İstanbul Üniversitesi
Öğretim Üyesi
ve Jeopolitik Dergisi Editörü
hacisalihoglu@jeopolitik.org
Türkiye için yeni bir süreç yapılandırılıyor. Ortadoğu’ya yönelik Irak
işgalinin uzantısı olan emperyalist çıkarlar,Türkiye’yi yeniden bir kıskacın
içine almaya çalışıyor.Tıpkı Irak işgali öncesi tezkere sürecinde yaşananlar
yeniden gündeme geliyor.Adeta film başa sarılmışcasına aynı yaklaşımlar, aynı
aktörler ve aynı piyonlar yine sahne almış durumda.Senaryonun özünde de ,
amaçladıklarında da sapma yok.Yani yine herkes rolünün ve görevinin
sorumluluğuyla davranıyor.Mehmetçiğe mızrak ucu rol verilmeye çalışılıyor,
Soros’un “Türkiye’nin en önemli ihraç
ürünü ordusudur” sözünü yaşama geçirmeye gayret edenlerin oyunları
tezgahlanıyor.Köşe yazarları önceden ayarlanıyor ,gazete manşetleri önceden
tasarlanıyor. Barışı korumak için bölgenin hatta tüm Dünyanın bizi beklediği
söyleniyor,bu yaklaşım en ulvi sözcüklerle pazarlanıyor.Aslında “şeytan bir günah daha işletecektir ama yine
işe o günahı kutsallık zırhına sarmakla başlıyor”.
Bir Birleşmiş Milletler(BM) düşününki İsrail’in çoluk çocuk demeden,hak
hukuk tanımadan,doğrudan sivil halkı hedef alan saldırıları karşısında 34 gün
ateş kes kararı alamamış,Lübnan topraklarında kendi askerinin İsrail tarafından
öldürülmesini dahi kınayamamıştır.Nedeni de çok açıktır.Uluslararası hukukun
gücü değil,güçlünün hukuku BM ‘ye egemendir.Bu haliyle de BM’nin uluslar arası
niteliği tartışmalıdır.
Şimdi de aynı BM’nin kimliği altında adına “Barış Gücü” (UNIFIL)
denilen bir yapının Lübnan topraklarına barış götüreceği söylenmektedir.Bu
karar ve UNIFIL ,ABD-İsrail çizgisinde yapılandırılmaya çalışılan Büyük Ortadoğu Projesinin bir parçası olmaya
mahkumdur.
Siz bakmayın ABD karşıtı olarak gösterilen Fransa’nın katılımına.Özünde
eski sömürge topraklarına yine geçmişin gözüyle yaklaşan Fransa’nın ABD
merkezli yapılanma arasında yer edinmeye çalışması kimseyi
şaşırtmamalı.Emperyalist özünü ve buna dayalı reflekslerini köreltmemiş olanlar
için paylaşım mücadelesi esastır.Fransa’nın
Lübnan’da asker bulundurma ve ateşkes kararının oluşumunda aktif rol
üstlenme çabası, ABD-İngiltere ikilisine rağmen Ortadoğu paylaşımında geriye
düşmeme eğiliminin ürünüdür.Ayrıca Fransa , ucunun kendisine de dokunabileceği
anti-emperyalist nitelik taşıyan direniş çizgisinden çok İsrail’in açtığı işgal düzeni kulvarına daha yakındır.
Sonuç olarak Fransa’nın Ortadoğu’ya bakışının ABD-İngiltere çizgisinden
farklı olduğu düşünülemez.Farklılık Fransa’nın çıkarlarıdır.Nitekim emperyalist
hevesler zemininde aynı bakış açılarını birçok konuda görmek mümkündür.Örneğin
Fransa ; ABD ve İngiltere’den farklı olarak bölgenin gerçek demokrasiyi yani
öncelikle ekonomik yaşamda geniş halk kitlelerinin çıkarlarını koruyan,bölge
kaynaklarını bölge halklarının refahı ve mutluluğu için kullanılmasını mı
istemektedir? Aynı şekilde
Fransa;bölgenin hiçbir şekilde ve hiçbir
sömürgeci güç tarafından
boyunduruk altına alınmamasını mı hedeflemektedir? Yoksa Fransa; İslam’ı
terörle anarak ,İslam coğrafyasında yeni askeri müdahaleleri ve giderek
işgalleri meşrulaştırma çabasına mı karşıdır? Topraklarında yabancı güçleri
istemeyen,işgallere canı ,kanı pahasına direnenlerden mi yanadır? Fransa için
bu soruların cevapları bellidir.Üstelik bu cevaplar çok da örtülü de
değildir.Örneğin Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta üs edinme çabası, Fransa’nın kimden
yana veya neyin hesapları içinde olduğunu göstermektedir.Bu çaba açıkça yeni
Ortadoğu zemininde sömürge imkanlarından yararlanma hesabını ortaya koymuyor
mu? Yoksa o da ABD gibi askeri yöntemlerle demokrasi ve insan hakları
savunuculuğuna mı soyunuyor? Fransa’nın;1959 ve 1960 anlaşmaları açıkça Kıbrıs
adasında garantör ülkeler dışında asker bulundurmayı ve askeri amaçlı
kullanılmasını yasaklamasına rağmen uluslar arası hukuku çiğneyerek bu çabaya
yönelmesi her şeyi açıkça ifade etmiyor mu?
Fransa için belli olan bu soruların cevapları ,Türkiye için de bellimidir? Türkiye’nin
neden Lübnan’a asker göndermesi isteniyor? Türkiye kimden yanadır? İşgalciler
mi bize yakındır işgale direnenler mi? Bölgeye yönelik kendi çıkarları
doğrultusunda yeni haritalar üretenler ,ülkeleri bölerek yeni Ortadoğu atlası
yaratmaya çalışanlar mı Türkiye’nin dostudur,tüm bu oyunlara başkaldıranlar mı?
Vatanlarını savunanlar,sömürüyü ,ezilmeyi,boyunduruk altına girmeyi reddedenler
mi daha çağdaştır, çıkarları uğruna başka ülkelerin topraklarında çoluk çocuk demeden sivil halkın üzerine
misket bombalarını bırakanlar mı? Atatürk’ün Türkiye’si hangi çağdaşlıktan
yanadır?”Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen bir liderin ülkesine hangisi
yakışmaktadır?
Türkiye ateşkes kararının İsrail lehine çıktığını bilmemekte midir?
Gerektiğinde silah kullanılacağı ve namlunun işgale direnenlere karşı
olacağının farkında değil midir? Mehmetçik kim için ne uğruna göğsünü siper
edecektir? Lübnan’da vatan savunması mı yapacaktır? Yoksa Soros’ mu haklıdır?
Mehmetçik “ihraç ürünümüdür”? Mızrak ucumudur? Türkiye “ithal tehdit
algılamasına” mı uğramıştır? İsrail’in güvenliği kendi güvenliğinden öncelikli
midir? Türkiye’nin Lübnan’a asker göndermesini ısrarla destekleyen ülkeler
neden Türkiye’nin PKK terörüne karşı verdiği mücadeleyi desteklememektedir?
Ne yaşadığını,nasıl yaşadığını ve neden yaşadığını bilinç düzeyine
kazımayanlar için tarih tekerrür etmeye mahkumdur.O halde Türkiye’yi
Türkiye’den yönetmenin artık zamanı gelmemiş midir?
|