Yaşar Büyükanıt’ın cumhurbaşkanı ‘Ermenistan açılımı’ yapmış diyorlar. Nasıl mı ? Futbol maçı için Ermenistan’a giderek.
Böylece bir yerleri açmış oluyormuş. Bu bir gelişmedir gerçekten. Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerde değil ama Alaca Karanlık Partisi’nin eylemlerinde bir açıklığa doğru gidildiğinin göstergesi olarak bir gelişme. Bu denli kendilerine güvenmedikleri dönemde hem iç ve hem de dış ilişkilerini hep gizli yürütuyorlardı oysa. Şimdi yavaş yavaş açılıyorlar demek. 14 Nisan 2007’de Paris’te, ‘Ermeni Soykırımı’nı yadsıyana ceza öngören yasayı protesto etmek için bir yürüyüş tasarlıyorduk. Şubat ve Mart aylarında kimi hazırlıklar yaptık. Türkiye’den Türkiye’yi seven politikacılar, bilimadamları, aydın ve sanatçılar da gelecekti. Paris Büyükelçimizi bilgilendirmiştik, onun da gelme olasılığı vardı. Apansız dönemin Adalet Bakanlığı’nı işgal eden Çiçek Cemil’in herkesten önce geldiğini duyduk. Gizli gizli. Hükumet’in sözkonusu yasa dolayısıyla Fransa’ya ‘ambargo’ uyguladığını bildiğimiz için sevindik. Sonunda hükümet de hükümet olalı olumlu bir iş yapacak diye umduk. Nasıl da yanıldık. Bir kez de olsa bu Alaca Karanlık Partisi’nden olumlu bir adım atıldığını görmeyecek miydik ? Ve görmedik. Meğer Çiçek, dönemin Dış İşleri Bakanlığını işgal eden Abdullah Gül’ün "Ermeni soykırımı yasası nedeniyle, Fransız firmalarına uygulanan ekonomik ambargonun kararlılıkla sürdürülmesi..." bağlamında gelmişmiş. Yani hükümet Fransa'ya karşı ekonomik ambargo kararı almış, yetmemiş ve Gül, bunun kararlılıkla uygulanmasını 25 Ocak 2007 tarihli bir yazıyla ayrıca istemişmiş. Gerisini Yalçın Doğan’ın 7 Nisan tarihli Hürriyet gazetesindeki köşesinden okuyalım : « Merak bu ya, diyor Yalçın Doğan,7 Şubat günü burada çıkan yazıda, ben bu projenin Fransız şirketinin yer aldığı guruba verildiğini yazıyorum. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım doğruluyor, kararda ihaledeki fiyat farkının rol oynadığını belirtiyor ve o gün anlaşmanın henüz imzalanmadığını ekliyor. Şimdi "kararlılıkla ambargo uyguladığımız" Fransa'nın bir şirketine verilen proje imzalanmış bulunuyor. Projenin bu guruba verilmesinde teknik ve mali artılar ağır basıyor olabilir. Yapım süresi rol oynamış olabilir. Bilmediğimiz başka nedenler de olabilir. Bunların hepsi geçerli olabilir. Hatta, Fransa'ya ambargo koymak ne kadar gerçekçi, o bile tartışılabilir. Ama, madem ki, ambargo kararı var ve bu ısrarla izleniyor, o zaman bu ihale, neden bir Fransız firmasının bulunduğu guruba veriliyor? Sıradan bir söz gibi ama, uluslararası arenada vazgeçilmez bir kural var. Ciddi devlet olmak, inandırıcı devlet olmak. Bir karar alırsınız, sizin için hayatidir, kimse yüzünüze bile bakmaz, geçmişteki sabıkanız nedeniyle, çünkü sizi ciddiye almaz. Yine de, merak bu ya, neden bu gurup? Sessizliğin sesini duymak istiyorum. » Fransa ile imzalanan anlaşma, değeri 815 Milyon avro olan Marmaray projesi. Asya’yı Avrupa’ya bağlayacak olan yüzyılın projesi. İmza tarihi 28 Mart 2007. « Proje bu kadar büyük, bu kadar kapsamlı, bu kadar iddialı, üstelik seçimler yaklaşırken, seçim malzemesi olabilecek bir anlaşma, yine de sesiz sedasız imzalanıyor. Ne bir tören, ne anlı-şanlı bir duyuru, ne TV kameraları, ne nurlu ufuk nutukları, yok, hiç biri yok ». Ve Fransa’da yapılması tasarlanan yürüyüşe izin yok. Biz izni Çiçek’ten almıyoruz ama, Çiçek bizim kıramayacağımız insanlardan ricacı. « Aman Fransız’ları korkutmayalım, ürkütmeyelim ricası ». Yani bu hükumetin Gül’ü Çiçek’i yüzyılın dev anlaşmasını Fransa ile gizli gizli imzalıyorlar da açık açık Fransa’ya ambargo koyduk diyorlar. İşte bu Alacakaranlık politikasıdır. Neresi niye gizli neresi neden açık bilinmez. İçi karanlık dışı karanlık. Şimdilerde açılıyorlarmış. Açılsınlar da görebilelim hiç değilse. |