Kimi konularda ‘askerin duruşu’ merak edilir ve hemen en büyük askere koşulur. Oysa yanıt bilinmektedir : ‘Malum olduğu üzere…’
Gerçekten asker bir ulusta ‘askerin duruşu’nu bilmemezlik olmaz. Yaşamımızda en unutulmaz günlerimiz askerlik günlerimiz değil midir? En küçük rütbeli komutanımızdan başlayarak tüm komutanlarımızın ciğerini okumamış olmamız düşünülebilir mi? O nedenledir ki, kimi ‘malum çevreler’ durup dururken bir de ‘askerin duruşu ne?’ diye öküz altında buzağı aramaktadırlar. Bizim askerimiz ‘Atatürkçü’dür. Hatta her biri, daha askeri liseye başlarken, kendisinin de bir gün bir ‘Atatürk’ olabileceği amacıyla başlar. En büyük komutan olduğunda, artık onun en büyük ‘Atatürkçü’ olduğundan kuşku duyuluyor olması bir başına ‘maksat’ın ta kendisidir. Şimdi bu ‘malum maksatlı’ları biryana bırakıp şu soruların yanıtlarını arayabilir miyiz ? Askerimiz ‘halkçı’ mıdır ? ‘milliyetçi’ midir ? ‘devletçi’ midir? ‘devrimci’ midir? Hayır. Ya necidir? Biraz ‘laik’, biraz da ‘cumhuriyetçi’; yani ılımlı laik ve ılımlı cumhuriyetçi, ama kesinlikle Atatürkçü değil. *** Mehmet askere gider. Atış eğitimi sırasında komutan Mehmet’e sorar - Oğlum varsayalım ki düşman karşıdan geliyor, ne yaparsın? - Hemen ateşe başlarım komutanım - Ya düşman sağ taraftan geliyor olsa? - Sağıma döner ateş ederim komutanım - Ya sol taraftan geliyor olsa? - Bu kez soluma döner onlara da ateş ederim komutanım - Pekiyi ya arkadan da geliyor iseler? - Komutanım insaf, arkamda siz varsınız onlara da bir zahmet siz ateş edin bari… *** Şimdi askerimiz Cumhuriyet tarihimizin hiçbir dönemiyle karşılaştırılamayacak denli iç ve dış ‘malum maksatlı çevreler’ce kuşatılmış durumda. Ancak karşıdan gelenlere göğsümüzü siper eden biz, soldan saldıranlara en çok direnen biz, sağdan saldıranlara da en çok ezilen biz değil miyiz? Eh insaf komutanım… Siz nasıl duruyorsunuz? ‘Bildiğimiz gibi’ ise, siz öylece kalakalın, biz arkadan gelenler ile de başedebiliriz. Çünkü biz gerçek Atatürkçü’leriz. |