Kadrolaşma
Tarih: 04-07-2008 13:01


Bugün, başta Milli Efiitim Bakanlıfiı’nın bütün kademeleri ve birimleri olmak üzere, öteki devlet kuruluşlarının önemli bir kesiminde kendi alanlarında uzmanlık, deneyim ve kariyer sahibi olma gibi ölçütlerin yerini; tamamen partizanlık, ideolojik dayatma ve kamplaşmalar almıştır. Devletin efiitim kurumları ve yönetim mekanizmaları, yeterli düzeyde olmayan şeriatçı, ırkçı güçler ve kadrolar tarafından doldurulmuştur. Yönetici olmak için ilke olarak normalde sınavda başarılı olma, uzmanlaşma, deneyim, mesleki yaşamda başarılı olma, kendi alanlarında mesleki pedagojik formasyonu alma ve staj yapma gibi nitelikler aranmasına karşın; malesef günümüz Türkiye’sinde bu nitelikler yöneticlikte hiç aranmıyor hale gelmiştir. Ne yazık ki, aranan tek bir Şey var o, da “Türk-Islâm Sentezi”’ni özümsemiŞ ve benimsemiŞ olmak, ırkçı, gerici, bağnaz ve Şeriat yanlısı olmaktır. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse, özellikle büyük kentlerde okul yöneticiliği “parayı veren düdüğü çalar” hesabı parayla belirlenir bir duruma gelmiŞtir. Bu durumun temelden önlenmesi içinde, herhangi bir etkinliğin yapılmaması ve yapılan çeŞitli etkinliklere karŞıda olabildiğince göz yumulması üzücü ve utanç verici bir durumdur.
    Milli Eğitimı Bakanlığı yetkilileri, eğitim ve öğretim kurumlarına müdür ve yönetici olarak atanacaklardan “yönetim alanında lisans veya lisans üstü eğitim görmüŞ” ve “ deneyimli” olması dikkate alınması gerekirken; bugünkü yöneticilerin büyük bir kesimi bu niteliklerden  yoksundur. Şeriat yanlısı bir düzen kurma özlemeleri duyanların ve irtica olayının artmasında önemli rol oynayan eğitim kurumlarında çalıŞan yöneticilerin, öğretmenlerin ve diğer çalıŞanların, bakanlık üst birimlerinde çalıŞan yönetici ve kadroların önemli bir kesimini; baŞta çeŞitli tarikat mensupları olmak üzere ırkçı, Şeriatçı ve “Türk-Islâm” sentezi yanlısı insanlar oluŞturmaktadır. Bu kadrolarla, nasıl demokratik Türkiye’nin bilinçli yurttaŞları yetiŞecek ve 8 yıllık kesintisiz temel öğretim uygulanmasında baŞarılı olunacak, nasıl eğitim-öğretim ve devrimci öğretmen yetiŞtirme sorunları temelden çözülecektir? Üstelik, en önemlisi de laik ve demokratik eğitim ve tam bağımsız Türkiye özlemi nasıl gerçekleŞecektir? Konuya duyarlı olan herkesin, bu sorular üzerinde biraz düŞünmesi ve çeŞitli arayıŞlar içine girmesi gerekir.
    Eğer, bu sorunlar karŞısında vurdumduymazlık içinde olunur, gerekli yasal önlemler süresinde alınmaz ve bu durum böyle giderse; Türkiye’nin yavaŞ, yavaŞ bir Iran ve Suudi Arabistan gibi bir ülke olma tehlikesiyle karŞı, karŞıya kalacağı söz konusudur.  Nitekim, MGK (Milli Güvenlik Kurulu) tarafından, dönemin BaŞbakanı ve bugünkü CumhurbaŞkanı Abdullah Gül ve bazı bakanlara verilen bir ‘Brifing’’te; ülkemizde laiklik karŞıtı Şeriatçı kadrolaŞmaya ve irticai geliŞmelerle ilgili konulara ayrıntılı olarak yer verilmiŞtir. Brifing’de, irtica olayının  tanımı ” dini alet ederek kurulu düzeni yıkıp onun yerine dini esaslara dayalı bir düzen kurmak”tır Şeklinde açıklandı. Bununla beraber, Brifing’de “8 yıllık zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması, irticai sermayenin teŞvik edilmemesi, kılık-kıyafet kararnamesinin aynen uygulanması ve değiŞikliğe gidilmemesi”ne iŞaret edildi.
    Bugün, ülkemizde pekçok yalan ve demogojilerle iktidar koltuğuna oturan AKP’nin; yöneticilerinin, bakanlarının ve milletvekillerinin önemli bir kesiminin üye olduğu ya da yöneticisi olduğu Islâmcı Vakıflar iktidarlarını korumaktadır. DIB (Diyanet IŞleri BaŞkanlığı) gerici ve çağdıŞı bir zihniyetin sultası altına girmiŞtir. Devlet içindeki, Şeriatçı ve ırkçı örgütlenmeler önemli ölçüde artmıŞ ve giderek güçlenmiŞtir. Dinsel içerikli derslerin öğretim kurumlarında zorunlu olarak yer alması, laik ve demokratik eğitimin temelini oluŞturan “eğitim ve öğretim birliği” yasası’nı tamamen askıya almıŞtır. Devletin etkin desteğiyle dinsel örgütlenme, Şeriatçılık ve ırkçılık toplumsal yapımızda; üstesinden gelinmesi güç olan önemli bir sorun oluŞturmuŞtur.
    Bununla beraber, 28 Şubat 1997 tarihinden beridir TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri), ülkemizde irtica tehlikesinin olduğunu açık olarak dile getirmesine karŞın, siyasi iktidarların bu konudaki duyarsızlıkları kabul edilecek gibi bir durum değildir. Bu tehlikenin önlenmesi görevi, TSK’nin görevi değildir. Bu görev, bu sorunların oluŞmasına zemin hazırlayan asıl siyasi iktidarların olmalıdır. Bu durum karŞısında, devrimci sendika ve örgütlerin, siyasi partilerin ve soruna duyarlı laik ve demokratik sivil toplumsal güçlerin duyarlı olması gerekir. Bu tehlike karŞısında, siyasi partilere, devrimci, demokratik kitle örgütlerine ve sendikalara, sivil toplumsal örgütlere ve toplumsal baskı gruplarına önemli birer sorumluluk düŞmektedir.  
    Ülkemizde, bazı kesimler tarafından içinde bulunduğumuz bu çıkmazlar, malesef   kabul edilmemekte ve amaçlı olarak saptırılmaya çalıŞılmaktadır. Bu sorunların temelden çözülmesini, bundan 85 yıl önce emperyalist ülkelere karŞı savaŞım sonucunda kurululan Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarını, limanlarını ve hava alanlarını; bugün Ingiliz ve Amerikan emperyalizminin ve Israil siyonizminin Orta-Doğu’daki petrol, siyasi, ekonomik ve diğer çıkarlarına peŞkes çeken AKP iktidarından beklemek süre kaybetmekten baŞka bir kazanım sağlamaz. Bu sorunların üstesinden gelinmesinde rol oynayacak olan insanlar, Türkiye’nin tam bağımsızlığını savunan “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi, Petrol için savaŞa hayır, SavaŞa evet demek vatana ihanetliktir, Amerikan kuklası olmak istemiyoruz, YaŞasın Halkların KardeŞliği” gibi sloğanlar atarak sesini duyurmaya çalıŞan milyonlarca; yurtsever, devrimci, demokrat, sosyalist ve aydın insanlardır.               


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku

Older news items: