DURUŞMA VE GÖZDEN KAÇIRDIKLARI
Tarih: 24-10-2008 23:36


Hani, eski bir Türk Atasözü vardır, "Türkmen göçü giderekten düzelir diye!" işte bizim Silivri duruşması da her halde giderekten düzelecek gibi.

İkinci duruşmada ilk günün karmaşası yaşanmadı. Birinci duruşmada tutuklu sanıklarla, tutuksuz sanıkların ayrı ayrı yargılanmaları gibi tamamen adil yargılanmaya ters düşen bir uygulama yapılması istenmesine rağmen, ikinci duruşmada bu uygulamadan da vazgeçilerek, tüm sanıkların bir arada yargılanması kararı çıktı.

Gerçi henüz tam bir düzelme yok ama yinede ilk güne rağmen bazı şeyler göz doldurdu diyebiliriz.

Mesela hala yerine oturmayanlardan en önemlisi, basının haber alma özgürlüğünün kısıtlanması ile sanık avukatlarının sayılarına sınırlama getirilmiş olması.

Bu davayı ya mühimsemiyorlar, ya da biz yaparsak olur mantığıyla hareket ediliyor ki bence ikinci şık daha da uyuyor bu davranışlara.

Ne sanıyorlar 86 kişinin yargılanmasını. Neleri gözden kaçırmak istiyorlar. Ya da neleri geçiştirmeye çalışıyorlar. Eğer sanıkların avukatlarının hepsi orada olamayacaksa, eğer basın rahatça kendi gözüyle duruşmayı izleyemeyecekse, ben bu duruşmaların adil bir şekilde yapılacağından en azından dışarıya verilen haberlerin çarptırılmadığından nasıl emin olacağım. O ajansların her birinin ayrı bir görüşü var ve bu görüşlerin bazıları benim görüşümü ifade etmeyebilir.

Umuyorum ki ilerleyen günlerde buna da bir çare bulacaktır bizim mahkeme heyeti. Dediğim gibi bizim göç de giderekten düzelecektir.

Koskoca Türkiye cumhuriyeti bunun gibi, hatta bundan daha kalabalık davaları yürütmüş Türk adalet sistemi, tam bir acemi duruşu sergiledi bu davada. Bu teknik imkanlarla, her bakımdan çağdaşlaştığımızı savunduğumuz şu günde yapılan bu duruşma da ki aksaklıklar hiçbir mazeretle örtülemez.

Adalet Bakanı büyük bir pişkinlikle tahmin etmeliydik ama edemedik diyebiliyor. Oysa onun söylemek istediği asıl şeyin, "biz o duruşmayı kendi kendimize yapıp, mahkumiyet kararlarını vermek istiyorduk ama olmadı." Olduğunu sanıyorum. Açıkça söylemese de, ben böyle anlıyorum.

Bu duruşmanın gözden kaçırdıklarına da bir bakalım, bu günlerde Güney doğu ve doğu Anadolu da tırmandırılan bir gerilim var. Türk hükümeti ile Kuzey Irak yönetimi arasında gelişen ve giderek daha da artan bir yakınlaşma söz konusu.

Kıbrıs'ta liderler sık sık bir araya geliyor ve kurulacak devletin idare şeklini, yönetimin paylaşımını konuşuyorlar ve kimsenin bu konular hakkında kesin bir fikri yok.

Tüm bunlar olurken, dünya ve Türkiye, bu Ergenekon duruşmasına kilitlenmiş durumda.

Size kendimle ilgili bir durumu anlatırsam bunun gerçekten nasıl bir atlatmaca olduğunu daha da iyi anlayacaksınız.

Ben bile televizyonlarda Ergenekon davasından bahsetmeyen haberleri dinlemiyorum. KKTC vatandaşı olarak belki de son özgür günlerimizi yaşadığımı bile düşünmeden Silivri günlerine kilitlenmiş vaziyetteyim. Şu anda ülkemin geleceği ile ilgili ne kararlar alındığını anlamaya çalışmak yerine Ergenekon davasını takip ediyorum. İşte buda basının başarısıdır. Bir cümleyle geçiştirilen Kıbrıs haberlerine karşın tüm haber saatini kapsayan Ergenekon davası haberleri bizleri meşgul etmektedir.  Basın bizi nereye yönlendirirse biz oraya bakıyoruz.

Bundan da şunu anlıyorum ki, gerçekten de Türkiye için tehlike çanları çalmaktadır.AKP'nin kapatılmasıyla ilgili gerekçeli karada bile o kadar kesin ve sert olarak kapatılmasını gerektirecek vurgular yapılmasına rağmen yine de bu parti kapatılmamışsa, eminim ki DTP'ninde aynı nedenlerle kapatılması engellenecektir. Ve bu gidiş sessiz ve derinden sürüp gidecektir. Ilımlı İslam Cumhuriyeti, BOP Eş Başkanlığı ve Rumların megalo ideaları gerçekleşecektir.

Bir Ata Sözüyle başladım yazıma, yine bir Ata Sözüyle bitirmek istiyorum.

Ergenekon davasının ve bugün Türkiye'miz ve KKTC'nin içinde bulundukları durumun özeti.

"Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış!"

 24.10.2008

--
http://www.aylaberkin.com/
Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku