Bugün,
ülkemizde kadın-erkek eŞitsizliği ve kadınların yaŞamın her alanında eŞit
olarak yer almaması sorunu, güncelliğini koruyan en önemli sorunlar arasında
bulunmaktadır. Bu alanlar içinde en önemlisi, diğer alanlarında temel unsuru
olan siyasi arenada eŞit olarak yer alıp almaması sorunudur. KuŞkusuz,
kadınların eğitim ve öğretim, okur-yazarlık, töre cinayetlerini, eŞit ise eŞit
ücret, iŞ bulma, ve insanca yaŞama gibi genel sorunlarını temelden çözecek olan
alanda siyasi alandır. Ne yazık ki, ülkemizde kaınlar geçmiŞte olduğu gibi;
bugünde de bu alanın tamamen dıŞında bırakılmaktadır.
Cumhuriyet Türkiye'sinde, kadınlar
yerel seçimlerde oy kullanma, seçme ve seçilme haklarını 3 nisan 1930 tarihinde
ve genel seçimlerde ise, aynı hakları 1934 yılında kazandı. Kadınlarımız, baŞta Fransa (ki, en az 10 yıl
daha önce) ve Almanya olmak üzere, geliŞmiŞ bazı Avrupa ülkelerinden çok daha
önce oy kullanma, seçme ve seçilme hakkını kazanmıŞ olmalarına karŞın;
Cumhuriyetin ilerleyen yıllarında her dönemdeki genel seçimlerde kadınların
temsilci oranları giderek düŞmüŞtür.
Kadınlarımız seçme ve seçilme
hakkını kazandıktan sonra, 1935 yılında
yapılan genel seçimde, 395 toplam milletvekili üzerinden 18 kadın temsilci
TBMM’ne girmiŞtir. Bu sayısal veriler, seçim yıllarına göre Şöyledir: 1939’da,
toplam 400 milletvekili üzerinden 15 kadın; 1943’te, toplam 435 millevekili
üzerinden 16 kadın; 1950’de, toplam 487
milletvekili üzerinden 3 kadın;1999’da, toplam 550 üzerinden 22 kadın ve
2002’de ise, toplam 550 üzerinden 24 kadın milletvekili TBMM çatısı altına
girmeye hak kazınmıŞtır.
Bu bağlamda, 22 Temmuz 2007
tarihinde yapılacak genel seçimler sonrası, kaç tane kadın milletvekilinin TBMM
çatısı altına gireceği konusunda net bir rakam vermek olanaklı değil. Ancak,
siyasi partilerde kadınların milletvekili sıralamasına bakıldığında çok az
sayıda kadın temsilcinin milletvekili olma Şansı var. YSK'nun (Yüksek Seçm
Kurulu) açıklamalarına göre, yaklaŞık 7.500 aday içinde, kadınların sayısı
1.489'dur. Bu sayısal veri, toplam aday sayısının %16.2'sini oluŞturmaktadır.
AKP, CHP, MHP ve DP gibi partilerin listelerinde kadın adaylarının sayısı istenilen düzeyde
olduğu söylenemez. En çok kadın adayı gösteren partiler arasında HYP (185) ,
GP, ÖDP, TKP gibi partiler yer almaktadır.
Ülkemizde, kadınların seçme ve
seçilme haklarını kazanmasından uzun yıllar geçmesine karŞın; kadınların
siyasal, yönetsel ve TBBM’nde temsilci düzeyinin düŞüklüğü kabul edilecek gibi
bir durum değildir. Türkiye, 2000 yılında parlamentoda kadın temsil oranı
açısından dünya sıralamasında 143. sıradayken 2004 yılında ise, 150. sıraya düŞmüŞtür.
Türkiye, TBMM’nde ve hükümette yer alan kadın bakan ve milletvekili sayısı
bakımından, baŞta AB ve OECD ülkeleri olmak üzere, geliŞmekte olan bazı
ülkelerden daha geri bir pozisyondadır.
Bugün, IŞveç, Norveç, Danimarka gibi
bazı ülkelerde kadınların temsil oranı %40’ları ve bakanlar kurulunda ise
%50’leri oluŞturken; ülkemizde kadınların temsil oranı TBMM’de %4.4 ve yerel
yönetimlerde %4.6 olması düŞündürücüdür. AB'nin bazı ülkelerinde kadınların
temsil oranı %40 iken; AB’ye uyum çerçevesinde, “demokratikleŞme“, “çağdaŞlaŞma“
ve “Ortadoğu’ya örnek olma" gibi demogojik sözlerinden geçilemeyen siyasi
iktidar; kadınların siyasette ve yerel yönetimlerde temsili yönünde ağırlığını
koymaları için, gerekli adımları atmamakta direnmektedir.
Kadın-erkek eŞitliğini sağlamak, olanak ve
fırsat eŞitliğini yakalayabilmek için; kadınların siyasete aktif olarak
katılımını özendirmek, kadınlar lehine pozitif ayrıcalık uygulamak ve
yönlendirici pekçok tedbirleri almak gerekir. Bunun için yapılması gereken ilk
etkinlik, en az %30’luk “kota” uygulamasıdır. Dünyanın bir çok ülkesinde baŞarıyla
uygulanan cinsiyet “kota”sı, ülkemiz için de düŞünülmelidir. Avrupa'nın bazı
ülkelerinde kadınların parlamentodaki temsilci oranı %43’leri aŞmıŞsa, bu
sonuca “kota” uygulamasıyla ulaŞılmıŞtır. Bugün, AB, OECD'ye üye ve geliŞmekte
olan bazı ülkelerde kadınlara yönelik “kota” sistemi uygulaması günceldir.
Üstelik, siyasi arenada yer alan yada yer
almak isteyen kadınların cins ezilmiŞliğine karŞı tüzüksel önlemler alarak
kadına yönelik, her türlü Şiddet olayları parti suçu sayılmalı ve gerektiğinde
cezalandırılmalıdır. KuŞkusuz, bu önlemler ne kadınların kurtuluŞunu sağlayabilir
ne de erkek eğemenliğine dayalı bir sistemi temelden değiŞtirebilir. Ancak,
bunlar eŞit ve özgür bir toplumun kurulması özleminde yaŞamın nasıl kurğulanması
gerektiğine dair bir ön adım olabilir.
Kadın ve erkek rollerinin
sorgulanmadığı bir dönüŞümün toplumsal olarak sağlanamadığı koŞullarda, kadının
toplumsal yapıda sadece cins olarak var olduğu sürece toplumu yönetmeye baŞlaması
düŞünülemez. Kadın-erkek katılımının eŞit olarak olmadığı ve diğer bir deyimle
kadınlarında en az erkekler kadar katılmadığı bir demokrasiye, gerçek demokrasi
denmez. Öncelikli olarak, tüm cinsiyetçi ayrımcılıkların son bulmasını sağlamak,
kadınların eŞitlik, özgürlük ve gerçek demokrasi yolunda verdikleri
mücadelelerini desteklemek ve yaŞamın her alanında kadın-erkek eŞitliğinin sağlanması
için uğraŞ vermek gerekir.
|