İTİRAF EDİYORUM (1)
Tarih: 26-07-2008 00:21


14 Temmuz 2007 günü Paris’te Talat Paşa Komitesi’nin bir toplantısı yapıldı. Türkiye’den gelen konuklar bir gün önceden gelmişler, Kemal Alemdaroğlu’nun gelişi toplantı gününe kalmıştı. O’nu havaalanından almak da bana düşmüştü.

            İlk kez karşılaşacaktık ama onu televizyonlardan görmüşlüğüm vardı.

            Bekleme salonundan el salladım o da beni kasketimden tanımış olmalı ki ‘tamam’ der gibi başını salladı.

            Böylece ‘örgüt’ümüzün büyüklerinden biri ile başbaşa kalmak olanağım oldu.

            Charles De Gaulle havaalanından Paris’e değin en az yarım saat ‘örgüt’ün kimi sorunlarını konuştuk.

-       İlhan abi, dedim bir ara, neden gelmedi ?

-       O Ankara’yı örgütlüyor dedi, Mustafa ile birlikte.

-       Balbay mı?

-       Sen de hepsini tanıyorsun der gibi yüzüme baktı.

-       Tercüman gazetesi de bizden gibi görünüyor dedim.

-       Ooo biz ‘Millî Çözümü’ de bize bağladık, haberin yok mu ?

Utandım desem yeridir. Nasıl da güzel ‘örgüt’leniyorduk, ben ayırdında olsam da.

Zaten bu tür ‘örgüt’lenmeye başlamayıverin, gerisi kendiliğinden gelirdi.

Ankara Ticaret Odası tamamdı, anlattığına göre. Ancak Sanayi Odası’ndan Çağlayan ‘Hükûmet’ tarafına kaymıştı. 22 Temmuz seçimleri öncesi bakanlık-makanlık, ihale-mihale sözü alanlar kayıyorlardı.

Ertuğrul Günay’dın örneğin. Ama Günay’dın Ertuğrul’un kayacağını ben daha önceden kestirmiştim zaten.

Olsun !

Askerle durum nasıl dedim ?

- İki kafa adamımız var dedi.

Şener ve Hurşit paşaların adını böylece öğrendim.

Bir dizi general ve amiral de vardı kuşkusuz ama hepsini sayamazdı ki.

Silah durumumuz nasıl dedim, gerekirse buradan gönderelim.

Üzüldüğü her halinden belli oluyordu; el bombalarımızın önemli bir kısmı ele geçmiş, birkaç tanesi de Cumhuriyet gazetesi operasyonunda kullanılmıştı. Elde çok az sayıda maytap ve mantar tabancası kalmıştı.

Sahici tabancayı ise Alparslan mı ne ele vermişti.

Böylece Sinan Aygün’ün odasından yitirdiğimiz tabanca ile ikinci sahici tabancamızdan da olmuştuk.

Avrupa’dan çaresine bakmak da kolay iş değildi. Saddam olsa belki yardım edebilirdi ama ne yazık ki o da yoktu.

Bakıştık, ağlayacak halde idik.

Ancak bizim gibi ‘örgüt’lü insanlara ağlamak yakışmazdı.

Gülüştük bu kez, toparlandık.

Bekir Coşkun’u niye bağlayamıyoruz diyecek oldum. Günü gelince Emin Çölaşan da bizimle olacak dedi, merak etme sen.

Paris’e yaklaşıyorduk. Ödünç otomobile hem yakıt almak ve hem de bir kahve içmek için istasyona girdiğimizde,

-Aman, dedi Alemdaroğlu, valize dikkat edelim; içinde krokiler var.

- Ne krokisi demeye kalmadı, toplantının yapılacağı salonun adresini gösteren kent planını çıkarmaz mı?

Ya karşılamaya gelen olmaz da taksi tutarsam diye düşünmüş, İstanbul’dan Paris planını yanına almıştı.

Gülüştük.

Bizim ‘örgüt’de hiçbir ayrıntı savsaklanamazdı.

Sahi bizim ‘örgüt’ iyi bir ‘örgüt’tü ama adı neydi?

Hay Allah senden razı olsun Zekeriya Öz beyefendi. Ergenekon demesen aklımıza gelmeyecekti.
Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku

Older news items: