Ergenekon davasının 5 Aralık Cuma günü yapılan duruşmasında sanıklardan M. Zekeriya Öztürk’ün çapraz sorgusu yapıldı. Danıştay Cinayeti nedeniyle gözaltına alındığı Ankara Emniyeti’nde İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i suçlayıcı ifadeler veren Zekeriya Öztürk, Mehmet Eymür’le ilişkisini Mahkemede itiraf etti.
EYMÜR’ÜN ADAMI ZEKERİYA ÖZTÜRK Ergenekon tertibinin ikinci Tuncay Güney’i Ergenekon davasının 5 Aralık Cuma günü yapılan duruşmasında sanıklardan M. Zekeriya Öztürk’ün çapraz sorgusu yapıldı. Danıştay Cinayeti nedeniyle gözaltına alındığı Ankara Emniyeti’nde İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i suçlayıcı ifadeler veren Zekeriya Öztürk, Mehmet Eymür’le ilişkisini Mahkemede itiraf etti. Eymür’le ‘Princess’ otelde görüştüğünü, ayrıca telefon görüşmeleri yaptığını açıkladı. M. Zekeriya Öztürk, 2005 yılında kendi isteğiyle MİT’e giderek Doğu Perinçek ve İşçi Partisi aleyhine ifade verdiniz mi sorusunu “susma hakkımı kullanıyorum” biçiminde yanıtladı. Böylece, İşçi Partisi tarafından daha önce kamuoyuna açıklanan bu olayı örtülü bir şekilde kabullendi. M. Zekeriya Öztürk “İşçi Partisi’nin Çin ve Rusya ile ayrıca başka ülkelerin istihbarat servisleriyle ilişkili olduğu suçlamasını hangi somut bilgi ve veriye dayandırıyorsunuz” biçimindeki soruya da “sadece kanaatim” yanıtını verdi. Öztürk, aslında Mehmet Eymür’ün çeşitli yazı ve konuşmalarında geçen bu suçlamanın iftiradan ibaret olduğunu açığa vurdu. M. Zekeriya Öztürkün çapraz sorgusunda ilk soru Savcı Nihat Taşkın’dan geldi: Savcı Nihat Taşkın- Mehmet Eymür’ü tanıyor musunuz, görüştünüz mü? M. Zekeriye Öztürk- Evet görüştüm, Princess otelde. PERİNÇEK’E DANIŞMANLIK HEVESİ İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve diğer İşçi Partili sanıkların avukatı Hasan Basri Özbey’in soruları ve Zekeriya Öztürk’ün verdiği yanıtlar şöyle gelişti: Av. Hasan Basri Özbey- Çeşitli ifadelerinizde Doğu Perinçek ile çalışmam oldu, sözüyle neyi kastediyorsunuz? M. Zekeriya Öztürk- Ben Ulusal Kanal’da Haber Merkezi’nin danışmanlığını yaptım. Av. Özbey- Haber Merkezi’nin danışmanlığını? Öztürk- Doğru. Av. Özbey- Doğu Perinçek’in danışmanlığını yaptığınızı söylemiştiniz. Öztürk- Bir süre sonra da Doğu Perinçek’in de danışmanlığını yaptım. Ama parti üyesi falan değilim. Yani kolektif ve kurumsal bir çalışmaya dönüşmedi bu. Av. Özbey- Yani parti üyesi değildiniz, resmen danışmanı değildiniz. Öztürk- Evet. BİLGİ DEĞİL, KANAATMIŞ! Av. Özbey- İşçi Partisi’nin Sayın Perinçek’in Rusya ve Çin istihbaratı ile yakın ilişki içinde olup, ayrıca Alman ve İngiliz istihbaratıyla da diyalogları olduğunu söylüyorsunuz. Bu izlenimlerinizi hangi somut olgulara, anlatımlara dayanarak elde ettiniz? Öztürk- Ben parti görevinde değildim, Ulusal Kanal’da çalıştım. Av. Özbey- Kendi ifadenizde öyle söylüyorsunuz. Öztürk- Düzeltiyorum o zaman onu, sadece Ulusal Kanal’da çalıştığım sürede değil, öncesinde de oluşan bir kanaat. ESPRİ OLSUN DİYE SUÇLAMIŞ! Av. Özbey- Sayın iddia heyetinin üyesi de sordular size, Doğu Perinçek’in TSK’nın darbe yapmasını dört gözle beklediğini, yapmadığı için eleştirdiğini söylemişsiniz, mahkemede ise polis sorgusundayken çok bunaldığınızı ve daraldığınızı, espri olsun diye, polislerle dalga geçmek için söylediğinizi belirttiniz. Dalga geçmek için niye darbe konusunu tercih ettiniz? Öztürk- Çünkü konu oydu da o yüzden. Av. Özbey- Peki, buna ilişkin Başkaca gözleminiz? Öztürk- Cevap vermeyeceğim. “MEDYA VE BASINDA SİZİNLE GÖRÜNECEĞİM” Av. Özbey- Basında Doğu Perinçek’le görüntü vermek istediniz mi? Öztürk- Tam tersi, istemedim. Çünkü siyasi parti üyesi olmak istemiyordum, siyasi bir görünümüm de olsun istemiyordum. Av. Özbey- Peki, iddianamenin 149’uncu sayfasında el yazması notlarınız var. Burada Doğu Perinçek’le birlikte fotoğraf verilmesi yönünde notunuz var. Öztürk- Doğru. Av. Özbey- Bununla birlikte cevap verin, neden? Ve bu notları ne zaman kaleme aldınız? Hangi tarihte? Öztürk- 2003-2004 tarihinde olması lazım o notların. Ben Ulusal Kanal’da çalıştığım sırada. Mahkeme Başkanı- Neden? Öztürk- Bir çadır nöbeti başlatmışlardı, sayın Başkanım, İşçi Partililer. Farklı görüşten kişiler de geliyordu. Doğu Bey’le görüştüğümüzde, kendisi benim de iştirak etmemi söyledi, birlikte gidelim, dedi. Ben bir şekilde kendisini kırmadım ama gitmedim de. Daha sonra bir iki defa daha böyle konuşma olunca ben, buraya not aldım, birlikte görünmek. Hatırlatmak amacıyla, ben görünmek istemedim. O zaman ben kendim, yani bu görüntüyü vermemek anlamında kendisine iletmek üzere almış olduğum nottu. Av. Özbey- Şunu hatırlatalım; “medya ve basında sizinle görüneceğim”. Not bu şekilde. Bu notlara bakıyorum, İlhan Selçuk ziyaret edilmeli. ‘meli’, ‘-malı’ vb. Kişisel bir not yazılırken, ‘yapacağım’, ‘yapayım’, ‘edeyim’ gibi fadeler kullanılır. Sizin notlarınızda dikte dili var, size dikte mi ettirildi bu notlar? Öztürk- Hayır benim kendi notlarım. “ULUSAL KANAL’A SİLAHLA GİRDİM” Av. Özbey- Ulusal Kanal ve İşçi Partisi binasına silahla girmek istediniz mi? Öztürk- Ben Ulusal Kanal’a silahla girdim. Ruhsatlı silahımla girdim. Ta ki silahınızı bizim kasamıza koyalım dedikleri zaman, ben de olmaz, dedim. Bunu da benimle konuşan Serhan Bolluk’tur. Bir süre sonra, ben de ikna oldum, şahısları zorlamayayım dedim, silahımı getirmemeye başladım. Av. Özbey- Kapıdaki güvenlik görevlisi sizi tanımayarak, güvenlik cihazının ses vermesi üzerine, üzerinizdekileri boşaltmanızı istediğinde, üzerinizde 9-10’a yakın farklı kimlik çıktı mı? Öztürk- Ben hiç çantamdan dolayı aranmadım. “DANIŞTAY SALDIRISINI ULUSALCILAR YAPTI DEMEDİM” Av. Özbey- İfadelerinizde sık sık Danıştay saldırısının ulusalcılar tarafından yapıldığını ileri sürüyorsunuz. Bu kanaatiniz halen devam ediyor mu? Öztürk- Hayır, aslında oradaki konuşma da, polisteki sorguda da o konuşmanın içeriği öyle değildi. Oradaki kanaatlerimi ben, düşmanlık yarattığım şekilde, farklı bir şekilde aktarmıştım. Burada da açıklamak istemiyorum şimdi bunları. Av. Özbey- Alparslan Aslan’ın siyasi görüşü, Doğu Perinçek’in açılımlarına ters düşmüyor ve Doğu Perinçek’in bu benzeri insanları yönlendirdiğini söylüyorsunuz. Bununla neyi kastediyorsunuz? Öztürk- O zaman kastettiğim şeyi şu an hatırlamıyorum, detaya girmek istemiyorum şimdi. Av. Özbey- Muzaffer Tekin, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile aynı görüşleri paylaşır, diyorsunuz. Bunu neye dayandırıyorsunuz? Öztürk- Yani tahmin, öngörü olabilir. Av. Özbey- Muzaffer Tekin ile Doğu Perinçek’in Çağlayan mitingine yan yana katıldıklarını söylemişsiniz. Gördünüz mü? Öztürk- Resimlerini gördüm. Av. Özbey- Fotoğraflarını gördünüz. Öztürk- Televizyonda belki “EYMÜR’E SEMPATİ DUYUYORUM” Av. Özbey- Sayın iddia heyetinin sorusu üzerine, Eymür’le görüştüklerini kabul ettiler. Hangi tarihte görüştüler ve kaç kez görüştüler? Öztürk- Hiç hatırlamıyorum hangi tarihte görüştüğümü. Av. Özbey- Yılını hatırlamıyor musunuz? Öztürk- Onu da hiç hatırlamıyorum. Doğu Perinçek- Çok önemli! Av. Özbey- Sayısını da mı hatırlamıyorsunuz? Öztürk- Onu da hiç hatırlamıyorum. Sempati duyuyorum Mehmet Eymür’e, görüşmüşümdür. Av. Özbey- Peki, Eymür’le görüşmenizde Doğu Perinçek’ten söz edildi mi? Öztürk- Demin bunlar okundu. Av. Özbey- Ben size soruyorum. Öztürk- Sayın Başkan o cevap geçerlidir. Av. Özbey- Peki, Mehmet Eymür size Doğu Perinçek’in Rusya ve Çin ile ilişkide olduğuna dair bir bilgi verdi mi? Öztürk- Aramızda, söyleyemem bunları size. Doğu Perinçek- O zaman ajan olduğun da çıktı ortaya! (Öztürk “hayır ajan değilim” demiyor..) Öztürk- Ben milli bir ajan olurum. Merkezkaç kuvvetli bir ajan olmam, Perinçek Bey. “SUSMA HAKKIMI KULLANIYORUM” Av. Özbey- MİT’e giderek kendi isteğinizle İşçi Partisi hakkında, Doğu Perinçek hakkında 3,5 saat ifade verdiniz mi? Ve neler ifade ettiniz? Öztürk- Susma hakkımı kullanıyorum. Av. Özbey- Mehmet Eymür’le görüşmesinde Muzaffer Tekin veya Doğu Perinçek’in dolduruşu ile aleyhine yayın yapıldığını söyledi. Aydınlık’ta aleyhinde yayın yapılan tarihleri hatırlıyor mu? Buradan belki Eymür’le görüştüğü tarihleri hatırlama imkânına kavuşur. (Not: Aydınlık’ın yayını Haziran 2006 ayındadır) Öztürk- Hiç hatırlamıyorum valla hiç kafa da yormayacağım! Öztürk, İşçi Partisi avukatlarından Osman Aydın Şahin’in ‘Mehmet Eymür’ün yanı sıra Hanefi Avcı, Abdulkadir Aksu’nun oğlu Murat Aksu ile de telefon görüşmeniz oldu mu, defterinizde numaraları gözüküyor?’ biçimindeki sorusunu ‘Konuyla ilgisi yok’ diyerek yanıtlamadı. Ardından İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek söz aldı. PERİNÇEK’İN SORULARI VE AÇIKLAMALARI Doğu Perinçek- Sayın Başkanım, Sayın Heyet, İddianamenin 750’inci sayfasında Sanık Zekeriya Öztürk’ten elde edilen deliller arasında ajandasında bulunan el yazısı notlardan söz ediliyor. Bu notlarda tire halinde şunlar var: “- TSK’nın gözde birimleri Emniyet tarafından dinleniyor. Daha 10 kadar dosya var. “- Sivil toplum örgütlerini toplamalı. “- Harekâtın adı toplumsal alanı kucaklayacak isim olmalı. “- Ulusal Tv dışında programa katılmalı. “- İlhan Selçuk ziyaret edilmeli. “- Gürbüz Çapan katılımcı olmak istiyor, izin verilmesini istiyor, MİT birçok işe bulaştırdı, tedbir kararları kaldırılırsa daha rahat hareket edebilir. “- Devlet kademesi ile Başka irtibat var mı? “-İlişkimiz Başka birileri tarafından biliniyor mu? “- Mevcut ilişkiler, bizimkiler ile ilişkilendirilmeyecek, bu ilişkiler normal seyrinde devam ettirilecek, bizim ilişkilerimizdeki içerik kesinlikle diğer ilişkilere dahil edilmeyecek. “- Ben yüzde yüz buranın çalışanı ve belli revizyonda bulunan insanı olacağım. “- Kanal + derginin danışmanlığını yapacağım. “- Medya ve basında sizinle görüneceğim.” Bu “siz” kim? Bu soruyu soruyorum şimdi. Bu siz kim? Sizinle derken kiminle görünmek istiyor medyada? Öztürk- Az önce avukatı da sordu, bizzat kendisi, Doğu Perinçek’in kendisi. Perinçek- Yani şu oldu; “ben görünmek istemiyordum” dendi, halbuki burada not alınmış. Öztürk- Doğu Bey diğerleri de var, hatırlarsanız… Perinçek- (Mahkeme Başkanına hitaben) Müsaadenizle devam ediyorum… “- Son derece gizlilik prensibi içerisinde konuşmalar yapılacak. Bu konuşmalar direkt irtibatmış gibi yansıtılmayacak iç ilişkilerde. “- Platforma emekli orgeneral, korgeneral katılımı