ALMANYA NEREDEN/2 - Haçlı Seferleri ve Avrupa'nın Orta Çağı
Tarih: 06-07-2007 11:05


ALMANYA NEREDEN / 2

Haçlı Seferleri ve Avrupa’nın Orta Çağı

Doğu Roma İmparatorluğu 11. yüzyıla kadar İslamın ilerleyişine karşı duran Avrupa’daki tek devletti. 11. yüzyıl ortalarında Anadolu’da geniş topraklar Türklerin egemenliğine geçtiği zaman, asker ve yiyecek deposunu kaybetti ve çöküş sürecine girdi. Doğudan gelen yayılmaya artık kalkan olamıyordu ve taht kavgaları ile yönetim sorunları yaşıyordu.(1)

10. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da monarşiler güçlendi ve mutlakiyetçilik hakim oldu. Görece verimli tarım yapılması bu ülkeleri zenginleştirdi. Avrupa’nın batısında ticaret de gelişiyordu.

Doğu Cermen imparatorluğu ise aynı gelişmeyi yaşamadı. Belirli ölçüde bir ilerleme olmakla birlikte İngiltere ve Fransa’ya göre yerinde saydı. Bu yüzden önüne hedef olarak Akdeniz’i koymuştu. Kıta Avrupasındaki bütün öznel gelişmelere rağmen Doğu ile ilişkinin güzergahı olan Akdeniz olmadan, bu yolu Doğu uygarlıkları ile temas için kullanmadan, doğu ile ticaret kanalları yaratılmadan daha fazla ilerleme ve gelişme olamıyordu ve olamayacaktı. İmparatorluk İtalya’ya sarktı, Roma’yı canlandırmaya çalıştı. Ancak Doğu Akdeniz’de de hakim olmak, en azından orada biraz etkin olmak gerekliydi. Bunlar sağlanmadan hiç bir şey istendiği gibi iyiye gidemiyordu.

İnsanları kandırmak kolaydı. Hıristiyanlık da devredeydi. Bütün Avrupa krallıkları ve devletler aynı hedef etrafında birleşti. Doğuya gidebilmek için „Kutsal Topraklar“ edebiyatına sarıldılar. „Kutsal Kudüs“ün Türklerden „kurtarılması“, bu yüzden „kutsal savaş“ın yürütülmesi gerekiyordu. Ayrıca şövalyelik gelenekleri, anlayışları ve saplantıları işleri kolaylaştırıyor, ün ve kahramanlık sanı için soylular sıraya giriyordu. Ekonomik ve siyasi bakımdan gelişemeyen küçük prenslikler Doğunun zenginliklerinden pay kapmak ve böylece kendilerini kurtarmak istiyorlardı.

Gövdesini Frank krallıklarının, en büyük kitlelerini Cermen kabilelerin oluşturduğu Haçlı Seferleri, Papalığın ve Kilisenin kışkırtmalarıyla 1095’te başladı. İlk üç sefer Doğu Frankların ağırlık taşıdığı seferlerdi. 3. Haçlı Seferi (1189-1192), sefer sırasında Akdeniz kıyısındaki Göksu Nehrine düşüp boğularak ölen Doğu Frank devletinin Hohenstaufen sülalesinin başı Cermen imparatoru Frederick Barbaros (I. Friedrich, 1122-1190) önderliğindeydi. Kudüs’ü 1229’da İmparator Friedrich von Hohenstaufen (II. Friedrich, 1194-1250) teslim aldı.

Savaşların esas sonucu yenilgiler olmasına ve „Haçlılar“, Selçuklularla bölge devletleri ve beylikleri tarafından tam olarak püskürtülmesine rağmen, 200 yıl süren Haçlı Seferleri Avrupa’nın gelişmesinde çok önemli bir rol oynadı. Haçlı Seferleri sırasında ve sonrasında çok verimle işleyen Akdeniz ticaret yolları, Avrupa’nın, özellikle Akdeniz Avrupasının ve Almanya’nın zenginleşmesini sağladı. Doğunun Avrupa’dan ileri olan her şeyi Avrupa tarafından öğrenildi, alındı ve benimsendi. Bunlar, gerçek bir kültürel devrimin ve bilimsel gelişmelerin başlatıcısı oldular. Doğu ve batı Franklar, Türklerden ve Araplardan çeşitli endüstriyel üretim teknikleri (kağıt imalatı, sabun üretimi, deri işleme, dokumacılık, damıtma vb.), verimli tarımcılık ve yenilikler (aşı, sebzelerin konservelenmesi, meyvaların kurutulması, bodur bitki yetiştirme, çiçekçilik, bahçecilik, bostancılık, ipekçilik, keten, kenevir, pamuk ekimi, kümes hayvancılığı vb.) öğrendikleri gibi, birçok mevya, sebze ve otu (kavun, karpuz, portakal, kayısı, şeftali, armut, elma, nar, zeytin, sarmısak, kuşkonmaz, patlıcan, nane vb.) da tanıdılar ve ülkelerine götürdüler. Güvercinlerle posta sistemi kurulduğunu, temizlenmenin günlük hayattaki önemi ve düzenini, Arap sayıları ve ondalık sistemle her şeyin kolaylıkla hesaplanabildiğini, anestezi ve bazı tedavi yöntemlerini (örneğin, iltihapların iyileştirilmeleri), çeşitli tıp alet edevatıyla ameliyatlar yapılabildiğini, arıcılık diye bir şey olduğunu ve arılardan bal elde edilerek balın evlerde saklanabildiğini ve gerektiğinde kullanıldığını hayretle görmüşler ve bunların hepsini Avrupa’ya taşımışlardı.(2)


Avrupa’nın Karanlığı, Ortaçağın Vahşeti

Haçlı Seferleri Avrupa’daki bütün yönetimler için, aynı zamanda, huzursuzlaşmış ve yabancılaşmış yoksul kitlelerin talep ve baskılarından kurtulmanın bir aracı olmuştu. Seferler sırasında, bütün Avrupa kırılıyordu ama yoksulların yarattığı „zorluklar“ bu yüzden fazla önem taşımadı ve fazla zarar veremedi. Ancak, seferlere önderlik eden rahiplerle soylulara karşı sonradan ortaya çıkacak büyük tepkiler oluştu. Mesihçi ve ihtilalci hareketler dönemi başladı. Dinsel motifler etrafında dönüp duran bu mistik canlılık, yalnız Almanya’nın değil Avrupa’nın da gelecek tarihini biçimlendirecekti.

Almanya’daki „Çobanlar Hareketi“nin „haçlı seferi“ne („Çobanların Haçlı Seferi“), dinsel ve tansıksal motiflerle kitleleri etkileyen Jacop adlı kaçak bir papaz önderlik ediyordu. Şiddet uygulamaktan hiç kaçınmayan hareket, cezalandırmalarıyla ünlendi, yüzlerce din adamını öldürdü ve her yerde yöneticileri yıldırdı.

„Kendilerini Kamçılayanlar“ hareketi, kendi icatları olan kanlı dinsel ritüellerle ünlendi. Mesihe özenen önderleri Konrad Schmid yeniden doğduğunu iddia ediyor, kıyamet günü edebiyatı yapıyordu. Harekete taraftar on binlerce köylü çalışmayı reddetti, kiliseleri yağmaladı ve kilise örgütlenmelerini dağıttı. Çok büyük baskı gördükleri için zaman zaman yeraltına çekildiler ama 200 yıl boyunca tepkili ve tahripkar varlıklarını sürdürdüler.

Bohemya’daki Huss hareketi, Papalığın ve bölgedeki bütün iktidar sahiplerinin ortaklaşa yürüttükleri savaşlarla ezilebildi. Önder John Huss (1373-1415) Papaya karşı bir din reformcusu olarak hareketinin kilise mülklerine el koymasını savundu ve bunu gerçekleştirdi.

Hussçuların kovalanmaları ve zalimce yakılmaları çevre ülkelerde „Tanrının düşmanları“na karşı yeni hareketlerin ortaya çıkmasına yol açtı. Adlarını Zeytin Dağındaki Tabor’dan alan ortaklaşmacı ve komüncü Taboritler, Usti adlı bir kasabada iktidar bile kurdular.

Meryem Anayı „gören“ Hans Böhm’ün hareketi, sınıfları ve rütbeleri yokettiğini ilan eden „Kutsal Gençler“ hareketi gibi kitlelerin toplandığı hareketler, yalnızca zenginliğin ve baskının yok olacağı yolundaki söylem ve özlemlerle yetinmiyor, askeri olarak da örgütleniyorlar, kiliseyi ürküttükleri kadar dine uzak duran siyasal güçleri de ürkütüyorlardı.(3)

Daha ölmeden önce, başarıları, tutkulu hevesleri, gözüpekliği ve etkili kişiliğiyle efsaneleşen“Kudüs Fatihi“ İmparator II. Friedrich, ölümünden sonra dünyayı kurtaracak bir mesihe dönüşmüştü. Lakabı artık „Kurtarıcı“ydı ve „uyanıp“ geri dönecekti. Ancak geri dönmesini bekleyemeyen yüzlerce kişi on yıllar boyunca kendilerinin şahsında „imparator“un geri döndüğünü söyleyecek ve hepsi yakalandıkça yakılacaktı. Bütün bu yüzlerce mesihin kendilerine verdikleri görev, Papayı ve bütün papazları öldürmekti.

Merkezinde Almanya’nın olduğu bütün bu gelişmeler, Reformasyonun neden Almanya’da olduğunu belirli ölçüde açıkladığı gibi, Reformasyona giden yolun taşlarının tarihçe nasıl döşendiğini de göstermektedir.

Soyluların daha itibarlı ve güçlü olmak için din adamlığına soyunmaları, kilisenin ve din adamlarının etkisini artırmıştı. 11. yüzyılda soylu kökenli papazlara piskoposluk yolu açıldı. Din adamları siyasal sorumlular olmuşlar, denetlenemez yetkiler, savaşlarda bile yerel yöneticilerden fazla işlev kazanmışlardı. Artık, diplomatlar, elçiler, hakimler ve imparatorluk danışmanları onlardı. Doğaldır ki Kilisenin serveti de gelişmeye koşut olarak inanılmaz ölçülerde büyümekteydi. İmparator Kiliseyi denetliyor, Kilise imparatora dayanak oluyor ve papazlar halk üzerinde yönetme ve yargı erkine sahip oluyordu.

1231 yılında, din adamlarının ve yerel beylerin yetkisi dahilindeki soruşturma, koğuşturma ve işkence, Papalığın örgütlediği Engizisyon tarafından yapılmaya başladı. Avrupa tarihinin en önemli kurumlarından olan Engizisyon, bütün Avrupa’ya yayıldı. Hem Kilisenin, hem de Kiliseye karşı yerel güçlerin Hıristiyan tarikatları bütün Avrupa’yı kapladı.

Mainzlı Johannes Gutenberg (139[?]-1468), matbaa makinesinin ilk hali olan bir araç yaptı. Kilisenin buluşunu onaylamayacağını düşünüyordu ve bu yüzden ilk bastığı „Kitabı Mukaddes“ oldu (1455). Ancak gene de Kiliseye yaranamadı ve baskı makinesi olumlu bulunmadı. Çünkü Kilise, hem İncil’den sonra başka şeylerin de basılacağını, bu başka şeylerin kendi zararına olacağını ve –haklı olarak– bu gelişmeyi önleyemeyeceğini görmüş, hem de çok sayıda basılan İncil’le, kolaylaşan çoğaltma yoluyla dinsel mekanizmaların daralacağını ve güçsüzleşeceğini anlamıştı. Her kilise, manastır ve dini eğitim kurumunda kitap çoğaltma ekipleri bulunuyordu; bunların işi bitecekti. Ayrıca kültür dünyasındaki tekeli, hakimiyeti ve belirleyiciliği ortadan kalkacaktı. Fransa, İtalya gibi ülkelerde dini kuruluşlar dışında kitap çoğaltma atölyeleri vardı ve birçok yerde bunlar dini kuruluşların elyazmacılığını geride bırakmıştı ama Almanya’da elyazmacılığı Kilisenin tekelindeydi.(4)

Kilisenin yetkilerinin ve ağırlığının artması, yönetsel işlevler edinmesi, piskoposların ve din adamlarının egemenlik alanlarını belirlemeleri konusunda insiyatif geliştirmelerine yol açtı. Bunun doğal sonucu, prenslere rakip olmalarıydı. Bu ise, Almanya’nın her tarafında yüzyıllar boyunca sürüp gidecek çatışmaların, giderilemez parçalanmışlığın nedeni olacaktı.

