KÜRTÇE ÜZERİNE
Tarih: 07-11-2008 21:58


Çağımıza uzmanlaşma çağı da denmektedir. O nedenle her alanda görüş bildirmek uzmanlarına saygısızlık sayılabilir.

            Sözgelimi dil konusu dilbilimcilere bırakılmalıdır.

            Ne var ki, ortada dilbilimci yoksa ya da seslerini duyuramıyor iseler, ister istemez bu alan da uzman olmayanlarca işlenecektir.

Nitekim Türkiye’de her alanda olduğu gibi, dil konusuna da politikacılar el atmış durumdadır. Çünkü politikacı olmak için herhangi bir konuda uzmanlık aranmadığı gibi, ‘politik başarı’nın ölçütü de her konuda görüş bildirmeye indirgenmiş bulunmaktadır.

Kuşkusuz dil konusu bilinçli olarak salt politika amacıyla da kullanılabilmektedir. Türkçe’nin başına getirilenler ile ‘Kürtçe’nin başa getirilmek istenmesinde olduğu gibi.

Türkçe’nin türkçelikten çıkarılması girişimlerine daha önceki yazılarımda değindiğim için burada Kürtçe üzerine kimi gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

Belirleyici soru şu olabilir ; Kürtçe’nin bir dil olup olmadığı dilbilimcilerce yeterince incelenmiş midir ? Hayır, incelenmemiştir; ne ki kürtçe kitapçıklar basılıp yayımlanabilmektedir.

Bildiğim kadarıyla, bir dilin dil olabilmesi için en az onbin (10.000) sözcüğe sahip olması gerekmektedir. Paris’teki Doğu Dilleri Üniversitesi’nin saptamasıdır bu. Onbin sözcük içermeyen ‘dil’ler Dil sayılmamaktadır. Örneğin Afrika’daki yerel diller bu kapsamda ele alınmaktadır.

Ancak Paris’te ve başka ülkelerde Kürt Enstitüleri, üniversitelerin kürdoloji bölümleri vardır; olabilir ve olmalıdır da. Ne var ki buralarda Kürtçe’nin dil olup olmadığı araştırılmamakta, sadece kimi özellikleri incelenmektedir. Yani Kürtçe’nin bir dil olduğu konusunda elimizde henüz yeterli bilimsel veriler yoktur.

Olmaması kadar doğal bir şey de olamaz. Çünkü dil olmasının toplumsal temeli oluşmamıştır.

Oysa dünyadan, toplumdan, tarihten, dilden ve ‘laftan anlamayan’ politikacı için Kürtçe bir dil olarak kabul edilebilmekte ve uğruna bir savaşım başlatılabilmektedir. Hem de özgürlük adına, kimlik adına, insanlık adına vb vb.

Duygusal ve temelsiz. Daha doğrusu salt anadile saygı üzerine temellendirilmiş..

Anadil, yani yeni doğmuş bir bebeğin anasından öğrendiği ses ve mimikler. Toplumsal değil, ulusal değil, bilimsel değil; sözcüğün tam anlamıyla ilkel bir dil, bir anlatım (language). Bir anlaşma aracı ama kesinlikle bir dilegetirme aracı değil. İnsanlığın ellibin yıl önceden buyana kullanageldiği bir anlatım biçimi…

Dilbilim açısından anadil deyimi ise, onbirinci ve onikinci  yüzyıllarda, Fransa’da, Frank’ların Fransızca’dan önceki dilleri olan francique dilinin kadınlar (analar) arasında kullanılıyor olmasından geliyor. Oysa erkekler daha çok yerel bir dil kullanıyor, günlük yaşamlarında kullanmak zorunda kalıyorlar.

Çünkü anadil evde kullanılıyor olmasına karşın, yerel dil toplum içinde kullanılıyor. Toplum olarak yaşamanın bir gereği, bir zorunluluğu olarak. Toplumsal gelişmenin sonucunda ise bu yerel dil giderek o toplumun ortak bir dili olmak yolunda evriliyor.

Sözgelimi, Fransızlar francique dilini Fransızca olarak kabul ettikten sonra ulus diye tanımladığımız bir toplum olma yoluna giriyorlar. Fransızca da böylece, ortak bir dil, resmi bir dil ve öğrenmek zorunda kalınan bir dil oluyor.

Bir toplum ortak bir dile kavuştuktan sonra, anadil ve yerel diller çokça söylendiği gibi ekinsel zenginlik olarak kalıyorlar. Ve  öylece kalmak durumundadırlar; unutulmaması için enstitüler, üniversitelerde bölümler vb açılır ama toplum içine saçılıp politika aracı olamazlar.

Çünkü, toplum içine saçılması ve politika aracı olmasının toplumsal uyumu bozmaktan başka bir işlevi olmaz. Ne var ki, Türkiye’deki Kürtçe sevdası tam da bu nedenle politikacılarca ele alınmaktadır. Bu tutumun bilimle, toplumla, hak ve hukukla ilgisinin olmadığını söylemek bile fazla.

Demek ki, Türkiye’de Kürtçe’nin anadil, yerel dil ve benzeri tanımlamalarla gündemde olması dilbilimden çok, politika nesnesi olmasından kaynaklanmaktadır.

Kürtçe yanık türküler söylenebilir ama ne bir şiir, ne bir roman yazılabilir; ne bir sözleşme ne bir bilimsel sunum yapılabilir.

Ta ki Kürdistan Devlet-Ulusu kurulup da resmi dili Kürtçe oluncaya değin.

Sorun o günlerin sorunudur, ne bugünün ve ne de Türkiye’nin.

Ha o gün bugündür denilebiliyorsa o başka. O zaman sorun dil sorunu olmaktan zaten çıkmış demektir.

Tersini kanıtlayabilecek yetkin bir kürdoloğ varsa, açıklasa da öğrensek..
Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku

Older news items: