|
Çeviri, özetleme ve yorum: Dr. Yavuz Dedegil, Almanya - Alman “Bertesman Vakfının” son strateji raporuna göre, Almanya’nın en etkili özel Think-Tank grubu, “AB-üyesi küçük devletlerin, AB’ nin dış ve askeri politika alanlarındaki kararlardaki söz haklarının geniş çapta sınırlanmasını” talep ediyor. Avrupa’nın dünya çapında etkenliğinin artırılması konulu raporda, diğer önlemler arasında, AB’nin bütün güvenlik sorunlarını yönetecek bir “Güvenlik Konseyi” kurması ve bu konseye, en yüksek askeri bütçeye sahip yedi AB-üyesinin (Almanya, Fransa, Íngiltere, Italya, Íspanya, Hollanda ve Polonya)sürekli, diğer AB-ülkelerinin ise değişmeli ve kısa süreli olarak katılması öneriliyor. Böylece AB içinde, “bağımsızlık ile güvenlilik arasında yeni dengeler kurulması” isteniyor ki, bu da, küçük AB-üyelerinin, büyük AB-üyelerinin bir çeşit “mandası” altına girmesi olarak anlaşılabilir. Bu raporda ayrıca, AB’nin geniş kapsamlı bir silahlanmaya giderek, ABD ile rekabet yapacak düzeye gelmesi tavsiye ediliyor. AB ülkeleri şu anda, dünya çapında etken olmak yerine, birinci derecede “fakirlikle mücadele” içinde oldukları için, propaganda kampanyaları ve kararlı bir yönetim gereğini vurguluyorlar. Bertelsman Yayın Holdingi’nin "Beyond 2010 - European Grand Strategy in a Global Age" isimli bu raporunu hazırlayan uzmanlar, 1999 dan beri sürekli çalışmaktalar. Bu Grubun birçok raporları geçen senelerde Brüksel’in politikalarını yönlendirmiştir. „Şimdi veya hiç“ sloganı altındaki bu çalışmada, AB ülkelerinin birlikte çalışmalarının hızla güçlendirilmesi isteniyor. Gerçekte bu çalışma, muhtemel tehlikelerden korunmaktan ziyade, ABD’nin hali hazırdaki zayıf durumunda AB’nin dünyadaki etkenliğininasıl güçlendirme ve Çin’in daha da ilerlemesini önleme amaçlarını güdüyor. Bu uzmanlar, Atlantik ötesi politikalarda ABD’nin öncülüğünün artık kalmadığını ve ABD’nin Avrupa’yı artık güdülen bir güç değil, bir stratejik partner olarak kabul etmesi gerektiğini yazıyorlar. Bu gereksinimler arasında özellikle güçlü bir dış politika, yüksek bir silahlanma ve ayrıca da, büyük bir „gizli istihbarat servisinin“ kurulması var. Küçük AB-üyelerinin bağımsızlığı, askeri alanda da sınırlanıyor. Gelecekteki askeri müdahelelerde büyük AB-üyelerinin maddi yükünü azaltmak için, küçük AB-üyelerinin de finansmana katılması öngörülüyor. AB-ülkelerinin silahlanması da bundan sonra merkezi olarak yönetilecek. Silahlanma çerçevesi içinde, hedefini kendi bulan mermiler, pilotsuz savaş uçakları, uydulara yerleştirilmiş roketler, roket savar füzeleri dahil, her çeşit silah öngörülüyor. Bertelsman Holdinginin Vakfı yıllardır Avrupa‘nın bir “super güç” olmasını savunmaktadır. AB’de yaşayan insanların yüzde 43 ü ise, işsizlik ve fakirlikle mücadeleyi en önemli görev olarak görüyor. Halkın sadece yüzde beşi, dünya çapında bir güçlenmeye önem veriyor. YORUM: Sovyetler Birliği 1990 da çökünce, ABD artık dünya’ya tek başına hakim olma iddiasının karşısındaki son engeli de yıktığını sanmıştı. Sovyetler’den miras olarak ortaya çıkan yeni bağımsız ülkeler ise, kendilerine gelemeden, miras gibi paylaşıldılar. AB bu mirastan, Baltık ülkeleri, Çekoslovakya, Macaristan, Polonya, Slovenya, Romanya ve Bulgaristan ile çok büyük bir parça kaparak, 260 milyon nüfuslu ABD’nin karşısına, 460 milyon nüfuslu, teknolojisi yüksek, endüstrisi güçlü yeni ve Sovyetlerden daha güçlü bir rakip olarak ortaya çıktı. Aynı insanlar ve şirketler gibi, devletlerde de mevcut güç ve konulan hedefler birbirlerini karşılıklı etkilerler. 