sağlansın. “- Halkçılık sempozyumundan neden asker çekildi? “- K.M. karargâhının oluşturulması. “- Karargâh işlevlerinin belirlenmesi. “- Üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve diğer organizasyonlar ile koordine. “- Kuvay-ı Milliye. “- Uluslararası platform (Rusya). “- Türkiye Yürütme Konseyi Nejat Özgen’le görüş. “- Rauf Denktaş konuşmacı. “- Rusya heyeti 11 Aralık’ta geliyor, generaller ile toplantı yapmak istiyorlar. “- Slav ve Türk milletleri birlikte ortak bir strateji oluşturuyordu. “- Rusya Avrasya Devleti globalizasyonu hareketi uyarısı bir strateji. “- Slav birlikteliği. Bu notları sanık niçin, kimle görüşme öncesinde ve hangi amaçla almıştır? Tarih 30 Kasım 2003. KENDİ NOTLARINI HATIRLAYAMIYOR Öztürk- Sayın Başkanım, bunların hepsi aynı zamandaki notlar değil. Mesela; “TSK’nın gözde birimleri Emniyet tarafından dinleniyor”, “Daha 10 kadar dosya var”. Polis ifademde de bana sorulan soru. Danıştay’da gözaltına alınıp bırakılıp aradan birkaç gün sonra Atabeyler Operasyonu üzerine Ankara’daki bir bilgi kaynağımdan Atabeyler gibi daha 10 kadar dosya var, denmiş… Bunun notu. “İdeoloji vurgulanmamalı ve halk ideoloji üzerinde birleştirilmeli” yani, bir konferanstan almış olabilirim bu notları. “Apo, HADEP gibi konular üzerinde durulmamalı”, yine aynı şekilde. “Devlet kademesi ile Başka irtibat var mı?” Bilmiyorum, yani… Benim ayrıca klasörlerimde 99 yılı, 98 yılı Irak’ta görev yaptığım sıradaki not defterim de var. Buradan da olabilecekler var orada. Yani belirli bir şeyde dizgelenmemiş burası. Bugün yine hatırladıklarımdan; “Medya ve basında sizinle görüneceğim” yani bu benim için bir sorun olur anlamında, görünmek istemiyorum anlamında. “Adamlarınıza çok iyi talimat…” Hah, bu şey, bunu çok iyi hatırlıyorum, Ulusal Kanal’da çalışırken, genç kadronun benim için fısıltı halinde veya başka bir şekilde kontrgerilla veya benzer söylemlerin karşısında, adamlarınıza çok iyi talimat verin, benim her şeye tahammülüm olmaz, yani hem yaşça gençler, hem de bu tarz bir şeyi kabul edemem anlamında almış olduğum bir not. Kendileri çok iyi hatırlıyorlar bunları. Mesela 2. Avrasya Konferansı-2000, Doğu Bey’in kendisi bana bu dokümanları vererek, kendi orijinal resimlerini de vererek bir çalışma yapmamı istemişti Avrasya Konferansıyla ilgili. Dolayısıyla böyle tek tek cevaplayabilirim. Katıldığım konferanslar, K.M. karargâhının oluşturulması, bilemiyorum ama Kuvay-ı Milliye karargâhlarının oluşturulması gibi bir not anlaşılıyor buradan zannediyorum, ya da buna işaret edilmek isteniyor. Karargâh işlevlerinin belirlenmesi. Bunları hatırlamıyorum ama orijinal ek klasörü görürsem hatırlayabilirim. ZEKERİYA ÖZTÜRK’ÜN ISRARLA ÇEKTİRMEK İSTEDİĞİ FOTOĞRAF Perinçek- Şimdi efendim, bir kere, bu bir not defterinin bir sayfası, yani çeşitli zamanlarda alınmış notlar değil, iddianame ve dava dosyasından bunun bir not defterinin bir sayfası olduğu apaçık anlaşılıyor. Benimle yaptığı görüşmedeki bana yaptığı tekliflerin toplamıdır. Ben eğer böyle bir belge ele geçirilmeseydi, bu konuşmayı burada yapamayacaktım, yapamazdım. Ama arkadaşlarıma o konuşmadan sonra şunu söyledim: Bu şahıs benimle ısrarla miting alanlarında fotoğraf çektirmek istiyor, yanımda gözükmek istiyor. ‘Efendim ben sizin danışmanınız olmak istiyorum’ diyor. Halbuki benim danışmanlarım, Genel Başkan Yardımcılarım Korgeneral Yaşar Müjdeci, Harp Akademilerinde uzun yıllar ders vermiş