Türkiye’nin ‘Kürt Politikası’ olur mu demeyin. Türkiye’de olmaz olmazmış.
Gerçekten Türkiye Cumhuriyeti, benim ikinci kuşak uluslaşma süreci diye adlandırdığım süreci başlatan ve başlangıçta başarı ile uygulayan bir cumhuriyet olarak kalsa idi, kürt ya da herhangi bir etnik grup politikasına gereksinmesi kalmayabilirdi. Oysa ve ne yazık ki, bugün böyle bir politikanın oluşturulması konusunda tartışmalar yapılabilmektedir. Özünde bu, Türkiye’nin etnik yapısından değil ama cumhuriyetin nitelik yitirmesinden kaynaklanmaktadır. Öncelikle Cumhuriyet, bağımsızlık niteliğini yitirerek bağımlı konuma düşürülmüştür. Sonra, temsil mekanizması soysuzlaşarak demokratik niteliğini yitirmiştir. Bu ikilinin sonucunda, doğal olarak, toplumsal eşitsizlik artmış ve kardeşlik niteliği zedelenmiştir. Bütün bu olumsuz gelişmeler güven bunalımına, giderek ulusal kaynaşma yerine toplumsal ayrışmalara yol açmış bulunmaktadır. ‘Kürt Politikası’ bu ayrışmanın nedeni değil sonucudur. Ancak bir kez ortaya çıktıktan sonra, ayrışmayı hızlandırıcı etkisi de olmaktadır. Oysa, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik kavramları Fransız Devrimi’nden sonra, Avrupa’da soyut burjuva kavramlarına dönüşürken, Türk Devrimi ile yeniden ete kemiğe büründürülmeye çalışılmıştı. İkinci kuşak uluslaşma sürecinin özü budur. İşte ulusçuluk ya da ulusalcılıkla anlatılmak istenen, her türden etnik milliyetçilik anlayışını yadsıyan, ulusal bağımsızlık çerçevesinde bireysel özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkelerini benimseyen bir kavramsallaştırma, bir anlayıştır. Bir ilkeler bütünüdür, bir yoldur (yöntem) ve bir izlencedir (program). İlkelerden ödün, yoldan sapma ve programda aksama olunca bir ‘Kürt Politikası’nın oluşturulması da kendisini dayatmaktadır doğal olarak. Ardından Rum ve Ermeni politikalarının gelmemesi için ise hiç bir neden kalmayabilecektir. Ve kuşkusuz, karşısında katıksız bir Türk politikası yeralacaktır; ilkesiz ve tepkisel. Oysa ulusculuk ya da ulusalcılık, bir Türkiye politikasıdır. Bir politika ve bir pota: Türk, Kürt, Rum ve Ermeni’nin; Türk, Kürt, Rum ve Ermeni olmadan önce Türkiye potasında olduğunu benimsemesi; Türklük, Kürtlük, Rumluk ve Ermeniliğin hiçbir koşulda Türkiye’nin önceliğini tartışma konusu yapmaması. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda benimsenen ilkedir bu. Alaca Karanlıkçı Politikacılar (AKP) ise bu ilkenin ortadan kaldırılması için çalışmaktadırlar. Cumhuriyet bağımsızlık ilkesini yitirince, ABD ve AB etnik politikaların uygulamaya konulması için başlangıçta öneri ve ardından dayatma yoluna girebileceklerdir. Nitekim AB sorumluları ‘Türkiye’nin yeni bir toplumsal sözleşmeye gereksinimi var’ demekte, ABD ise doğrudan ‘Kürt Devleti kurduracağını’ ilan etmiş bulunmaktadır. Bu öneriler, Alaca Karanlık Politikacılarının ‘sivil anayasa’ istekleri ve ‘inadına demokrasi’ söylemleri ile dile getirilmektedir. Tasarlanan anayasa değişikliği ile ‘Kürt Politikası’ da anayasal bir güvence kazanmış olacaktır. Özünde bu, Türkiye’de uluslaşma sürecinin tıkanmış ve Türk Devrimi’nin tükenmiş olduğu anlamına gelmektedir. Ve bir ‘Kürt Devrimi’nin demokratik yoldan başarılı olacağı .. ‘İnadına demokrasi’nin ise demokrasi ile herhangi bir ilişkisi olmayıp, salt yürürlükteki ‘sözde seçim sistemi’ anlatılmak istenmektedir. Ve ABD ve AB tarafından sağlanan parasal olanaklarla desteklenen bu ‘demokrasi oyunu’ kağıttan kaplan bir ekonomik düzenekle sürdürülebilmektedir ancak. Alaca Karanlıkçı Politikacılar, son altı yılda Türkiye’yi beşyüz milyar dolar borca batırmış bulunmaktadırlar. İçinde bulunduğumuz bunalımla bu borç, en iyimser öngörü ile ikiye katlanacaktır. İşte Alaca Karanlıkçı Politikacıların ak mı kara mı oldukları da böylece ortaya çıkacaktır. Özünde, alınan bu borç paralar ile seçimleri iki kez ‘kazanmış’ olmaları Türkiye’yi dört kez ‘kaybettirmiş’ olmaktadır: Cumhuriyet döneminin alınteri ; Doğu ve Güneydoğu Bölgelerindeki yurttaşlarımızın Cumhuriyet’e güvenleri; Cumhuriyet’in demokratik, laik, toplumsal ve hukusal nitelikleri; Ve bu değiştirilemez niteliklerin ‘değiştirilemez’liği.. Eh bu aşamadan sonra ‘kürt politikası’ da olağanlaşır, ‘sivil anayasa’ da. Ne ki Türkiye Cumhuriyeti kalmaz. Tek çözüm ne pahasına olursa olsun Alaca Karanlıkçı Politikacılardan kurtulmaktan geçmektedir. Yaptıkları yapacaklarının göstergesi değil midir? |