6 ülkeli bir AB, o günkü gücüne orantılı hedeflerle uğraşırken, şimdi ulaşmış olduğu güç AB’ye çok daha yüksek hedefleri, ulaşılır hale getirmiştir. Bugün maddi yönden ABD’nin neredeyse iki misli güce sahip olan AB’nin, dünya hakimiyeti konusunda da ABD’nin önüne geçmek istemesi diyalektiğe uygun bir olgudur. Bu tehlikeyi ABD de görmüş, bir taraftan AB içindeki askeri gücünü eski Yugoslavya (Bosna, Kosovo), Bulgaristan ve Romanya’ya kaydırırken, AB’nin Karadeniz bağlantısını ele geçirmeyi ve AB’yi Kafkas petrol ve doğal gazından kesmeyi denemiştir. AB ise, önceleri 2020 den önce almam dediği Bulgaristan ve Romanya’yı ani bir kararla bünyesine katarak, ABD planlarını delmeye başlamıştır. ABD, AB ye kaptırdığı bu potansiyeli dengeleyebilmek için önce Irak’ı işgal etmiş, Afganistan’ı işgal ederek Türkmenistan petrollerinin Hint Okyanusu yolunu eline geçirmiş, şimdi de Íran ve Azerbeycan petrollerine göz dikmiştir. Olay, AB ve ABD arasında bir paylaşma savaşıdır. Bu savaş bugüne kadar diplomatik ve ekonomik silahlarla sürse de, bıçak kemiğe dayandığında ateşli silahların konuşması da kaçınılmaz olabilir. Bu konuda ABD henüz avantajlı durumdadır ve AB yukarıdaki yazıda görüldüğü gibi, bu konuda da ABD’ye denk bir hale gelme çabasındadır. Bugün ABD‘nin GMS sistemini kullanan Avrupa, iki sene sonra kendi özerk GMS sistemini devreye sokmuş olacaktır ki bu, gelecek bir AB-ABD savaşının en önemli gereklerinden biridir. Bu arada Putin devrinde, Rusya yeniden politik sahneye çıkmış, ABD ve AB tehlikelerine karşı (OSZE) silahsızlanma anlaşmasını askıya alıp, Íran, Afganistan ve Irak direnişlerine yardımını arttirmıştır. Rusya ve Çin öncelikle AB ve ABD silahlı güçlerinin Asya kıtasından atılması için askeri ve ekonomik bir dayanışmaya gidip, tarihteki ilk müşterek manevralarını gerçekleştirmişlerdir. Yıllardır baş döndürücü bir ekonomik ve teknolojik gelişme içindeki Çin, nüfusu ve kaynaklarıyla, hem ABD ve hem de AB ye kafa tutabilecek düzeye varmak üzeredir. Çin ayrıca, Afrika kıtasının sessizce AB ve ABD arasında paylaşılmasını önlemek için ciddi ve başarılı çalışmalar içindedir. Çünkü, aynı BOP gibi, Afrika ülkelerinin de doğal kaynaklarına göre parçalanma projeleri mevcuttur ve bunun karşısındaki en önemli güç, Almanya’nın itiraf ettiği gibi, Çin dir. Türkiye açısından bakınca ortaya şu manzara çıkmaktadır: AB, Sovjet mirasından aldığı parsaya karşılık, zaten istemediği Türkiye’yi ABD ye terk etmek zorunda kalmıştır. Nasıl 7 AB ülkesi, diğer üyeleri bir manda yönetimine zorlamakta iseler, ABD de Türkiye’yi, din tacirleri, Fethullah ve AKP’yi kullanarak Manda yönetimi altına almıştır. ABD Türkiye’yi, dine dayanarak zorbalıkla başta duran bir avuç şeyhe sömürdüğü kaynaklardan yüzde 3 vererek elinde tuttuğu Suudi Arabistan’a çevirmek azmindedir ve bu yolda şimdilik çok da başarılıdır. Şeyh Fethullah, şeyh Tayyip, şeyh Abdullah yönetiminde, kadınları peçeli, kaynakları ipotekli Türkiye’yi hepimiz yaşayacağa benzeriz. Bu açıdan, Türkiye’nin hala bir AB üyeliği peşind koşması sadece, Türk halkının uyanmasını engelleme oyunudur ve ABD’de de sözde bunu destekler görünmektedir. Buna karşı AB, Türkiye’de haraç mezat satılan şirket ve bankaları alarak, ABD’nin Türkiye sömürüsüne ortak olma çabasındadır. Diğer taraftan, yukarıdaki raporlarda görüldüğü gibi, AB’ye girmek de, bir takım dış görünüşler dışında, bağımsızlık ve refah veya sömürü ve sefalet konusunda aynı sonuca götürecektir. AB içinde de, bir taraftan işsizlik ve sefalet günden güne artarken, ülkelerin, yöneten ve yönetilenler olarak sınıflandırılması planlanmıştır. AB de aynı ABD gibi, kendi içindeki küçük bir kapitalist kitlenin faşist yönetimine doğru gitmektedir. Türk halkının çağdaş uygarlığa ve refaha ulaşmasının tek yolu bağımsızlık, bunun, bugünkü şartlar içinde, tek yolu da, AB ve ABD tehdidi altındaki ülkelerle bir an önce güç birliğine gitmesidir. Buna, AB-ABD hegemonyasından en çok rahatsız olan Rusya ve Çin’in destek vereceğini tahmin etmek sanırım realist bir yaklaşımdır. Türkiye’nin yeniden mutlu ufuklara doğru yol alması için, AKP hükümetinin yıkılıp, ulusal bir iktidarın kurulmasından başka bir çözüm yoktur. Yazının Almanca orijinali ve kaynakları aşağıdadır:http://www.german-foreign-policy.com/de/fulltext/57128 Die Massen führen 16.01.2008, GÜTERSLOH (Eigener Bericht) - Der einflussreichste private Polit-Thinktank der Bundesrepublik verlangt eine umfassende Entmachtung der kleineren EU-Staaten auf dem Gebiet der Außen- und Militärpolitik. Dies geht aus einem soeben veröffentlichten Strategiepapier der Bertelsmann-Stiftung hervor. Das Papier, das die künftige globale Machtentfaltung "Europas" befördern soll, enthält weitreichende Vorschläge für die Formierung der EU, darunter die Forderung, einen "EU-Sicherheitsrat" zu installieren. Dem Gremium, das die gesamte Sicherheitspolitik der EU zu überwachen habe, sollen nur die sieben Länder mit dem größten Militärhaushalt dauerhaft angehören. Die restlichen Staaten hätten sich dagegen mit einer befristeten, rotierenden Mitgliedschaft zufrieden zu geben, heißt es in dem Bertelsmann-Dokument. Es sieht außerdem umfangreiche Aufrüstungsprogramme vor und strebt machtpolitische Konkurrenzfähigkeit gegenüber den USA an. Weil die Bevölkerung der EU-Staaten gegenwärtig noch der Armutsbekämpfung den Vorrang vor globaler Machtentfaltung gibt, empfehlen die Autoren des Papiers gezielte Propagandamaßnahmen und entschiedene "Führung".Das Strategiepapier, das die Firmenstiftung des Medienkonzerns Bertelsmann unter dem Titel "Beyond 2010 - European Grand Strategy in a Global Age" veröffentlicht hat, ist von der sogenannten Venusberg-Gruppe erstellt worden. Bei dieser handelt es sich um einen Expertenzirkel, der seit 1999 kontinuierlich tätig ist - ebenfalls auf Initiative der Bertelsmann-Stiftung, die als mit Abstand einflussreichster privater Thinktank der Bundesrepublik gilt.[1] Zahlreiche Konzept- und Strategiepapiere der Stiftung sind in den vergangenen Jahren zur Grundlage für politische Maßnahmen Berlins und Brüssels geworden. In der "Venusberg-Gruppe" arbeiten sechs Experten der Stiftung gemeinsam mit sieben weiteren Wissenschaftlern und Politikern aus unterschiedlichen europäischen Staaten an Blaupausen für die künftige EU-Außen- und Militärpolitik. Das jetzt vorliegende Dokument ist bereits ihr drittes umfassendes Strategiepapier.Jetzt oder nieMit der Veröffentlichung will die Bertelsmann-Stiftung eine Intensivierung der Debatte um die Gemeinsame Außen- und Sicherheitspolitik der Europäischen Union erreichen. "Jetzt oder nie" müsse die Kooperation forciert werden, heißt es in dem Papier - sonst stünden "dem europäischen Bürger akute Gefahren" bevor. Jedes Kapitel endet alarmistisch mit dem Satz: "Die Uhr tickt". Tatsächlich ist "Beyond 2010" nicht der Vermeidung von Gefahren gewidmet, sondern vielmehr der Frage, wie sich die globale Machtposition der EU vor dem weiteren Aufstieg Chinas und angesichts einer momentanen Schwäche der Vereinigten Staaten rasch befördern lässt.[2]Kein Anhang mehrWie die Autoren urteilen, sind die Grundlagen des transatlantischen Verhältnisses - die Führung der USA in der Zeit des Systemkonflikts - "nicht länger gültig". Bislang sei die europäische Politik "wenig mehr als ein Anhang zur amerikanischen Strategie" gewesen. Nun aber sei "Multilateralismus" angesagt. Die EU müsse "ein modernisiertes transatlantisches Verhältnis" mit "strategischen Optionen" entwickeln, fordert die "Venusberg-Gruppe". "Einfach gesagt: Die Amerikaner müssen offen für die Aussicht auf Partnerschaft sein; die Europäer müssen die Fähigkeiten besitzen, dies auch zu verdienen."EU-SicherheitsratZu diesen Fähigkeiten gehört den Autoren zufolge an erster Stelle eine außenpolitisch stark gestraffte und militärpolitisch hochgerüstete EU. Brüssel benötige nicht nur einen Außenminister, wie ihn der zur Ratifizierung stehende EU-Vertrag jetzt vorsieht [3], sondern außerdem einen Auswärtigen Dienst sowie "mächtige Geheimdienst-Fähigkeiten". Die "Venusberg-Gruppe" schlägt darüber hinaus die Installierung einer "Sicherheits- und Verteidigungs-Gruppe" unter dem Vorsitz des EU-Außenministers vor. Die Gruppe solle die Kontrolle über die gesamte Außen- und Militärpolitik des Bündnisses übernehmen und sich perspektivisch in einen "EU-Sicherheitsrat" transformieren.Leadership GroupDabei wird, so heißt es in dem Papier, "ein neues Gleichgewicht zwischen Souveränität und Sicherheit" zu etablieren sein. Damit ist de facto nichts anderes als eine weitgehende Entmachtung kleinerer EU-Staaten gemeint. Wie die Bertelsmann-Experten vorschlagen, sollen in der "Sicherheits- und Verteidigungs-Gruppe" nur die sieben Länder mit dem (in absoluten Zahlen) größten Militärhaushalt ständig vertreten sein; dies sind Deutschland, Frankreich, Großbritannien, Italien, Spanien, die Niederlande sowie Polen ("leadership group"). Die restlichen EU-Mitglieder sollen jeweils befristet einen rotierenden Sitz in dem Gremium erhalten. In der Zwischenzeit sind sie für die Leitung subalterner "aufgabenorientierter Arbeitsgruppen" vorgesehen, die sich mit "spezifischen Sicherheitsthemen" wie "Klimawandel" oder "Bevölkerungswachstum" zu befassen haben.Spezialkräfte, RaketenabwehrEine Einschränkung nationaler Souveränitätsrechte sieht die "Venusberg-Gruppe" auch für militärische Belange vor. Demnach sollen zur Entlastung der führenden EU-Militärmächte die kleineren Mitgliedstaaten für die "gemeinsame Finanzierung" künftiger Truppeninterventionen herangezogen werden. Die Europäische Verteidigungsagentur müsse weitere Kompetenzen erhalten, um die Aufrüstung der EU-Länder nach zentralen Vorgaben steuern zu können, heißt es in dem Papier. Vorgesehen sind Waffen nahezu aller Gattungen - von Präzisionsmunition über unbemannte Kampfflugzeuge und im Weltraum stationiertes Kriegsmaterial bis zur Raketenabwehr. "Europäische Spezialkräfte sind wesentliche Elemente für Anti-Terror-Operationen", heißt es weiter, auch die Kommandostrukturen müssten weit stärker als bisher zentralisiert und schon bald in einem "EU Operational Headquarters (EUOHQ)" gebündelt werden. Der "Venusberg-Gruppe" zufolge ruft ihr Strategiepapier "ganz gewiss nicht nach einem militaristischen Europa" - eine Bemerkung, die offenbar als Hinweis auf noch weitergehende Planungen in militärpolitischen Fachzirkeln verstanden werden muss.Öffentliche MeinungDen Autoren ist nicht verborgen geblieben, dass ihre Forderungen gegenwärtig von der Bevölkerung nur unzureichend unterstützt werden. So sprechen sich Umfragen zufolge rund 43 Prozent aller Menschen in der EU dafür aus, dem Kampf gegen Arbeitslosigkeit und Armut politischen Vorrang zu geben. Nur fünf Prozent hingegen priorisieren die weltweite Machtentfaltung der EU. "Europas politische Führer müssen gemeinsam die europäische Bevölkerung überzeugen, dass es jetzt an der Zeit ist, sich angemessen auf eine sichere Zukunft vorzubereiten, und dass das Anstrengung, Engagement und Geld kosten wird", schreibt die "Venusberg-Gruppe". Bislang "scheinen zu viele von den Führern Europas bereit, der öffentlichen Meinung zu folgen". Stattdessen müsse man "sie führen".Nummer eins"Beyond 2010" schließt inhaltlich nahtlos an vorangegangene Strategiepapiere der Bertelsmann-Stiftung und des erst kürzlich aus ihr ausgeschiedenen Politikwissenschaftlers Werner Weidenfeld an. Diese skizzieren bereits seit Jahren den Aufstieg der EU: "Die Supermacht Europa", so hieß es schon im Mai 2003, "verabschiedet sich endgültig von der Idee einer Zivilmacht und bedient sich uneingeschränkt der Mittel internationaler Machtpolitik".[4] Weidenfeld, unter dessen Ägide diese Papiere entstanden, ist erst kürzlich erneut zum einflussreichsten Politikberater Deutschlands erklärt worden.[5]german-foreign-policy.com dokumentiert Auszüge aus Beyond 2010". [1] s. dazu Umsturz, neue Folge, Höchste Ambitionen, Teilnehmer des Internationalen Bertelsmann Forums 2006, Nachkriegsballast und Netzwerk der Macht - Bertelsmann [2] Hier und im Folgenden: The Venusberg Group: Beyond 2010 - European Grand Strategy in a Global Age; Gütersloh, July 2007 [3] s. auch Richtungsentscheidung [4] s. dazu "Untergang oder Aufstieg zur Weltmacht?", "Supermacht Europa" und European Way of Life [5] Nummer Eins der Politikberatung; www.cap-lmu.de/aktuell/meldungen/2007/politikberater.php (German Foreign policy sitesinin 16.Ocak 2008 tarihli bülteninden özet alıntı)
|