NEUE ZÜRCHER ZEITUNG: LAİKLİK İLE İSLAM ARASINDAKİ TÜRKİYE Yazdır
Ali Rıza Taşdelen tarafından yazıldı   
Salı, 02 Aralık 2008 19:56

BERN, 28/11(BYE)---Tirajı günde 143.800 olan Neue Zürcher Zeitung'un 28 Kasım 2008 tarihli sayısında, Volker S. Stahr imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan kitap tanıtımının çevirisi şöyledir:

--Geleneğe Dönüşlerle Modernleşme--

Frankfurt Kitap Fuarında ana temanın Türkiye olmasıyla beraber, Almanca konuşulan bölgede eski Atatürk Türkiye'si resmini yenileyen, İslam'ın ülkede yerleşmesini ve de ülkede yeni genç kültürü de ele alan kalıcı bir dizi kitap yayımlandı. İngilizce kitap piyasası, orada Türk yazarların da kitaplarını yayımlamasının da etkisiyle birkaç yıldan beri bu konuda bir parça daha ileriydi.

Sosyal bilimcilerin ve gazetecilerin araştırmaları, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın iktidardaki partisi AK Parti'yi, partinin İslam ve demokrasi anlayışını ele aldı. İki yıl önce Hakan Yavuz'un güçlü kitabı "The Emergence of a New Turkey. Democracy and the AK Party" adlı kitabı yayımlandı. Başlık konuyu açıklıyor. Kitap, detaylı ve veri bakımından oldukça zengin analizlerle devleti taşıyan laik ve askerî elitin yanında, bir ikinci muhafazakâr ve dinci elitin -"a new Turkish elite in terms of its regional, social, and religious cultural background"- yerleşmesini ele alıyor. (Bu arada "eski" Türkiye'nin birçok yönden yapay bir oluşum olduğunu belirtmek gerekir).

Kitapta, bu çıkışa paralel olarak nasıl bir yeni, demokratik siyasi söylemin oluştuğu, iki büyük gücün nasıl ilk başta karşı karşıya geldiği ve sonra yavaş yavaş birbirine yakınlaştığı anlatılıyor. Geniş kapsamlı bir bölümde, AK Parti'nin seçmen tabanının partiyi geçici bir fenomen olmaktan çıkardığı anlatılıyor. Yavuz, kitabının 2009 yılında "Secularism and Muslim Democracy in Turkey" başlığı altında devamını yazacak. Son yıllarda daha başka kitaplar da AK Parti'yi ve siyasetini ve partinin geniş kesimlerden destek alan "muhafazakâr-demokrat güç" olmasını (parti kendisini böyle görüyor) analiz etti. Alev Çınar'ın "Modernity, Islam, and Secularism in Turkey" adlı kitabında AK Parti'yi modern İslamcı-demokratik parti olarak sınıflandırması bunun bir örneği.

Siyasi analist Gareth Jenkins de (Yavuz'un kitabında da makalesi bulunuyor) "Political İslam in Turkey. Running West, Heading East" adlı kitabında önemli bir katkı sağlıyor. Batı ve Doğu arasındaki yeni siyasi İslam'ı analiz ediyor. Buna kolay yanıtlar verememesinin nedeni de bu arada kalmışlık. O da diğer yazarlar gibi, paradoksal olarak AK Parti'nin ülkeyi daha çok demokratikleştirdiğine –Batı'nın tanımladığı kadar olmasa da- dikkati çekiyor. Bununla beraber birçok alanda daha derine iniyor. Aşırı İslamcı gruplar hakkındaki detaylı bir bölümde, bu grupların da güçlendirildiğini ifade ediyor. Jenkins, bunun şaşırtıcı bir şekilde laik güçlerin iktidarında, bu grupları doğuda Kürt PKK'ya karşı konumlandırmak istedikleri için gerçekleştiğini belirtiyor. Jenkins, aşırı güçleri daha iyi kontrol edebilmek için gerekli aracın güçlü bir AK Parti olduğunu savunuyor.

En geniş çaplı analizi belki de Ümit Cizre'nin "Secular and İslamic Politics in Turkey. The Making of the Justice and Development Party" kitabı sunuyor. Bir yandan birçok yazarın katkısıyla oluşan bu kitapta, yazarlar bu yeni muhafazakâr-İslamcı-demokratik partinin oluşumunu anlatıyor ve "Muslim Democrats" kavramını kullanıyor. Bunu yaparken bazı öncüllerinden daha geniş çaplı bir analiz sunuyorlar. Sadece, laiklerin yanında yeni ikinci bir elitin yerleşmesini vurgulamıyorlar. Aynı zamanda hiçbir şekilde homojen olmayan bir bloktan, yani "İslam'ın heterojenleşmesi"nden söz ediyorlar. Tekil bir İslamcı görünümden çoğul bir İslamcı görünüme geçilmesini ele alıyorlar. Bu görünümde AK Parti bu seslerden biri. AK Parti'nin modern demokratik değerleri geliştirdiğini, ancak genel anlamda kollektif-İslamcı bir pozisyondan daha çok bireyci bir anlayışa kaydığını vurguluyorlar. Bu değişim aynı zamanda, İslamcı aydınlar arasında siyaset, toplum ve kültür alanlarında açığa çıkan bir söylemin parçası olarak gerçekleşiyor.

Diğer bir yazar Kenan Çayır bunu İslamcı bir tiyatro oyuncusunun cümlesiyle tanımlıyor: "When I die, Allah will not ask me 'did you Islamisize the State?'. Allah will ask me 'what did you do to protect your self?'." Bu sorunun arkasında İslamcı söylemlerde kollektivizmin ve bireyciliğin iç içe geçmesi yatıyor. Çünkü burada "self" ruh anlamına geliyor.

Bu tartışmanın Türkiye'de aydın tabakaya ulaştığının bir kanıtı da Çayır'ın "İslamic Literature in Contemporary Turkey" adlı kitabı. Kitapta, İslamcı edebiyatı ele alıyor. İslamcı edebiyatın yazarları son yirmi-otuz yıldır İslam'ın yükselişiyle Türkiye'de daha çok yayınevince desteklendi. Çayır, kitapta bu yeni yazarların sadece modern edebiyat sahnesine ayak uydurmadığı, 90'lı yıllardan beri ideolojik edebiyattan düşünsel edebiyata döndüğü sonucuna varıyor. Bu, Cizre gibi yazarlar dönüşümün sadece sözde mi yoksa içeriksel olarak da mı vuku bulduğundan tam olarak emin gözükmeseler de siyasette de giderek artan bir biçimde gözlemlenen bir gelişme.

Cizre'nin "Secular and Islamic Politics in Turkey" kitabında, AK Parti'nin dönüşüm gücünün yavaş yavaş durduğu ve partinin şu sıralar daha çok İslamcı ve laik kanat arasında var olan durumu (statüko) korumaya çalıştığı tezi savunuluyor. Burada bunun doğal bir gelişim olup olmadığı sorusu soruluyor. Yazarların da gözlemlediği bu değişim, Türkiye'nin yakın tarihini tarihî bir perspektife yerleştiriyor. Bu yazarlar arasında yeni Türkiye'yi Osmanlı İmparatorluğunun devamı olarak gören Graham Füller bulunuyor. "The New Turkish Republic" adlı kitabında aslında eski bir geleneğe bağlı olan bu yeni Türkiye'nin iki ana akımına dikkati çekiyor. İlk olarak, yeni yönetimin bölgede uzun süredir kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarını gözettiğini ve artık ABD'nin sadık müttefiki olmaktan çıktığını vurguluyor. (Ona göre AK Parti Amerika'ya en yakın parti olmasına rağmen –bu, yeni Türkiye'nin paradokslarından sadece biri). Aynı zamanda AK Parti'nin ve İslam'ın yükselişini tarihsel perspektifine oturtuyor ve bu ikisini Atatürk'ün laik reformlarına bir çeşit karşı hareket olarak tanımlıyor. Bu reformlar ki Osmanlı'nın İslamcı devletini karşı yönelime itmişti. Füller'e göre sonunda "orta"nın bulunabilmesi için bir geriye dönüş olması gerekiyor. Bu ayrım yeni kitapların hepsinde gözlemleniyor. Hepsi de bir konuda hemfikir: Türkiye gelişimiyle, Müslüman dünya için anahtar bir ülke.

http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/DISBASIN/2008/12/01x12x08.htm