Haşim Kılıç’ın ‘Ak parti kapatılmamıştır’ tümcesi Türk halkının belleğine kazınmaktan öte doğrudan çakılmıştır. Hem de vida gibi döndürülerek değil, ama vidayı doğrudan çivi gibi çakarak…
Öncelikle Anayasa Mahkemesi Başkanı, bir anayasa mahkemesi başkanı olarak değil inançlı bir AKP’li gibi konuşmuştur. Benim Alaca Karanlık Partisi dediğim partinin adı, eğer Adalet ve Kalkınma Partisi ise Haşim bey, partinin tam adını söylemek ya da kısaltılmış olarak AKP demek durumunda idi. Böyle söylemek onun için bir zorunluluk, bir kaçınılmazlıktır. Böyle söylememekle yansız olmadığını göstermiş olmaktadır. Başka bir dizi kanıt ileri sürülmektedir, ama salt ‘Ak parti’ demesi Haşim bey’in Anayasa Mahkemesi Başkanlığına yakışmadığının en açık göstergesidir. Ancak burada ben başka bir gösterge üzerinde durmak istiyorum. Sözcüklerin gücü üzerinde. 1980’lerden sonra, sözcükler yeniden biçimlendirilirse toplum da dönϋştϋrϋlebilir görϋşϋnϋn yeniden ileri sϋrϋldϋğϋnü görϋyoruz. Freud’un kϋçϋk gizli şeyler, bireyin kişiliğinde ve giderek tϋm toplumda belirleyici olabilir savının gϋncelleştirilmesi bir anlamda. Bir başka anlamda, Saussure ve ya da Lacan gibi ‘şeyler evrenini kuran sözler evrenidir’ görϋşϋnϋn yeniden pazarlanması. 1980’lerden sonra, Türkiye’de, Osmanlıca sözcüklerin kullanılmasının özendirilmesi, giderek bir devlet politikası olarak uygulanması bir rastlantı değildir. Alaca Karanlık Partisi Genel Başkanı da hemen hergün duyulmadık eski bir sözcüğü kullanıma sürmekte değil midir? Daha önce yazmıştım; dϋşϋnce özgϋrlϋğϋnden yana olmak, önce ‘ne’den yana olunduğunu bilmekten geçer. Dϋşϋncenin bir ürϋn olduğu ve her ϋrϋn gibi bir eyleminin sonucu olduğu ortadadır. Zaten ‘verbe’ latin kökenli dillerinin hemen tϋmϋnde hem ‘söz’ ve hem de ‘eylem’ anlamına gelmektedir. Yani ‘verbe’ sözcϋğϋ bir başına tinsel ve özdeksel dϋnyaların her ikisini de simgeleyebilmekte; bu da sözcϋklerin ne denli gϋçlϋ ve belirleyici olabileceklerini göstermeye yetmektedir. Dil ile dϋşϋncenin oluşumu arasında doğrudan bir ilişki olduğundan, dilin değişmesiyle dϋşϋncenin de değişebileceği ileri sürülebilir. Ya da dϋşϋnceyi değiştirmek için dili değiştirmekten başlanabilir. Türkiye’de, Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte uygulamaya konulan bundan başkası değildi. Cumhuriyet karşıtlarında ‘travma’ yaratması işte bu nedenledir. Şimdi ‘devran’ Cumhuriyet karşıtlarında olduğundan, süreci tersine çevirmeye çabalamalarını da olağan karşılamak gerekir. Olağan olmayan, Haşim beyi onların ‘eseri’ gibi değil de Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak görmektir. |