olan Servet Cömert, Hazine ve Kambiyo Genel Müdürü Ali Kocatürk, Sanayi Genel Müdürü Bülent Bey, eski Gelirler Genel Müdürü Şefik Çakmak vs.. vs.. Yani benim danışmanlarımın belli bir birikim ve düzeyleri vardır. Ben bu görüşmeden sonra öyle karargâh evleri, Kuvay-ı Milliye karargâhları, platformlara emekli korgeneraller katılsın, Gürbüz Çapan’la görüş, İlhan Selçuk’la görüş, bunlar o zaman bana yapılan önerilerdir. Kanal+derginin danışmanlığı, partinin danışmanlığı… Fakat en çok da bu fotoğraf çektirme dikkatimi çekti, Alparslan Aslan’ın fotoğrafı biliyorsunuz destan oldu, Veli Küçük’le görüldüğü fotoğraf… Demek ki ben o fotoğrafı çektirseydim, o fotoğraf da davaya girecekti. İDDANAMENİN İLK ŞABLON ŞEMALARINDAN BİRİ Bu, iddianamenin ilk şablon şemalarından biridir, bakın, burada söylenen her şey, alınan bu notlar, o Mehmet Eymür’le görüşmelerine ait notlardır. Çok açık! Buradan iddianamede bana karşı yöneltilen suçlar ortaya çıkıyor. Doğu Perinçek’in Rusya’yla Çin’le ilişkileri var, Doğu Perinçek’in İlhan Selçuk’la ilişkileri var, Gürbüz Çapan’la.. 2001 yılında şema yapılmış, isimler yazılmış, ondan sonra Tuncay Güney’lere görev verilmiş, ve Tuncay Güney’ler de o şemanın doldurulması için harekete geçmişler, yakalanınca da işten atılmışlar, olay bundan ibaret. Zekeriya Öztürk, bu görüşme sonrası işten atılmıştır, kendisi ayrılmamıştır. Öztürk- Bu doğru değil. Doğru değil Sayın Başkanım, benim konuşma hakkım olmayacak mı? Mahkeme Başkanı- Sorular bitsin… HAKİKATİN YANINDA CESARETLE DURURUM, KORKMAM! Perinçek, M. Zekeriya Öztürk’ün sorgusunun ardından, MİT şemasına ilişkin taleplerini dile getirdi. Perinçek konuşmasında şunları söyledi: “Önce bir not; Çağlayan Mitingi’ne Sayın Muzaffer Tekin’le birlikte gitmedik. Orada beraber de durmadık. Benim o mitingden sonra çok fotoğraflarım yayınlanmıştır, yanımda duran insanlar hepsi bellidir. Ama bundan sonraki bütün mitinglere, Muzaffer Bey de kabul ederse beraber de gideceğim, beraber de duracağım, onu da söyleyeyim. Danıştay olayından sonra doğru dürüst hiç tanımadığım halde ulusalcıların üzerine bir tertiple olayın yıkıldığını anlayarak, bir siyasal parti başkanı olarak, çeşitli basın toplantılarıyla bu Danıştay tertibini açığa çıkartmaya çalıştım. Muzaffer Tekin daha serbest bırakılmadan, onun suçsuz olduğunu da bilgilerime dayanarak, yani şuradan buradan gelen bilgilere göre değil, olayı analiz ederek ve yapan kuvvetleri tespit ederek… Ve üç gün sonra da Sayın Muzaffer Tekin serbest bırakıldı, takipsizlik kararı verildi ve haklı olduğum da ortaya çıktı. Ben daima hakikatin yanında cesaretle dururum. Korkmam. Efendim beni suçlayacaklar; yok Muzaffer Tekin’e sahip çıkarsam ben de okkanın altına giderim. Bundan korkmam. Ben Namık Kemal, Mustafa Kemal, Tevfik Fikret kuşaklarından gelen Türk devrimci aydınının bugünkü temsilcilerindenim, korkmam bundan onu söyleyeyim. Şimdi Sayın Mahkemeden ikinci talebimin özü şudur: MİT’in gönderdiği bu 9 Mayıs 2008 tarihli yazının ekindeki şemanın isimlerinin sanıklara ve avukatlarına bildirilmesini talep ediyorum, özü bu. Gerekçesi: Bu şema gizli değildir. MİT tarafından da bu şema gizlenmemiştir. MİT bu şemayı açık olarak yollamıştır savcılığa. Eğer bu şemanın gizlenmesi gerekseydi, bir devlet sırrı olsaydı onu MİT gizlerdi. Kaldı ki, bu şemadaki bütün isimler artık açığa çıkmıştır. Çünkü MİT şemayı nasıl yaptığını şöyle açıklıyor; “Ben bu şemayı kendi