? Hatırlanacak olursa bu öneride bulunanlar da olmuştu. Bütün
bunlar bitti.

Eğer bir kuvvet, sahte kanıt üreterek ve yalancı tanık kullanarak ülkenin
kaderi ile ilgili büyük bir operasyonu yürütüyorsa,

Eğer bir kuvvet, eline geçirdiği basın yayın olanaklarını sistemli bir
şekilde bir yalan makinası olarak kullanıyorsa,

Eğer bir kuvvet, yalan olduğu kanıtlarla ortaya konan bir iddiayı ertesi gün
hiçbir şey olmamış gibi ertesi gün elindeki devasa propaganda aygıtı ile
tekrarlamaya devam ediyorsa,

Eğer bir kuvvet, yabancı devletlerle işbirliği halinde ülke içinde
kendisinden olmayanları yok etme operasyonu yürütüyorsa,

Eğer bir kuvvet, kendisinden olmayan herkesi, hapishane ile tehdit ediyorsa
ve hapse atıyorsa,

Eğer bir kuvvet, "Kavgada sınır ve ölçü yoktur" diyorsa;

Orada paylaşılacak bir ortak zemin kalmamış demektir.

Türkiye'deki durum budur.

Ya Amerika ve işbirlikçileri kalacak, ya da Mustafa Kemal Atatürk'ün
Cumhuriyeti.

mbgultekin@ip.org.tr
Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Mehmet Bedri Gültekin tarafından yazıldı