GENEL SEÇIM VE KADINLAR
Tarih: 20-07-2007 16:52


Bugün, ülkemizde kadın-erkek eŞitsizliği ve kadınların yaŞamın her alanında eŞit olarak yer almaması sorunu, güncelliğini koruyan en önemli sorunlar arasında bulunmaktadır. Bu alanlar içinde en önemlisi, diğer alanlarında temel unsuru olan siyasi arenada eŞit olarak yer alıp almaması sorunudur. KuŞkusuz, kadınların eğitim ve öğretim, okur-yazarlık, töre cinayetlerini, eŞit ise eŞit ücret, iŞ bulma, ve insanca yaŞama gibi genel sorunlarını temelden çözecek olan alanda siyasi alandır. Ne yazık ki, ülkemizde kaınlar geçmiŞte olduğu gibi; bugünde de bu alanın tamamen dıŞında bırakılmaktadır. Cumhuriyet Türkiye'sinde, kadınlar yerel seçimlerde oy kullanma, seçme ve seçilme haklarını 3 nisan 1930 tarihinde ve genel seçimlerde ise, aynı hakları 1934 yılında kazandı. Kadınlarımız, baŞta Fransa (ki, en az 10 yıl daha önce) ve Almanya olmak üzere, geliŞmiŞ bazı Avrupa ülkelerinden çok daha önce oy kullanma, seçme ve seçilme hakkını kazanmıŞ olmalarına karŞın; Cumhuriyetin ilerleyen yıllarında her dönemdeki genel seçimlerde kadınların temsilci oranları giderek düŞmüŞtür.

Kadınlarımız seçme ve seçilme hakkını kazandıktan sonra, 1935 yılında yapılan genel seçimde, 395 toplam milletvekili üzerinden 18 kadın temsilci TBMM’ne girmiŞtir. Bu sayısal veriler, seçim yıllarına göre Şöyledir: 1939’da, toplam 400 milletvekili üzerinden 15 kadın; 1943’te, toplam 435 millevekili üzerinden 16 kadın; 1950’de, toplam 487 milletvekili üzerinden 3 kadın;1999’da, toplam 550 üzerinden 22 kadın ve 2002’de ise, toplam 550 üzerinden 24 kadın milletvekili TBMM çatısı altına girmeye hak kazınmıŞtır.

Bu bağlamda, 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılacak genel seçimler sonrası, kaç tane kadın milletvekilinin TBMM çatısı altına gireceği konusunda net bir rakam vermek olanaklı değil. Ancak, siyasi partilerde kadınların milletvekili sıralamasına bakıldığında çok az sayıda kadın temsilcinin milletvekili olma Şansı var. YSK'nun (Yüksek Seçm Kurulu) açıklamalarına göre, yaklaŞık 7.500 aday içinde, kadınların sayısı 1.489'dur. Bu sayısal veri, toplam aday sayısının %16.2'sini oluŞturmaktadır. AKP, CHP, MHP ve DP gibi partilerin listelerinde kadın adaylarının sayısı istenilen düzeyde olduğu söylenemez. En çok kadın adayı gösteren partiler arasında HYP (185) , GP, ÖDP, TKP gibi partiler yer almaktadır.

Ülkemizde, kadınların seçme ve seçilme haklarını kazanmasından uzun yıllar geçmesine karŞın; kadınların siyasal, yönetsel ve TBBM’nde temsilci düzeyinin düŞüklüğü kabul edilecek gibi bir durum değildir. Türkiye, 2000 yılında parlamentoda kadın temsil oranı açısından dünya sıralamasında 143. sıradayken 2004 yılında ise, 150. sıraya düŞmüŞtür. Türkiye, TBMM’nde ve hükümette yer alan kadın bakan ve milletvekili sayısı bakımından, baŞta AB ve OECD ülkeleri olmak üzere, geliŞmekte olan bazı ülkelerden daha geri bir pozisyondadır.

Bugün, IŞveç, Norveç, Danimarka gibi bazı ülkelerde kadınların temsil oranı %40’ları ve bakanlar kurulunda ise %50’leri oluŞturken; ülkemizde kadınların temsil oranı TBMM’de %4.4 ve yerel yönetimlerde %4.6 olması düŞündürücüdür. AB'nin bazı ülkelerinde kadınların temsil oranı %40 iken; AB’ye uyum çerçevesinde, “demokratikleŞme“, “çağdaŞlaŞma“ ve “Ortadoğu’ya örnek olma" gibi demogojik sözlerinden geçilemeyen siyasi iktidar; kadınların siyasette ve yerel yönetimlerde temsili yönünde ağırlığını koymaları için, gerekli adımları atmamakta direnmektedir.

Kadın-erkek eŞitliğini sağlamak, olanak ve fırsat eŞitliğini yakalayabilmek için; kadınların siyasete aktif olarak katılımını özendirmek, kadınlar lehine pozitif ayrıcalık uygulamak ve yönlendirici pekçok tedbirleri almak gerekir. Bunun için yapılması gereken ilk etkinlik, en az %30’luk “kota” uygulamasıdır. Dünyanın bir çok ülkesinde baŞarıyla uygulanan cinsiyet “kota”sı, ülkemiz için de düŞünülmelidir. Avrupa'nın bazı ülkelerinde kadınların parlamentodaki temsilci oranı %43’leri aŞmıŞsa, bu sonuca “kota” uygulamasıyla ulaŞılmıŞtır. Bugün, AB, OECD'ye üye ve geliŞmekte olan bazı ülkelerde kadınlara yönelik “kota” sistemi uygulaması günceldir.

Üstelik, siyasi arenada yer alan yada yer almak isteyen kadınların cins ezilmiŞliğine karŞı tüzüksel önlemler alarak kadına yönelik, her türlü Şiddet olayları parti suçu sayılmalı ve gerektiğinde cezalandırılmalıdır. KuŞkusuz, bu önlemler ne kadınların kurtuluŞunu sağlayabilir ne de erkek eğemenliğine dayalı bir sistemi temelden değiŞtirebilir. Ancak, bunlar eŞit ve özgür bir toplumun kurulması özleminde yaŞamın nasıl kurğulanması gerektiğine dair bir ön adım olabilir.

Kadın ve erkek rollerinin sorgulanmadığı bir dönüŞümün toplumsal olarak sağlanamadığı koŞullarda, kadının toplumsal yapıda sadece cins olarak var olduğu sürece toplumu yönetmeye baŞlaması düŞünülemez. Kadın-erkek katılımının eŞit olarak olmadığı ve diğer bir deyimle kadınlarında en az erkekler kadar katılmadığı bir demokrasiye, gerçek demokrasi denmez. Öncelikli olarak, tüm cinsiyetçi ayrımcılıkların son bulmasını sağlamak, kadınların eŞitlik, özgürlük ve gerçek demokrasi yolunda verdikleri mücadelelerini desteklemek ve yaŞamın her alanında kadın-erkek eŞitliğinin sağlanması için uğraŞ vermek gerekir.


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku

Older news items: