Türkiye’nin öncelikli sorunlarının başına ‘etnik kimlik üzerinden politika’yı oturtmak kolaycılıktır. Düzende sürekliliği sağlar, ancak düzendeki aksaklıkları gidermeye yararı olmaz.
Kuşkusuz terör artmış, kapsamı genişlemiş ve kim ne derse desin ‘iç savaş’ boyutlarına ulaşmıştır. Kuşkusuz bu bozguncu, bölücü ve yıkıcı eylemler ‘etnik kimlik politikaları’ndan beslenmektedir. Ancak bu beslenmenin beslendiği politikalar üzerinde yeterince düşünülmüş müdür ? Sorun, son çözümlemede ekmek sorunudur. Çünkü, kimlik sorunu, tarihin hiçbir döneminde, dünyanın hiçbir coğrafyasında ekmek sorununu öncelememiştir. İnsanların bilinçlerini belirleyen düşünceleri değil, ama içinde yaşadıkları toplumsal koşullardır. Türkçesi ‘aç ayı oynamaz’ demektir, saldırabilir ama oynamaz. Oynatabilmek için, ama önce saldırmaması için, karnı tok olmalıdır. Türkiye’de genel olarak ‘terör’ diye adlandırılan olguyu çözümlerken, kaynakları üzerine ve çözümüne ilişkin bir dizi öneri yapılagelmektedir. Bu konuda ‘uzman’lar yetiştirilmekte, üniversitelerde dersler verilmektedir. Demek ki olgu kuramsal olarak enine boyuna ele alınıyor görünmektedir. Basına yansıdığı kadarıyla, eylemcilere bakıldığında ise; eylemcilerin hiçbirinin yeterli besin almadıkları, derme-çatma giyindikleri, sürekli bir işlerinin olmadığı ve geleceğe umutla bakamadıkları gözlemlenebilmektedir. Doğu ve Güneydoğu illerimizden gelip, büyük kentlerde işportacılık, ayakkabı boyacılığı, gündelikçi işçilik gibi geçici işlerde çalışan gençlerden oluştuğu çıplak gözle görülmektedir. Aç ve çaresiz.. Barınmak için kesinlikle yakın köylüsünün desteğinden başka desteği olmayan, boş zamanlarını ancak hemşehrilerinin kahvehanesinde geçiren yurttaşlarımızdır bunlar. İster istemez aralarında anadilleri ile konuşmakta, yöresel türkülerini dinlemektedirler. Anadillerinin bir ‘dil’ olmadığını bile bilmeden, türkülerini söyleyen ‘türkücü’lerin sanatçı olmadığını anlamadan, ve en önemlisi, büyük kentlere göç etmelerinin nedenini kavramadan yaşam savaşı vermektedirler. Kimsesizdirler. Feleğe kızıp, yazgılarına başkaldıracak duruma gelmişlerdir. Kendi yurtlarında yabancı konumuna düşürüldüklerinden, artık kendilerini oldukları gibi kabul ettirme çabasına yönelmişlerdir. Ekmek ararken kimliklerini bulmuşlardır, ekmeksizliğin nedenini kimliksizlik sanmaktadırlar. Kürt oldukları için Diyarbakır, Muş ve Hakkari’den Adana, Mersin, İzmir ve İstanbul’a gelmemişler, buralara geldiklerinde Kürt olduklarının ayırdına varmışlardır. Tartışmasız, Kürt eylemci olmak için değil ama ekmek sorunlarına çözüm bulmak için gelmişlerdir. Kürtlük olmasa idi bile, o yöre insanları bugün büyük kentleri doldurmuş olacaklardı. Onları toprağından ve ekmeğinden eden düzenin kendisidir. Şimdi ‘etnik kimlik sorunu’ ile düzen, özünde kendisini aklamaya çalışmaktadır. Ekmeğini güvencede gören hiçbir Kürt kökenli yurttaş ne sokak eylemine ve ne de emperyalist güçlerin beşinci kolu konumunda olan PKK terörizmine destek vermez, veremez. Olsa olsa, bu tür çabaları karşılığında ekmek yiyenleri olabilir. Kürt kültürü üzerine kapılgısı (fantezi) olan kimi politikacı, akademisyen, yazar ve çizerlerin bu tür eylemlerde toplumsal gerçeklik aramaları ise özde düzen savunuculuğudur. Ve öte yandan, ‘etnik kimlik üzerinden politika’ ile de çözüm yokuşa sürülmektedir. Doğu ve Güneydoğu bölge insanlarının ekmek sorunu ötelenmekte, onlar kimlik sorunu ile boşuna oyalanmaktadırlar. Oysa etnik milliyetçilik tarihsel bir artıktır (déchet), ulusçuluk artığı… Devlet-Ulus içinde yeni bir milliyetçilik arayışı, Devlet-Ulus öncesi birlikteliklere özlem demektir. Özgürlükten bağımlılığa, eşitlikten ayrımcılığa, paylaşmaktan bölüşmeye geri dönmek demektir. Kimliği ekmeğe öncelemek, arabayı öküzlerinin önüne koşmak demektir. Kaldı ki, kimse kimsenin kimliğinden ödün vermesini bekleyemez, ama ekmek kuyruğunda sahte kimlikle öne geçmeye çalışanlara da izin verilmez. O arada, ulusalcılık karşıtı Alaca Karanlıkçı Politikacılar (AKP)’ın etnik milliyetçiliğe karşı olduklarına ilişkin söylemlerinin inandırıcılıktan uzak olduğu belirtilmelidir. Onlar, etnik milliyetçilik bahanesiyle düzenlerinin devamını sağlamayı amaçlamaktadırlar. Cumhuriyet’i halkın elinden alıp, halksız bir cumhuriyet, ulussuz bir devlet, işbirlikçi bir yönetim, yoksul ve yolsuz bir ekonominin devamındadır çıkarları. Oysa kimsesizlere kimse olan gerçek bir Cumhuriyet rejiminde halkların birlik ve kardeşliğinin aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Kürtlerin özgürlüğü, herkesten önce ve herkesten çok Cumhuriyet’e sahip çıkmaktan geçiyor, Don Kişot örneği Cumhuriyet’e saldırmaktan değil. Onları topraklarından ve ekmeklerinden yoksun bırakıp kimlik peşine koşturanlardan kurtulmakla başlamaktadır özgürlükleri. Bölüşmekten paylaşmaya, ayrımcılıktan eşitliğe de böylece ulaşılabilecektir ancak. Kardeşliğin özü budur. Ve Cumhuriyet’in kurtarılması hepimizin kurtuluşu olacaktır. Bu uğurdaki çabalarımız kutlu olsun! |