Bugün, ülkemizde sünni inancından olan çoğunluğun ve egemen sınıfların tercihleri doğrultusunda bir din politikası uygulanmaktadır. Özünde yanlış olan bu politikayla, başta 20 milyon Alevi inancından olanlar olmak üzere öteki inanç gruplarındaki bütün kültürel unsurlar dışlanmaktadır. Devlet, yıllardır başta Alevi inancında olanlar olmak üzere diğer azınlık inanç gruplarındaki insanların “asimilasyon”a uğramaları için din dersleri, kuran kursları ve Alevilerin yoğun olduğu yerlere cami yaparak Alevilere ve diğer inanç gruplarına karşı bir “sünnileştirme” politikası uygulamıştır. Süreç içinde, bu insanları toplumsal yapıda sürekli dışlamıştır. Laik ve demokratik devlet, hiç bir dinin devlet ya da toplumsal yapıyı biçimlendirip yönlendirmesine olanak tanımayan, bütün inançlara eşit düzeyde bakan ve özgürlük tanıyan, herhangi başka bir inançtan olanların özgürlüğünü engellemek isteyenlere karşı gerektiğinde etkin bir şekilde müdahale etmesini bilen devlettir. Laik ve demokratik bir devletin inançlar karşısında eşit mesafede davranması gerekirken, ülkemizde devlet bir inanç grubunu alabildiğine desteklemiş ve diğerlerini olabildiğince dışlamıştır. Bu politikanın uygulayıcısı olan devletin resmi kurumlarından, başta DİB olmak üzere, MEB ve öteki kuruluşlar sayılabiliir. Bu konuyla ilgili olarak öncelikle yapılması gereken, sünni inancının dışındaki inançlara ters düşen ve devlet eliyle yapılan uygulamaların tamamen ortadan kaldırılması gerekir. Laik olduğunu lanse eden bir devletin, eski DİB Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz bile, “Diyanetin yeniden yapılanması, devletin dine, dinin devlete karışmaması, devletin dinden elini tamamen çekmesi gerektiğine” işaret etmektedir. Hatta, 12 Eylül 1980 tarihindeki askeri darbenin dini olumsuz yönden etkilediğini bile vurgulamaktadır. Devletin laik ve demokratik yapısıyla bağdaşmadığından, inanç grupları arasında “ayrımcılığı” ve eşitsizliği beraberinde getirdiğinden dolayı, MSB (Milli Savunma Bakanlığı), İİB (İç İşleri Bakanlığı), DIB (Dış İşleri Bakanlığı), UB (Ulaştırma Bakanlığı), STB (Sanayi ve Ticaret Bakanlığı), KTB (Kültür ve Turizm Bakanlığı) ve MEB’ından sonra devletin en çok bütçesine sahip olan DİB’nın kesinlikle kapatılması; ne şekilde olursa olsun, dinsel ağırlıklı derslerin bütün öğretim kurumlarında tamamen kaldırılması gerekir. Laik ve demokratik bir eğitimde, dinsel içerikli dersler olmaz tezinden yola çıkarak devletin eğitim kurumları laik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ulusal gelirden DİB’na 1997 yılında, 66 trilyon 751 milyar 962 milyon TL ayrılırken; bu miktar 2008 yılında, 1.221.605.000 YTL’na yükseleceği ileri sürülmektedir. Aynı yıl, ETKB’na (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı) ayrılcak bütçe ise, 249.296.000 YTL. DİB’na ayrılan bütçe, ETKB’nın bütçesinin yaklaşık 6 katıdır. Bu demektir ki, DİB’nın bütçesi, ETKB’nın bütçesinden olduğu gibi, diğer bakanlıkların bütçesininde en az birkaç katıdır. Bu bütçe, sadece hanefi “Sünni” inanç grubunun istemlerine ve gereksinmelerine yanıt verdiği; Alevi inanç grubu başta olmak üzere, diğer inanç grupların bu bütçeden pay almadıkları ve dışlandıkları tartışma götürmez bir gerçektir. Bu bütçeyle, neler yapılmaz ki, biliyor musunuz? 2007-2008 öğretim yılı başlamasına karşın, günümüz Türkiye’sinde güncelliğini koruyan okulu olmayan ve derslik sorunu yaşayan on binlerce yerleşim biriminin bu sorunu çözülebilir, bilgisayar ve teknolojik aletlerle donatılabilir, okul araç ve gereçleri tamamlanabilir; en önemlisi eğitim ve öğretim kurumlarında yüz binlerce öfiretmen açığı giderilebilir, yaklaşık bir milyona yakın okul yaşı çağındaki çocuğa eğitim ve öğretim yapabilme olanağı sunulabilir; eğitim ve öğretimin genel sorunları, sağlık ve sosyal güvenlik gibi önemli sorunlar temelden çözülebilir. Prof. Dr. Ali ARAYICI Paris |