bilgilerime, istihbaratıma göre yapmıyorum. Neye göre yapıyorum? Tuncay Güney’in mülakatı ve Tuncay Güney’den ele geçirilen belgelerdeki isimlere göre yapıyorum”. Bu şemanın 2001 yılında yapıldığını sanıyorduk. Fakat dosyayı incelediğimiz zaman, bu şemanın 10 Temmuz 2003’te kitapçık halinde Genelkurmay Başkanlığı’na, Hilmi Özkök’e gönderildiği, dava dosyasından anlaşılıyor. Bu da çok ilginç… Bu şudur: Kuzey Irak’ta Türk Ordusunun kafasına çuval geçirilmiştir. Kuzey Irak’taki Türk askeri varlığının tasfiyesi, 2 Nisan 2003 tarihinde Abdullah Gül ile Powell arasındaki iki sayfa 9 maddelik gizli anlaşma ile kararlaştırılmıştır. Abdullah Gül, bu anlaşmayı ağzından kaçırarak, 24 Mayıs 2003 tarihinde Vatan gazetesine açıklamıştır; “Powell ile 2 sayfa 9 maddelik gizli bir anlaşma yaptık”. Büyük Ortadoğu Projesi gereği, gizli bir hizmet sözleşmesi yapmış olan bu sözleşmeli personel Türkiye’yi yönetiyor. Bu ortaya çıkmıştır. Burada problem nedir? Irak’ın kuzeyinde Türk askeri var; özellikle özel kuvvetler var. “Bunların oradan tasfiye edilmesi lazım”. Zaten Rumsfeld de, Tayyip Erdoğan’a bir mektup yazarak “bunlar sizin denetiminizde değil” demiştir. Türk Ordusu orada bulunduruyor. Bunları oradan çekin. Özel kuvvetlerin çekilmesi için bu şema, 10 Temmuz 2003 günü Hilmi Özkök’ün önüne konmuştur. Genelkurmay başkanının önüne konmuştur. 2003’te yapılmıştır. Şimdi ikinci nokta; şema, devletin sırrı değil. Şema neyin şeması? MİT’in şeması mı veya Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait gizli bir faaliyetin şeması mı? İddiaya göre bir terör örgütünün şeması. İddia makamı bu terör örgütünün taraftarı mıdır ki o şemayı gizlemektedir? O terör örgütünün ortaya çıkmasını önleme makamı mıdır iddia makamı? Açığa çıkarma makamıdır. Devlet sırrı değil bunun da tespit edilmesi gerekiyor. Üçüncüsü; Tuncay Güney, Ergenekon örgütünün merkezindeki kişileri açıklıyor. Fakat çok daha önemli bir nokta var. Mülakatı okuduğumuz zaman açıkladığı şahıslar şunlardır (ki şemada bunlar çıkacak, çünkü bu şema mülakattan hareketle yapılmış. Yani mülakat ortada olduğu için zaten şema gizli değil): Bir: Orgeneral Sayın İsmail Hakkı Karadayı, Eski Genelkurmay Başkanı. 1994’ten 1998’e kadarki Genelkurmay Başkanı. Çelik Harekâtı’nı yapan, Amerika’ya karşı dik duran Genelkurmay Başkanı. İki: Orgeneral Sayın Hüseyin Kıvrıkoğlu. 1998–2002 tarihlerinde Amerika’nın Irak’ın kuzeyindeki bölme faaliyetine karşı direnen Genelkurmay Başkanı. Aynı zamanda “Amerika buraya gelirse çamura batar, yenilir” diyen Genelkurmay Başkanı. Üç: Orgeneral Sayın Necip Torumtay 1987–1990 Genelkurmay Başkanı. O ne yapmış? Turgut Özal’ın Amerika’nın emriyle Türk Ordusunun bir kara harekâtıyla Irak’ın kuzeyine girmesine direnmiş. Bu emri kabul etmemiş, istifa etmiş. Yani Cumhurbaşkanının emrini kabul etmemiş bir Genelkurmay Başkanı. Dört: Orgeneral Sayın Eşref Bitlis. Zaten MİT’ten gelen yazıda, öldüğü için onun adı açıkça veriliyor. Eşref Bitlis kim? Amerika’nın Irak’ın kuzeyindeki faaliyetlerine direndiği için uçağı düşürülerek; önce bazı tacizlerden sonra, açıkça uçağı düşürtülerek şehit edilen jandarma genel komutanı. Ondan sonraki isim nedir? Orgeneral Sayın Teoman Koman Jandarma Genel Komutanı. Orgeneral Sayın Rasim Betir, Jandarma Genel Komutanı. Tümgeneral Sayın Osman Özbek, Emekli Jandarma Harekât Dairesi Başkanı. Tümgeneral Sayın Nejat Müldür, emekli Birinci Ordu Kurmay Başkanı. Şimdi bu isimler ne? Tuncay Güney diyor ki; bu isimleri yani Ergenekon’un merkezini, çekirdek örgütlenmesini bana Doğu Perinçek söyledi. Tuncay güney bunu mülakatın iki yerinde söylüyor. “Çekirdek kadro, merkez kadro ben bunu” diyor “Veli Küçük’ten değil, Doğu Perinçek’ten öğrendim”. Peki, Tuncay Güney Doğu Perinçek’le hiç görüşmüş mü? Bir kez dahi görüşmemiş. Ben Tuncay Güney’le bir kez dahi yüz yüze gelmedim, görüşmedim. Zaten Tuncay Güney de mülakatı okuduğumuz zaman şunu söylüyor: “Ben 1995–1996 yıllarında Aydınlık’a gitmeye başladığım zaman, benim kim olduğumu, bizim kim olduğumuzu çözmüşlerdi. Benim kim olduğumu biliyorlardı; bağlantılarımı biliyorlardı”. Yani karanlık faaliyetlerini arkadaşlarımız saptamışlar. Şimdi bu karanlık faaliyetleri olan, kim olduğu bilinen, bağlantıları bilinen, yalnız bizim tarafımızdan değil bütün Babıâli’de bilinen, oralarda dolaşan eleman. Herkes tarafından bilinen ben o elemana neyi anlatıyorum sözde Ergenekon terör örgütünün merkezindeki genelkurmay başkanları ve jandarma genel komutanlarından oluşan çekirdek merkez kadrosunu… Tuncay Güney’e sorguda soruyorlar. Sorgucuların hepsi istihbarattan değil. Bir kısmı da Ahmet İhtiyaroğlu gibi gerçekten, gerçeği aramaya çalışanlar… Soruyorlar; “Bu Aydınlık’ın haber kaynakları ne?” Tuncay Güney lafı çeviriyor, başka yerlere gidiyor. Biraz sonra bir daha soruyorlar: “Sana haber kaynaklarını sorduk niye söylemiyorsun?” Gene çeviriyor. En sonunda ısrarlı sorulardan sonra şunu söylüyor: “Onların arasında beş yıl, altı yıl, istediğiniz kadar kalın onların haber kaynaklarını öğrenemezsiniz; onlar hücre usulü çalışırlar.” Şimdi bu tabi Aydınlık’ın iftiharıdır. Nedir, haber kaynaklarını kimse öğrenemez ve kimse öğrenememiştir. Şimdi haber kaynağını bile öğrenemediğiniz Aydınlık’tan, hiç kendisiyle görüşmediğiniz, konuşmadığınız İşçi Partisi Genel Başkanı’ndan bir terör örgütünün bütün merkezini öğreniyorsunuz. O nedenle bu şemanın açılması, bir tertibin ortaya çıkmasıdır. Başka bir delil yok! Bu şemayla ne yapmaktadır eşbaşkanlık ve eşsavcılık? Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanlığı, bir de İstanbul da bir eşsavcılık oluşturuldu; bakınız gelen yazının altında başsavcının imzası yok Zekeriya Öz imzalı başsavcılık makamından bir yazı geliyor. Sayın Başsavcı Aykut Cengiz onu imzalamıyor; imzalamaz. Ben de olsam imzalamam. Çünkü Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısıyken, bu soruşturma önüne gelmiş, bunların hepsinin mücerret, delili olmayan uydurmalar olduğunu kabul etmiş ve soruşturma açmamış. O insanın bunları imzalaması mümkün mü? Şimdi bu bir tertip ve savcılar bu tertibin içinde veya en azından Zekeriya Öz bu tertibin içinde. Mehmet Eymür, Hanefi Avcı, Tuncay Güney vs. vs… Bülent Orakoğlu, bu tertibin arkasında. Kim CIA ve MOSSAD? Bu ilişkileri olan CIA-MOSSAD bağlantıları, Türkiye’de devreye sokarak Tuncay Güney’e daha 1999 yılı Şubat ayında on senelik vize veriyor. Cumhurbaşkanlarına ve krallara bile verilmez. Amerika, kendi devrik krallarına bile on yıllık vize vermiyor. Green card Temmuz ayında eline verildikten sonra bu tertip sahneleniyor. Birincisi, bu tertibin ortaya çıkmasından korkuyorlar. İkinci nokta bir terör yapılıyor. Bu şemanın üzeri açılmayarak, Türkiye’de bir terör yürütülmektedir. Bütün gazeteler sürekli “bir numara, bir numara” diyor. 69 isim var. Bunun 11’i çıkmış. Üzeri kapalı 58 isimle, 58 bin insan tehdit ediliyor. İnsanlar kapı çaldığı zaman “acaba sütçü mü” diye kapıyı açıyor; 58 bin isim… Ben diyorum ki: “İyi ki ben açığa çıkmış isimlerdenim, geceleri rahat rahat uyuyorum”. 58 bin isim tehdit ediliyor. Koca koca genelkurmay başkanları, Türkiye’nin üniversite rektörleri, politikacıları… Mahkeme bu tertibe alet olamaz. Siz bu şemanın getirilmesine karar verdiniz. Karar verdikten sonra niye bu şemayı getirttiniz? Açmamak için mi? Eğer açmamak için bu kararı verdiyseniz; zaten açılmamış hali vardı, niçin bu kararı verdi sayın mahkememiz? Bu şemanın açılması yolunda, Türk Milleti’nin bu tertipten kurtulması ve Türkiye’nin üzerindeki bu terörün sonlandırılması için hakiki, doğru, hukuka uygun bir karar verdiniz. Ve geçen kararınız da, benim kanaatime göre hukuken çok yerindeydi. Yani bir kere daha başsavcılıktan sordunuz. “Bunun soruşturmayla yürüttüğünüz soruşturmada gizlilikle falan ilgisi var mı?” diye. O da “ancak mahkemece istenildiği takdirde, isminin deşifre olma ihtimaline binaen” diye bir cevap verdi. Şimdi gelinen noktada bütün gerekli işlemler yapılmıştır. Mahkemeniz tarafından doğru kararlar alınmıştır. Bu şemanın açılması gerekmektedir. Bakınız teröre birkaç örnek vereceğim; Fehmi Koru bu tertibin 2001’den beri içinde. Ergenekon belgelerini daha bütün kamuoyu görmeden; kimsenin bilmediği koşullarda önce onun elinde, altındaki imzasıyla. Fehmi Koru, 28 Kasım 2008 günü yani 9 gün önce bir yazı yayımlıyor, diyor ki: “bu Ergenkon’un bir numaralı adamı işadamıdır” diyor. Bakın siz namussuzluğa! Şimdi bütün işadamları telaşa düşüyor ve gazeteler de Sayın Rahmi Koç’u üstü kapalı anlatan çeşitli yazılar çıkmaya başladı: “Bir numara Rahmi Koç!” Karadayı, Kıvrıkoğlu’nun üzerinden aldılar, bu sefer götürdüler, Rahmi Koç’un omuzlarına bir numarayı vurdular. Serpil Yılmaz, 4 Aralık 2008 tarihli Milliyet gazetesindeki yazısında şöyle diyor; “İş alemi terör halinde, terörize ediliyor. Kim iş alemine bu yıldırmayı yapıyor? Bizzat Tayyip Erdoğan, bir numara tartışmalarıyla ve Fehmi Koru’nun yazısıyla, TÜSİAD’ı ve iş alemini kontrol ediyor, baskı altına alıyor, işadamları üzerinde terör yapıyor". Bugün yine köşe yazılarına bakıyoruz. Gene bir numara terörü devam ediyor ve Zekeriya Öz’ün basın kaleminde olan Zaman gazetesinin başlığı şöyle: “Mahkemeye ulaşan şemada bir numaranın üzeri kapalı”. Siz kendisini savunacak sanıklardan yoksun bırakamazsınız bu şemayı. Bakın siz bizden bunu henüz gizlemediniz; öyle bir kararınız yok ama bir karar alma arifesindesiniz. Bu şema Fethullah hocacıların eline gitmiş. Fethullahçıların elinde şema, siz hangi milletten gizleyeceksiniz? (Mahkeme Başkanı: “Efendim yanlış yazılmış”) Yanlış yazmışlar, ben de yanlış yazdıklarını biliyorum. Zaten yanlış yazmışlar ama bu spekülasyonları düzeltiyorum. Birincisi;Türk Milleti’nin üzerindeki bu terörü kaldırmanız şarttır. İkincisi; benim savunmamı yapmak için bu şemayı bana vermek zorundasınız. Çünkü ben bu örgütün lider kadrosu içerisinde hatta bu iddianameye göre beş altı liderin içinde gösteriliyorum. Ve bu iddianameye göre merkezi bilen merkezin tamamını Tuncay Güney’e açıklamış konumda gösteriliyorum. Eğer bu şemayı bana vermezseniz, savunmamı nasıl yapacağım? Ama bunun önemi yok. Türk Milleti’ne karşı bir tertibi ve terörü sonlandırmak için bu şemayı açmanızı talep ediyorum ve bekliyorum. Bu şemayı avukatlarıma ve bize vermeniz için Mahkemenizden adil karar bekliyorum |