15. yüzyılda Avrupa, kaynamakta ve kendini yemektedir. Halk ayaklanmaları, iç savaşlar, dış savaşlar her yere yayılmıştır. Saraylarda komplolar, hanedan savaşları, hanedan evlilikleri, hanedanlar arası evliliklerle ilhaklar, hepsi birbirini kovalar.

Bizans, küçülmüş, daralmış, çözümsüz sorunların içine düşmüştür. Yeni kurulmuş Osmanlı devleti, Trakya’yı geçmiş, Tuna Nehrine dayanmış, Doğu Roma „İmparatorluğu“nu adeta çember içine almıştır. Siyasal yönde hızla gerilediği bu dönemde Bizans kültürel bakımdan hem zirvesini yaşamaktadır, hem de Avrupa’da benzeri görülmemiş bir gelişme göstermiştir.(5)

Konstantinopolis’in Türklerce fethiyle Avrupa’da yer yerinden oynayacaktır. Ancak yeni gelişen genç merkezi devlete karşı dağınık, geri ve bunalımlı Avrupa’nın henüz hiç bir şansı yoktur. Osmanlı Balkanlarda ve Akdeniz’de yayılırken Avrupa yalnızca seyretmekte ve iç „düşman“larla, Yahudilerle ve din „sapkın“larıyla uğraşmaktadır. Bir çağı kapatan ve yeni bir çağ açan Fetih, Avrupalılara 300 yıl önceki „büyük düşman“larını, Türkleri tekrar göstermiştir. En yakında olmasından olsa gerek, bu düşmanlık, Haçlı Seferlerinde olduğu gibi, en fazla Alman devletlerindedir.

Avrupa’daki en koyu Türk düşmanlığını, Haçlılardan aldığı mirası değerlendiren Saksonyalı Alman felsefe doktoru, din ve dilbilgini Luther 16. yüzyılın başında yapacaktır.

Konstantinopolis’in İstanbul olmasıyla kapandığı varsayılan, olumsuzluğu, geriliği ve ilkelliği ifade eden Ortaçağ, Almanya’da ve kuzey ülkelerinde daha bir süre devam edecektir.

NOTLAR

 

(1) Steven Runciman, Konstantinopolis Düştü / 29 Mayıs 1453, Doğan Kitap, İstanbul 1999, s. 14-16.

(2) Bu konularda geniş bilgi için bkz. Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi (TTK, Ankara 1998), Jonathan Riley-Smith, Haçlılar Kimlerdi? (Bileşim Yayınevi, İstanbul 2004), Amin Maalouf, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri (Telos Yayıncılık, İstanbul 1997), Bernard Lewis, Uygarlık Tarihinde Araplar (Pegasus Yayınları, İstanbul 2006) ve August Bebel, Hz. Muhammed ve Arap-İslam Kültürü Dönemi (Bordo Siyah Klasik Yayınlar, İstanbul 2004).

(3) Marvin Harris, İnekler, Domuzlar, Savaşlar ve Cadılar, İmge Kitabevi, Ankara 1995, s.190-196.

(4) 15. yüzyıl sonunda bütün Avrupa’da 6 milyon kitap basılmıştı ve bunların yalnızca 30 bini dinle ilgili kitaptı. Reform hareketinde matbaanın önemi gösteren olgu ise, 1518-1524 döneminde Almanya’da basılan kitap sayısının yedi kat artmış olmasıdır.

(5) S. Runciman, 1999, s. 17-18.

 

 

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA

 

 

H. Boockmann, H. Schilling, H. Schulze, M. Stürmer, Mitten in Europa – Deutsche Geschichte, Sammlung Siedler, Berlin 1992.

„Die Erfindung der Deutschen – Wie wir wurden, was wir sind“, Der Spiegel, Nr.4-8, 22.1.2007 – 17. 2.2007.“

„Die Geschichte der Deutschen – Von den Germanen bis zum Mauerfall“, Stern, Nr.45-52, 2.11.2006 – 11.11.2006.

Harold James, Deutsche Identität, 1770-1990, Campus Verlag, Frankfurt/Main 1991.

W.H. McNeill, Dünya Tarihi, Kaynak Yayınları, İstanbul 1985.

Barrington Moore Jr., Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri / Çağdaş Dünyanın Yaratılmasında Soylunun ve Köylünün Rolü, Verso Yayınları, Ankara 1989.

Hüseyin Salihoğlu, Alman Kültür Tarihi, İmge Kitabevi, Ankara 1993.

 

 


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku